15 Temmuz'un 10. yılında Hakan Şahin anlattı: 15 Temmuz sonrası TSK’da epistemolojik kopuş yaşandı
Hakan Şahin, 15 Temmuz sonrasında TSK'da yaşanan kurumsal reformların sivil-asker ilişkilerini demokratikleştirmekten ziyade rejimin "darbeye karşı bağışıklık" (coup-proofing) refleksiyle yapıldığını söyledi.
Kübra Kırımlı
[email protected]
Siyaset Bilimci Dr. Hakan Şahin 15 Temmuz sonrasında silahlı kuvvetlerin yaşadığı dönüşümü anlattı. 15 Temmuz’un ordu bakımından ve onun toplumsal ve siyasal rolü ve ayrıca devlet aygıtı içindeki yeri bakımından çok katmanlı bir kırılma noktası olduğunu söyleyen Şahin, yaşanan dönüşümlerin önemli bulduğu iki yönünü anlattı.
İlkinin, siviller ile askerler arasındaki ilişkinin niteliğindeki kayma olduğunu söyleyen Şahin şunları söyledi: "Siyasi iktidar; hem 2018’e kadar sürdürülen iki yıllık OHAL rejimini hem de 2017 sonrasında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile yürütmenin elinde merkezileşen anayasal yetkileri birer kaldıraç olarak kullandı. Bu sayede ordunun kurumsal yapısına yönelik, daha önce hiçbir siyasi iktidar tarafından teşebbüs dahi edilememiş radikal müdahalelerde bulunuldu. Bu hamlelerin arkasındaki temel motivasyon, literatürde ‘coup-proofing’ olarak adlandırılan, yani ordunun bir daha bir darbe girişimini imkansız kılmaya dönük ve doğrudan rejim güvenliğini hedefleyen stratejilerdi. Hatırlayalım; Kuvvet komutanlıkları Genelkurmay’dan koparılarak doğrudan Milli Savunma Bakanlığına (MSB) bağlandı. Genelkurmay’ın emir-komuta yetkileri tırpanlanırken, MSB yetkilerle güçlendirildi. Askeri eğitim sistemine yukarıdan aşağıya bir neşter vuruldu; tüm askeri okullar Milli Savunma Üniversitesi çatısı altında merkezileştirilerek başına sivil bir rektör atandı ve kuvvet komutanlıklarının ve Genelkurmay’ın askeri okullarla organik bağı kesildi. Yüksek Askeri Şura’nın ve Milli Güvenlik Kurulunun yapısı ve işleyişi değiştirildi. Askeri hastaneler ve askeri tabiplik sistemi lağvedildi. Bu reformlarla siyaset kurumu, Cumhurbaşkanının şahsında merkezileşen yürütme gücü aracılığıyla, ordu üzerinde sıkı bir denetim kurmayı amaçladı ve bunu büyük ölçüde başardı.
"Temelde ordudan gelebilecek müdahaleleri önleme kaygısıydı"
Bunların pek çoğunun modern demokrasilerdeki ‘ordunun demokratik kontrolü’ tezleriyle biçimsel bir benzerlik taşıdığını görüyoruz. Örneğin bu adımlar, İspanya’nın eski Savunma Bakanı Narcis Serra’nın ‘Demokratikleşme Sürecinde Ordu’ kitabında İspanya’da sivil-asker ilişkilerinin demokratikleştirilmesi deneyimi üzerinden anlattığı siyasi denetim pratikleriyle ilk bakışta büyük benzerlikler gösteriyor. Türkiye pratiğini, özellikle amaçlanan şey bakımından, ‘silahlı kuvvetlerin demokratik reformu’ olarak değil, rejimin kendini koruma refleksiyle geliştirdiği bir ‘coup-proof' (darbeye karşı bağışıklık) mekanizması olarak kavramlaştırmak daha uygun olur. Başka bir deyişle, bu kurumsal dönüşümü belirleyen kurucu motif sivil-asker ilişkilerinin ve ordunun siyasal sistem içindeki yerinin demokratikleştirilmesi değil, temelde ordudan gelebilecek müdahaleleri önleme kaygısıydı ve böyle olduğu ölçüde de atılan yasal ve yapısal adımların rengini bu kaygı belirledi.”
İkinci bir kırılma veya dönüşüm alanının ise ordunun ideolojik zeminiyle ilgili olduğunu belirten Şahin, “Esasen bu ikinci kırılma alanı, demin bahsettiğim kurumsal reform sürecinin belki de doğal bir çıktısıydı. Askeri bürokrasideki geniş temizlik bu yeni kurumsal dizaynla birleşince ordunun tarihsel kimliğinde kaçınılmaz bir değişim yaşandı. Öncesinde, 1920’lerden 2000’lere uzanan uzun tarihsel kesitte kendisini yalnızca bir savunma kurumu olarak değil, modernleşmenin taşıyıcısı, Cumhuriyet devrimlerinin ve Atatürkçülüğün muhafızı ve anayasal rejimin nihai teminatı olarak gören bir kurumsal ideoloji söz konusu idi. Bu ideoloji ciddi bir yapı sökümüne uğratıldı. Tabii ki ordunun bu kurucu değerlerin tamamından, örneğin Atatürkçülükten bütünüyle koptuğunu söylememiz mümkün değil; ancak en azından ‘Cumhuriyet devrimlerinin muhafızı’ söylemini artık sürdürmediğini, Cumhurbaşkanlığında temerküz eden ve orada cisimleşen otoriteye alternatif olabilecek, ona ilave veya ondan sapma anlamına gelebilecek herhangi bir yan refleks üretmediğini, o otorite ile tam olarak hizalanmış olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Bu yönüyle 15 Temmuz sonrasının, ordunun sembolik ve zihinsel atıf noktaları bakımından bir tür epistemik kopuşa da işaret ettiğini söyleyebiliriz” dedi.
"Tam bilmediğimiz bir direnç halinde sürdüğünü gösteriyor"
2024 yılında Kara Harp Okulu mezuniyet törenindeki yemin krizini hatırlatan Şahin, “Cumhurbaşkanı’nın ‘Sizler bu kılıçları kime çekiyorsunuz?’ diyerek tepki gösterdiği o olay, aslında bu dönüşüm sürecinin sancılı ve sorunlu bir yanına işaret ediyordu. Cumhurbaşkanının ‘sizler’ diye hitap ettiği teğmenler, güçlü bir siyasal kontrol altında, sekiz yıl boyunca uygulanmakta olan yeni bir askeri eğitim teşkilatının ve programının ürünleriydi; hal böyleyken, resmi programdan kaldırılmış olan eski yemini, törenden sonra ama Cumhurbaşkanı henüz tören alanına yakın bir yerdeyken hep bir ağızdan okudular. Bu tablo bize derin kurumsal geleneklerin, tarihsel katmanların ve reflekslerin, kuvvetini tam bilmediğimiz bir direnç halinde sürdüğünü gösteriyor olmalı. Şu anki durum nedir tam bilemiyoruz ama en azından 2024 yılı için, bu kodların, siyasal iktidarın çabalarına karşın henüz tam manasıyla ilga edilememiş olduğu görülüyor. Bu bakımdan, ordunun tarihsel kimliğini oluşturan eski kültürel, sembolik ve söylemsel kodlar ile siyasi iktidarın inşa etmeye çalıştığı yeni askeri normatif düzenin temalarının bir süre daha aynı çatı altında var olmaya devam edeceklerini düşünebiliriz” dedi.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et