Prof. Dr. Hayriye Özen: Jeotermal yatırımlarında yerel halkın sesi duyulmuyor
Jeotermal enerji politikalarını inceleyen araştırmaya göre, yerel halkın sağlık, tarım ve çevre kaygıları karar süreçlerinde yeterince dikkate alınmıyor. Prof. Dr. Hayriye Özen, “Jeotermal yatırımlarında yerel halkın sesi duyulmuyor” dedi.
Fotoğraf: Özer Akdemir/Evrensel
Özer Akdemir
[email protected]
Çanakkale — Batı Anadolu'da hızla artan jeotermal yatırımların politika süreçlerini inceleyen araştırma, enerji politikalarında yerel halkın sesinin nasıl yankı bulduğunu ortaya koydu. Bulgulara göre, jeotermal politikalarda kanıt kullanımı "önleyici değil, tepkisel" işlerken, üretim ve yatırım odaklı veriler her zaman yerel halkın sağlık ve tarım kaygılarının önünde tutuluyor. Uzmanlar, yapılan yüzeysel teknik düzenlemelerin ötesine geçilerek, acilen havza bazlı planlamayı ve sosyal adaleti merkeze alan katılımcı bir yönetişime geçilmesi gerektiği konusunda uyarıyor.
British Academy destekli projenin yürütücülüğünü Prof. Dr. Hayriye Özen üstlenirken, araştırmacı kadrosunda Prof. Dr. Şükrü Özen ve Liverpool Üniversitesi'nden Doç. Dr. Özge Zihnioğlu yer aldı. Geçtiğimiz haftalarda Aydın’da yapılan toplantıda Türkiye’nin jeotermal enerji politikalarında kanıt kullanımını inceleyen projenin sonuçları açıklandı.
Fotoğraf: Şennur Efe
Araştırma sonuçları ile ilgili gazetemize değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Hayriye Özen, bilhassa Batı Anadolu’da hızla genişleyen jeotermal yatırımların neden olduğu çevresel zararları, tarımsal riskleri, halk sağlığı kaygılarını ve yerel direnişleri merkeze alarak bu süreçlerde üretilen bilginin politika yapımını nasıl etkilediğine ışık tuttuğunu dile getirdi.
Üç temel rapor ve yerel deneyimlerin incelenmesi
Çalışmanın, yerel deneyimlerin ve bilimsel verilerin politika yapım sürecini ne ölçüde etkilediğini anlamak için kapsamlı bir doküman analizi ve saha araştırmasına dayandığının altını çizen Özen, veri toplama sürecinde 2016 sonrası politika belgeleri ile birlikte, farklı kurumsal konumları temsil eden Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı–EBRD uzman raporu, TMMOB raporu ve CHP raporu temel kanıt kaynakları olarak derinlemesine incelendiğini aktardı. Özen, ayrıca milletvekilleri, merkezi ve yerel düzeydeki kamu yetkilileri, çevre STK'ları, jeotermal yatırımcı dernekleri ve yöre halkıyla 2025 ile 2026 yıllarında toplam 48 yüz yüze mülakat gerçekleştirdiklerini kaydetti.
Fotoğraf: Özer Akdemir/Evrensel
Araştırmanın temel bulguları ve sonuçları
Araştırma sonuçlarının, Türkiye’de jeotermal politika yapımında kanıt kullanımının tamamen yok olmadığını ancak oldukça seçici, hiyerarşik ve sınırlı bir biçimde işlediğini ortaya koyduğunu dile getiren Özen, raporlarda sunulan kanıtların; emisyon kontrolü, reenjeksiyon, atık su yönetimi, ÇED süreçleri ve finansman koşulları gibi teknik ve idari alanlarda bazı düzeltici ayarlamalara yol açsa da, havza bazlı planlama, kümülatif etki değerlendirmesi ve parsel bazlı lisanslama yapısı gibi asıl yapısal sorunların politika gündeminde yer bulamadığını belirtti. Siyasal merkezileşme ve yatırım odaklı enerji modeli nedeniyle politika sürecine giren kanıtların önleyici olmaktan ziyade tepkisel bir nitelik taşıdığına vurgu yapan Özen; yerel bilgi ve saha kanıtları ancak çevresel krizler, protestolar veya davalar ortaya çıktıktan sonra sisteme dahil edilebildiğine dikkat çekti.
Özen, karar vericilerin üretim, kapasite ve lisanslama gibi mühendislik ve ekonomi temelli kanıtlara öncelik tanırken, çiftçilerin gözlemleri ile sağlık kaygılarını içeren yerel kanıtların genellikle dışlandığını veya ancak hukuki bir dile çevrildiklerinde dikkate alındığını ifade etti. Özen, sonuç olarak, kanıta dayalı teknik iyileştirmelerin yöre halkının gündelik yaşantısındaki çevresel sorunları kaldırmakta yetersiz kaldığını, bu ayarlamaların yerel topluluklardan ziyade çatışmayı yönetme kapasitesi artan devlet kurumlarına, koruma standartlarını merkeze alan uluslararası finansörlere ve faaliyetine meşruiyet sağlayan şirketlere yaradığının görüldüğünün altını çizdi.
Fotoğraf: Özer Akdemir/Evrensel
Politika değişiklikleri halktan ziyade kurumlara ve şirketlere yaradı
Özen, araştırmalarının ortaya çıkan sorunların münferit şirket hatalarından ziyade geniş bir yönetişim yapısının sonucu olduğunu ortaya koyduğunu, sektördeki yatırımcı odaklı yaklaşımdan acilen hesap verebilir, katılımcı ve sosyal adalet temelli bir yönetişime geçilmesi gerektiğini belirtti. Özen, bu doğrultuda, proje bazlı tekil değerlendirmelerin terk edilerek çoklu çevresel zararları görebilmek adına kümülatif etki değerlendirmelerine geçilmesi; ayrıca tarım ve yerleşim yerlerine duyarlı, havza ölçeğinde bir planlamanın benimsenmesi önerdiklerini aktardı.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et