11 yıldır dinmeyen acı: Tek talebimiz adalet!
2015 yılında Kobane’ye insani yardım götürmek için yola çıkan 33 gencin, IŞİD saldırısında öldürülmesinin üzerinden 11 yıl geçti. Hatice Ezgi Sadet’in babası Ali Sadet ile yıllardır süren adalet mücadelesini konuştuk.
Eylem Nazlıer
[email protected]
Kobanê’nin yıkıntılarını onarmak, çocuklara oyuncak götürmek isteyen gençler, Suruç’taki Amara Kültür Merkezi önünde bir araya geldi... “Beraber savunduk, beraber inşa ediyoruz” pankartının arkasında umutla dizildiler. Saat 11.50’de gençlerin ortasında bir canlı bomba kendini patlattı. Sloganlara bomba sesi karıştı. Saat tam 12.00’de televizyon kanalları “son dakika” anonslarıyla yayını kesti. Patlamanın ardından geçen dakikalar içinde saldırının boyutu ortaya çıkmaya başladı. 33 insan yaşamını yitirdi. 150’den fazla kişi yaralandı.
Suruç Katliamı’nın üzerinden 11 yıl geçti. Aradan geçen yıllara rağmen katliamın arkasındaki ihmaller ve sorumluluklar açığa çıkarılmadı. Ailelerin “etkin soruşturma” ve “Gerçek sorumluların yargılanması” talebi karşılıksız bırakılırken, dava tek bir sanık üzerinden yürütüldü; firari sanıklar hakkındaki dosya ise sürüyor. Katliam, Türkiye’de cezasızlık politikalarının en çarpıcı örneklerinden biri olarak hafızalardaki yerini koruyor.
Suruç Aileleri İnisiyatifi adına, katliamda yaşamını yitiren Hatice Ezgi Sadet’in babası Ali Sadet ile 11 yıldır süren adalet mücadelesini konuştuk.
Her 20 Temmuz’un kendileri için yeniden başlayan bir acı olduğunu söyleyen Ali Sadet, “20 Temmuz yaklaşınca içimizi bir ateş basıyor. Tarif edilemez bir acı, bir sıkıntı yaşıyoruz. Evlat acısı ilk günkü gibi yakıyor” dedi.
Katliamın ardından yaklaşık dokuz yıl boyunca Suruç’taki duruşmaları takip ettiklerini anlatan Sadet, ailelerin adliyeye ulaşırken dahi güvenlik engelleriyle karşı karşıya bırakıldığını söyledi.
“Urfa’nın dışındaki cezaevine her duruşmada gittik. TOMA’larla, bariyerlerle, jandarma kuşatmasıyla karşılaştık. Ama bunlar bizi yıldırmadı. Çünkü adalet aramaktan başka bir seçeneğimiz yoktu.”
‘Müşteki değil, sanık gibi muamele gördük’
İfadelerini bulundukları illerde vermeleri yönündeki öneriyi kabul etmediklerini belirten Sadet, “Biz dedik ki, davanın görüldüğü mahkemeye gideceğiz, ifadelerimizi orada vereceğiz. Ama mahkemelerde müşteki değil de suçluymuşuz gibi muamele gördük. Silahların gölgesinde duruşma salonlarına girdik. Buna rağmen her duruşmada adalet talebimizi dile getirmeye devam ettik” diye konuştu.
‘33 kişinin sorumlusu bir kişi olamaz’
Mahkemenin yalnızca Yakup Şahin hakkında hüküm kurmasının gerçeği ortaya çıkarmadığını ifade eden Sadet, katliamın tüm yönleriyle araştırılmadığını söyledi.
“33 kişinin, Ankara Gar Katliamı’nda yaşamını yitiren onlarca insanın sorumlusu bir kişi olamaz. Biz yıllardır bunu söylüyoruz. Bu katliamdaki ihmallerin, güvenlik güçlerinin ve kamu görevlilerinin sorumluluğu araştırılmadı. Mahkemede söylediklerimizin önemli bir kısmı tutanaklara bile geçirilmedi.”
‘Acımızı dile getirdiğimiz için yargılandık’
Katliam davasının ilerleyen sürecinde aileler hakkında da davalar açıldığını hatırlatan Sadet, “Evladınızı kaybediyorsunuz, adalet istiyorsunuz, sonra söyledikleriniz nedeniyle yargılanıyorsunuz. Beraat edenler oldu, cezaları ertelenenler oldu, hâlâ süren dosyalar var. Ama hiçbir baskı bizi bu davanın peşini bırakmaya zorlayamadı” dedi.
‘Ezgi haksızlığın karşısında duran bir gençti’
Kızı Hatice Ezgi Sadet’i anlatırken duygulanan Ali Sadet, Ezgi’nin üniversite ikinci sınıf öğrencisi olduğunu belirterek, “Oldukça mütevazı, cana yakın bir gençti. Özellikle kadın mücadelesine duyarlıydı. Nerede bir haksızlık varsa onun karşısında dururdu. Toplum için bir şeyler yapmak isteyen bir gençti. Kızım bir karıncayı incitmeyen, herkese daha farklı bakan ama konu eğer çocuksa daha fazla ilgilenen bir insandı. Bir insan çocuğunu nasıl anlatabilir ki... Özlemiyle, hasretiyle doluyum. Oradaki herkes gibi benim kızım da suçsuz ve günahsızdı. Hayatın baharındayken bizden kopardılar” ifadelerini kullandı.
‘Tek talebimiz adalet’
Firari sanıklar hakkındaki davanın sürdüğünü hatırlatan Sadet, son olarak adalet çağrısını yineledi: “Bizim intikam diye bir talebimiz yok. Tek istediğimiz adaletin yerini bulması. Eğer Suruç’un, Ankara’nın, Sivas’ın gerçek sorumluları yargılanır ve cezasızlık sona ererse, belki yeni katliamların da önü alınabilir. Biz bunun için mücadele ediyoruz. Adalet yerini bulana kadar da mücadelemizi sürdüreceğiz.”
Dosya hâlâ karanlıkta!
Davanın avukatlarından Serdil İzol, Suruç Katliamı davasının 11 yıldır cezasızlık politikalarının bir örneği olarak sürdürüldüğünü belirterek, dosyada katliamın aydınlatılmasına yönelik hiçbir ilerleme sağlanmadığını söyledi.
Suruç’ta yaşamını yitirenlerin yakınları ve yaralananların yıllardır bir cezasızlık pratiğiyle karşı karşıya bırakıldığını ifade eden İzol, “Türkiye’de siyasi nitelikli kitlesel saldırılarda kamu gücünün ya etkin rol oynadığı ya da en azından görevini ihmal ettiği biliniyor. Suruç’ta ise bu durum o kadar açıktı ki inkarı bile komikti” dedi.
Dosyanın yıllardır yerinde saydığını vurgulayan İzol, karanlıkta bırakılan noktalar aydınlatılmadan yürütülen yargılamanın adaleti sağlamasının mümkün olmadığını söyledi. Mahkemenin, avukatların soruşturmanın genişletilmesine ilişkin taleplerini dikkate almadığını belirten İzol, bu nedenle dosyada katliamın faillerini ortaya çıkaracak hiçbir ilerleme sağlanamadığını ifade etti.
İzol, dosyadaki en önemli eksikliklerden birinin kayıp kamera görüntülerine ilişkin soruşturma olduğunu belirterek, “Görüntülerin kim tarafından ortadan kaldırıldığı ya da kimler tarafından korunduğuna ilişkin hiçbir araştırma yapılmadı. Canlı bombanın Suruç bağlantısı araştırılmadı. Telefon kayıtlarında görülen irtibatları ve görüştüğü kişiler hakkında da etkili bir inceleme yürütülmedi” diye konuştu.
Canlı bombanın Suruç’a geliş sürecinin ve bağlantıda olduğu kişilerin açığa çıkarılmadan katliamın gerçek faillerine ulaşmanın mümkün olmadığını dile getiren İzol, dosyanın bütünlüklü bir soruşturmayla ele alınması gerektiğini vurguladı.
Ne olmuştu?
20 Temmuz 2015’te değişik illerden gelen 300 genç, 19-24 Temmuz tarihleri arasında Kobanê’ye giderek yıkılmış olan kentin inşa çalışmasında okul ve hastanelerin enkazlarını kaldırarak yardımcı olmayı hedefliyordu. Gençler çocuklara oyuncak, hastalara ilaç götürmek için yola çıkmıştı. Suruç Belediyesine ait Amara Kültür Merkezinin bahçesinde Kobanê’ye geçmeden önce bir basın açıklaması yapıldı. Basın açıklamasının tam ortasında bir patlama meydana geldi. Patlama sonucunda 23 kişi olay yerinde olmak üzere 34 kişi hayatını kaybetti, 100’den fazla kişi yaralandı. Saldırıyı IŞİD üstlendi. Canlı bombanın da IŞİD ile ilişkisi olan Dokumacılar grubu mensubu Şeyh Abdurrahman Alagöz olduğu belirlendi.
Suruç kaymakamı Abdullah Çiftçi, intihar bombacısının bir kadın olduğunun belirlendiğini söylerken, bir sonraki gün yapılan DNA testleri sonucunda intihar bombacısının 20 yaşındaki, Adıyaman Üniversitesi Makine Mühendisliği öğrencisi Şeyh Abdurrahman Alagöz olduğu tespit edildi.
Saldırıdan sonra intihar bombacısı olan Şeyh Abdurrahman Alagöz’ün, ağabeyi ile birlikte “terör nitelikli kayıp” olarak kaydının olduğu, 6 aydır kayıp olduğu, babasının 2 ay önce İl Emniyet Müdürlüğüne iki oğlu için ihbarda bulunduğu belirlendi. Failin ağabeyi Yunus Emre Alagöz ise, yakalanması için emniyet güçlerinin ‘teyakkuza geçtiği’ belirtilmesine rağmen 3 ay sonra 10 Ekim’de Ankara’da gerçekleşen ve 100 kişinin ölümüne yol açan Ankara Garı saldırısının intihar bombacısı oldu.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et