Halklara savaş ve hak gaspları, sermayeye rekor kârlar: Genel grev için daha ne lazım?
Avrupa’nın Gündemi’nde bu hafta şirketler savaştan rekor kâr elde etmeyi sürdürürken sosyal hakların silahlanma için yok edilmesi var. Bu duruma karşı “Neden genel greve çıkılmıyor?” sorusu gündemde. İngiltere ise yeni başbakanını tartışıyor.
İtalya’da işçiler geçtiğimiz 23 Mayıs’ta “Silahlar aşağı, maaşlar yukarı” sloganıyla savaşa ve Gazze soykırımına karşı iş bırakmışlardı. (Fotoğraf: USB sendikası)
ABD ve İsrail’in Ortadoğu’yu sürüklediği savaşın ve enerji krizinin bedelini milyonlarca insan öderken, Fransız petrol devi TotalEnergies bu krizden milyarlar kazanmaya devam ediyor. Şirket, ikinci çeyrekte net kârını ikiye katlayarak 5.4 milyar dolara çıkardı. Halk artan yakıt ve enerji faturaları altında ezilirken, fosil yakıt tekellerinin savaşlardan ve krizlerden servet devşirmesi yeniden büyük tepki topluyor. Sivil toplum örgütleri, TotalEnergies’in “savaş kârlarına” karşı vergilendirme çağrısı yapıyor.
Almanya’nın 2027 için rekor bütçesi, silahlanmaya dev yatırımlar, sosyal alanlarda ise kesintiler içeriyor. Alman hükümeti tarafından kabul edilen yeni bütçe taslağına göre, devlet, önümüzdeki yıl 555.4 milyar avro harcamayı planlıyor. Bütçedeki bu devasa artışın temel nedeni Alman ordusunun silahlandırılması. Çalışma Bakanlığı hariç, diğer birçok alanda ise kesintiye gidiliyor. Örneğin, 2030 yılına kadar Sağlık Bakanlığı bütçesi 22 milyar avrodan 15 milyar avroya, Eğitim Bakanlığı bütçesi ise 17 milyar avrodan 14 milyar avroya düşürülecek. Seçtiğimiz makale ise bu saldırılara karşı sendikaların neden genel greve gitmediğini tartışıyor.
İngiltere’de Eski İşçi Partisi Lideri ve Başbakan Keir Starmer’ın istifasının ardından görevi devralan Andy Burnham’ın kurduğu yeni hükümet, özellikle İşçi Partisi solu ve sendikal hareket içinde hem umut hem de temkinli bir bekleyiş yarattı. Hayat pahalılığına karşı açıklanan ilk adımlar olumlu karşılansa da Starmer döneminin sert ve otoriter politikalarıyla özdeşleşen isimlerin kabinedeki yerini koruması, Burnham’ın gerçekten köklü bir siyasi değişim hedefleyip hedeflemediğine ilişkin soru işaretlerini artırıyor. Morning Star, yeni hükümetin ilk kararlarını değerlendirirken, bu adımların daha kapsamlı ve kamucu reformların başlangıcı olup olmadığını sorguluyor.
Petrol devine savaş bereketi: TotalEnergies kârını ikiye katladı
Tom Demars
Humanité/Fransa
Petrol devi TotalEnergies, bu yıl ikinci çeyrekte 5.4 milyar dolar net kâr elde ederek; bir önceki yılın aynı dönemine göre kârını iki katına çıkarttı. Greenpeace Fransa ve Réseau Action Climat’ın da aralarında bulunduğu çeşitli sivil toplum kuruluşları buna tepki göstererek, bu rekor kârların vergilendirilmesi çağrısında bulundu: “Milyonlarca hane yakıt temin etmekte zorlanırken, Total bu enerji krizinden büyük ölçüde kârlar sağladı”
Bir şeyin alışılmış olması, onun skandal niteliğini ortadan kaldırmıyor. Petrol şirketi TotalEnergies, 23 Temmuz Perşembe günü bir kez daha net kârında büyük bir artış -bu kez iki katına çıkış- açıkladı: ikinci çeyrekte 5.4 milyar dolar. Geçen yılın aynı döneminde ise bu rakam 2.7 milyar dolardı. Böylesine bir gidişatın nedenleri ise malum: Petrol ve doğal gaz devi, ABD ile İsrail’in Ortadoğu’da başlattığı savaşın ardından zaten yüksek olan hidrokarbon fiyatlarında yaşanan patlamadan kârlılık elde ediyor.
Grubun CEO’su Patrick Pouyanné, gerçeği küçümseyen yeni bir açıklamaya imza atarak, “Ortadoğu’daki çatışmayla bağlantılı olarak fiyatların yüksek seyrettiği bir ortamda TotalEnergies, entegre modeli ve faaliyetlerini çeşitlendirmiş olmasının avantajını kullanarak ikinci çeyrekte 6 milyar dolarlık düzeltilmiş net sonuç (analistlerin takip ettiği gösterge) elde etti” dedi.
Sözde bir dayanışma jesti
“Enerji krizi şirkete büyük ölçüde kârlar sağladı; buna karşılık milyonlarca hane yakıt temin etmekte zorlandı” diyen STK koalisyonu (Greenpeace Fransa, CCFD-Terre Solidaire, 350.org, Réseau Action Climat, Oxfam France) ortak açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Şirketin istasyonlarında pompa fiyatlarına tavan getirilmesine ilişkin sözde dayanışma jesti, 2026 yılının ilk çeyreğinde elde ettiği kârın yalnızca yüzde 4’üne denk gelen bir maliyet getirmiş.”
Diğer taraftan, yılın ilk altı ayının tamamında Fransız grup 11.2 milyar dolar net kâr elde etti; bu, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 72 gibi çok yüksek bir artışa karşılık geliyor. TotalEnergies, ilk çeyrekte de petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki sert yükselişin yanı sıra ticaret faaliyetlerinin desteğiyle net kârında çok güçlü bir artış kaydetmişti. Böylece net kârı 5.8 milyar dolara ulaşmış, bir yıl öncesine göre yüzde 51 artmıştı.
Hürmüz Boğazı’nın abluka altına alınmasının körüklediği petrol krizinin yanı sıra, TotalEnergies’in devasa kârlar elde etmesini sağlayan bir diğer etken de dünyanın dört bir yanında yürüttüğü projelerin çoğalması oldu. Brezilya’dan ABD’ye, oradan Libya’ya kadar uzanan bu projeler giderek arttı. Ve şirketin ifadesiyle bunlar, “çeyrek boyunca günlük ortalama 210 bin varil petrol eş değeri (210 kbep/gün) düzeyindeki Ortadoğu üretim kayıplarının etkisini kısmen telafi etmeyi” mümkün kıldı.
Dünya genelinde sera gazı salımı en yüksek yirmi şirketten biri olan TotalEnergies, ölümcül sonuçlar doğuran fosil yakıt piyasasında önemli oranda büyümeye devam ediyor. Doğal gaz ve petrol, şirketin enerji üretiminin yüzde 97’sini, 2025 yılı yatırımlarının ise yüzde 82’sini oluşturuyor.
‘Daha adil vergilendirme kuralları oluşturulmalı’
Bu olağanüstü kârların vergilendirilmesi olasılığı da yeniden gündeme geliyor. TotalEnergies’in savaş kârlarını eleştiren beş kuruluş şu hatırlatmayı yapıyor:
“Uluslararası vergi iş birliğine ilişkin Birleşmiş Milletler sözleşmesine ilişkin müzakerelerin beşinci turu 3 Ağustos Pazartesi günü New York’ta başlayacak. Gerçek anlamda çok taraflı olan bu forumun, 2027 yılında, özellikle iklim krizinden en fazla etkilenen ülkelerin yararına olacak şekilde, daha adil vergilendirme kuralları ve mekanizmaları oluşturabilecek küresel bir anlaşmayla sonuçlanması gerekiyor.”
Yine de bunun gerçekleşebilmesi için hükümetin bu yöndeki her türlü girişimi baltalamaması gerekiyor. Ortak açıklamada şu değerlendirme de yer buldu: “Fransa, bu müzakerelerde yapıcı olmayan, yeterince iddialı davranmayan ve süreci yavaşlatan bir tutum sergiliyor; özellikle de ‘kirleten öder’ ilkesinin sözleşme metnine dahil edilmesi konusunda.”
Macron yönetimi ise en azından Fransız petrol devine verdiği destek konusunda tutarlı olmakla övünebilir. Nisan ayının başında, Portekiz, Avusturya, İtalya, Almanya ve İspanya maliye bakanlarının Avrupa Komisyonu nezdinde yaptığı, savaş dönemlerinde enerji şirketlerinin olağanüstü kârlarına vergi getirilmesi çağrısını görmezden gelmişti.
Çeviren: Eren Can
Sosyal alandaki kısıtlamalara verilecek etkili cevap: Genel grev
Nelli Tügel
Neus Deutschland/Almanya
Planlanan reformlar ve onaylanan sağlık hizmetlerindeki kesintilerle Alman hükümeti yaz tatiline girdi. Ancak sorun, hükümetin mevcut saldırılarının ötesine uzanıyor: Yüksek gelirleri destekleyen ve işçiler üzerinde daha büyük bir yük oluşturan bir sosyal güvenlik sisteminde yatıyor.
Alman hükümeti, ardında bir yıkım izi bırakarak yaz tatiline girdi. Son birkaç aydır, tüm hükümet refah devletini ortadan kaldırmak için baş döndürücü bir hızla çalıştı. Sosyal yardım Vatandaşlık Parası’nı kaldırmaktan sekiz saatlik iş gününe saldırmaya kadar her şeyi yaptılar. Bu politika, özellikle yaz tatilinden önceki son günde kabul edilen sağlık reformunda açıkça görüldü.
Merz Hükümetinin sosyal alandaki bu kesintilerine karşı neden genel grev yapılmıyor? Birçok kişi şu anda bu soruyu soruyor. Birleşik Hizmet Sendikası Verdi gençlik kolu da son zamanlarda Instagram hesaplarında “Bir şeyi açıklığa kavuşturmak” istedikleri için bu soruyu giderek daha fazla soruyor. Cevap: “Kısacası: Mümkün değil.” şeklinde. Siyasi (genel) grevler Almanya’da kesinlikle yasak. Birçok eleştirel tepki, gönderinin hızla silinmesine yol açtı. Ancak soru hâlâ geçerli. Sendikanın gençlik kolunun yaydığı şey doğru mu?
Aslında, siyasi grevleri yasaklayan bir yasa yok. İş hukuku esasen kimin, ne zaman ve nasıl grev yapabileceğini belirleyen mahkeme kararlarına dayanıyor; sözde yargıç kararıyla oluşturulan hukuk. Erken Federal Cumhuriyet’teki en önemli kararların bazıları, işverenler birliğinin baskısı altında, Nazi Hukukçu Hans Carl Nipperdey’in liderliğindeki bölgesel iş mahkemeleri ve Federal İş Mahkemesi tarafından verildi. Bu kararlar o zamandan beri grev olanaklarını önemli ölçüde kısıtladı.
Batı Alman grev hukukunun gelişimi de sosyal partnerlik yani işçi işveren ortaklığıyla yakından iç içedir. Mahkemelerin bu kadar çok etki gösterebilmesinin nedeni, Fransa’nın aksine bireysel grev hakkının Anayasa’da yer almamış olmasıydı. Bunu yapmaya yönelik somut bir öneri masadaydı.
Müdahale eden bizzat sendika liderliğiydi. O zamanki Alman Sendikalar Federasyonu (DGB) Başkanı Hans Böckler, Konrad Adenauer’e grev hakkını anayasaya genel bir temel hak olarak dahil etmemesini tavsiye etti. Bunun “izinsiz grevleri” teşvik edeceğinden ve sendika aygıtının gücünü sorgulatacağından korkuyordu. Böckler’in grev hakkını sendikalara ve “toplu iş sözleşmelerini ihlal etmeyen grevlere” sınırlama önerisi de yasaya giremedi. Anayasa’da sadece örgütlenme özgürlüğü güvence altına alındı; grev hakkının ayrıntıları ise mahkemelere bırakıldı.
Peki şimdi ne olacak? Sendikaların siyasi grevler için harekete geçmemesinin nedenini statükoyu gerekçe göstererek haklı çıkarmaya devam eden herkes, mevcut durumdan memnun. Daha geniş bir grev hakkı asla kendiliğinden ortaya çıkmayacak, ancak statükonun sorgulanması sonucunda ortaya çıkacak. Ancak bu, söylendiği kadar kolay değil. Ne yazık ki, sendikaların yasal olarak şüpheli bir iş bırakma eylemi çağrısında bulunmaları olası değil. Oysa siyasi grevlerin yasal olarak yasaklanmasına karşı mahkemede başarılı bir şekilde dava açmak için tam olarak bunu yapmaları gerekecek. Sendika yetkililerinin kendilerini genellikle bir düzen gücü olarak görmeleri ve dahası, sorumluluk korkusuyla yasal sınırları aşmaktan kaçınmaları, çözülmesi zor bir sorun teşkil etmekte.
Peki, her şey olduğu gibi mi kalmalı? Hayır. Birincisi: Her şeye rağmen, Almanya Federal Cumhuriyeti tarihinde büyük siyasi grevler olmuştur; örneğin 1996’da hastalık sırasında tam ücret ödemesinin korunması için yapılan grev gibi. İkincisi: Her şey değiştirilebilir. Kanunlar ve mevzuat bile. Hatta Alman sendikaları bile…
Çeviren: Semra Çelik
Burnham’ın kabinesi kaygı yaratıyor.
Morning Star
Başyazı/İngiltere
Andy Burnham, başbakanlığa, ilk Bakanlar Kurulu toplantısında kullandığı ifadeyle, bir “hayat pahalılığı hükümeti” olarak tanımlamayı amaçlayan peş peşe açıklamalarla başladı.
Açıklanan adımların hepsi kendi başına olumlu karşılanabilir.
Fotoğraf: AA
Dijital kimlik kartı planlarından (Keir Starmer Hükümetinin kimlik doğrulama, kamu hizmetlerine erişim ve göçmenlik denetimi gibi alanlarda kullanmak üzere geliştirmeyi planladığı; kişisel bilgilerin merkezi bir dijital sistemde tutulmasını öngören ve büyük teknoloji şirketlerinin kamu altyapısı ile kişisel veriler üzerinde daha fazla güç kazanabileceği gerekçesiyle eleştirilen proje) vazgeçilmesi, kişisel verilerimizden mümkün olan en yüksek kârı elde etmeye çalışan “teknoloji baronu” patronlara indirilmiş bir darbedir ve en azından Britanya’nın giderek genişleyen otoriter gözetim kültürünü yavaşlatacaktır.
Elektrik faturalarındaki KDV’nin sıfıra indirilmesi -Avrupa Birliği kuralları nedeniyle bunu yapması hâlâ mümkün olmayan Kuzey İrlanda hariç- özelleştirilmiş, ithal fosil yakıtlara bağımlı bir enerji piyasasında, ticaret savaşları ve gerçek savaşların yol açtığı tedarik aksaklıkları nedeniyle yükselen enerji maliyetlerine verilmiş bir karşılıktır.
Otobüs ücretlerindeki tavan fiyatın 3 sterlinden 2 sterline indirilmesi ise toplu taşımaya bağımlı olanlar açısından ciddi bir fark yaratır ve insanları otomobil yerine otobüs kullanmaya teşvik eder.
Eksik olan şey ise Burnham’ın geçen hafta “siyasi gücün merkezileştirildiği, ekonomik gücün ise özelleştirildiği” bir sistemden kopma sözü verirken ima ettiği daha büyük vizyona dair herhangi bir gönderme yapmamış olması. Burnham’ı destekleyenler, bir hükümetin ilk 48 saatinde bunun pek de şaşırtıcı olmadığını söyleyecektir. Bunlar, yeni Başbakanın ailelerin ne kadar büyük bir baskı altında olduğunu anladığını göstermek için hemen uygulanabilecek basit adımlardır. Dijital kimlik planının iptali bile Burnham’ın ekibi tarafından bir hayat pahalılığı kararı olarak sunulmaktadır; programa harcanmayacak paranın teorik olarak KDV indiriminin finansmanında kullanılacağı söylenmektedir.
Bu önlemler daha sonra daha radikal adımlar atılmasının önünde engel değil. Temel sektörlerin yeniden kamu mülkiyetine geçirilmesi gibi kapsamlı değişikliklerin ayrıntılandırılması ve maliyetlendirilmesi daha fazla zaman alacaktır. Sorun şu ki bu ilk önlemler, köklü reformlara giden birer basamak olarak sunulmamakta ve Başbakan bu reformlar konusunda belirsizliğini korumaktadır.
Dijital kimlik uygulamasının neden kaldırılması gerektiğine dair siyasi bir gerekçe ortaya konulmaması, programın herhangi bir zamanda yeniden gündeme getirilmesinin önünü açık bırakmaktadır. Özellikle de tahmini maliyeti olan 1.8 milyar sterlin -ki bu son derece spekülatif bir rakam- hükümet bütçesi açısından çok büyük bir miktar değildir. Ayrıca Shabana Mahmood’un (göç, protesto ve kamu düzeni konularındaki sert ve otoriter yaklaşımı nedeniyle Starmer döneminin çizgisini temsil eden isimlerden biri) içişleri bakanı olarak görevde tutulması, Burnham’ın Keir Starmer’ın izlediği otoriter çizgiden uzaklaşmayı amaçladığı yönündeki iddialara gölge düşürmektedir.
Burnham’ın KDV indirimini, enerjinin kamulaştırılmasına yönelik bir plan hazırlanırken uygulanacak geçici bir önlem olarak açıklaması kolay olurdu. Zaten dikkatle maliyetlendirilmiş planlar mevcuttur; özellikle Unite sendikasının Unite Investigates ekibinin (Unite sendikası bünyesinde şirketlerin faaliyetlerini, kârlarını, kamu hizmetlerini, özelleştirmeyi ve ekonomik politikaları araştırarak sendikanın kampanyalarına veri ve politika desteği sağlayan araştırma birimi) 2023’te yayımladığı çalışma bunlardan biridir. Ancak bakanlar farklı seçenekleri değerlendirmek için zaman isteyecektir.
Burnham ise böyle bir açıklama yapmadı. Ayrıca KDV indiriminin yılda ortalama 45 sterlinlik tasarruf sağlaması, yıllık enerji faturalarının 2022’den bu yana 500-600 sterlin arttığı düşünüldüğünde oyunun kurallarını değiştirecek bir adım değildir.
Otobüslere gelince, Burnham bu alanda belirli bir itibara sahiptir. Greater Manchester’da (Manchester şehri ile Bolton, Bury, Oldham, Rochdale, Salford, Stockport, Tameside, Trafford ve Wigan’ı kapsayan büyükşehir bölgesi) otobüs hatlarını yeniden kamu denetimine aldığı Bee Network’ün (Greater Manchester’daki otobüs, tramvay, bisiklet ve yürüyüş hizmetlerini ortak biletleme, ücretlendirme ve kamu denetimi altında birleştirmeyi amaçlayan bölgesel ulaşım ağı) başarısı bunda etkili olmuştur; gerçi hatları işletmek için hâlâ özel şirketler ihalelere girmektedir. Burada da ücret tavanı, tam kamu mülkiyetine dönüşün ve özelleştirme nedeniyle tahrip edilmiş bir ulaşım ağının yeniden inşasının ilk aşaması olarak sunulabilirdi. Ancak böyle yapılmadı.
İşçi Partisi içindeki solun birçok unsuru Burnham’a bir şans vermek istiyor. İşçi Partisi dışındaki solun önemli bir bölümü ise bunun hiçbir anlamı olmadığını düşünüyor.
Hangi görüşte olursanız olun, temel hizmetlerin ve kamu hizmetlerinin geleceğine ilişkin daha net bir niyet beyanı için şimdiden baskı kurulmalıdır. Bütçeyi ya da ilerideki başka tarihleri beklememiz gerektiği yönündeki iddialar, sosyalist milletvekillerinin, İşçi Partisine bağlı sendikaların veya kamuoyuna dönük kampanyaların ihtiyaç duyduğumuz politikalar için mücadele etmeyi ertelemesi adına bir gerekçe değildir.
“Bekleyip görelim” bir plan değildir. Yeni Başbakana şüpheden yararlanma hakkı tanısak bile, güçlü çıkar gruplarının değişimi engellemeye kararlı olduğunu biliyoruz. Burnham’a, bu değişimin ne kadar acil olduğu bir an bile unutturulmamalıdır.
Çeviren: Dış Haberler Servisi
(Dış Haberler)Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et