Ahmet Telli'nin Ardından: Şiirin Tanıklığı
Ayşegül Tözeren; hayatını kaybeden Şair Ahmet Telli'yi ve onun şiirini yazdı.
Fotoğraf: Ahmet Telli Facebook hesabı
Ayşegül Tözeren
Bir kuşağın hafızası yalnızca tarih kitaplarında yaşamaz; şiirlerde, meydanlarda ve insanların birbirine aktardığı tanıklıklarda da yaşamayı sürdürür. 78 kuşağının belleğini taşıyan en güçlü seslerden biri Ahmet Telli'ydi. Onun şiiri, yalnızca edebiyatın değil, bu ülkenin demokrasi, özgürlük ve eşitlik mücadelesinin de hafızasına kazındı.
Şiir, yalnızca sözcüklerle kurulan estetik bir yapı değildir. Bazen bir dönemin vicdanını, bazen bir kuşağın hafızasını, bazen de yenilmiş gibi görünen insanların yeniden ayağa kalkma iradesini taşır. Böyle zamanlarda şair, yalnızca yazan kişi olmaktan çıkar; yaşadığı çağın tanığına dönüşür. Ahmet Telli, Türkiye'de şiiri tam da bu yerden kuran ender şairlerden biriydi.
12 Eylül'ün karanlığından geçen pek çok şair gibi o da yenilgiyi kutsamadı; ama yenilginin içinden umudu çekip çıkarmayı bildi. Şiiri, geçmişe ağıt yakmaktan çok geleceğe direnme çağrısıydı. Belki de bu yüzden "Soluk Soluğa" şiirinin ilk dizeleri, yalnızca onun değil, bütün bir kuşağın ruh hâlini anlatır:
"Hep yanıldı ve yenilgilere uğradı / Ama atıldı yine de serüvenlere..."
Bu dizelerde kahramanlık değil, ısrar vardır. Tarihin bütün ağırlığına rağmen yeniden yürümeyi seçen insanların ısrarı...
"Ben Ahmet Telli'yi en çok sokakta hatırlıyorum"
Yıllar boyunca katıldığım sayısız eylemde onunla karşılaştım. Şiirini hiçbir zaman meydanlardan eksik etmedi. Bir dayanışma gecesinde, bir anmada, bir protestoda ya da bir direniş buluşmasında mikrofon eline geçtiğinde yalnızca şiir okumuyordu; şiirin toplumsal mücadeleden kopamayacağını da hatırlatıyordu. Pek çok şair zamanla kamusal alandan çekilmeyi tercih ederken Ahmet Telli, yaşamının son dönemine kadar eylemlerin içinde kalmayı seçti. Antiotoriter ve özgürlükçü dünya görüşünü yalnızca yazılarında değil, yaşamında da taşıdı.
Antalya Edebiyat Günleri'nde yaşanan bir tartışma bunu benim için daha da görünür kılmıştı. Toplumsal cinsiyet üzerine yürüyen hararetli bir oturumda, kuşağının alışkanlıklarına sığınmadı. Hiç tereddüt etmeden özgürlükçü bir yerden söz aldı. Gençlerin itirazını dinleyen, eşitlik mücadelesinin yeni başlıklarını önemseyen bir aydın tavrı gösterdi. O gün, şiiriyle yaşamı arasında hiçbir mesafe bırakmayan bir insanla aynı salonda olduğumu bir kez daha hissettim.
Ahmet Telli'nin şiiri bireysel bir melankolinin şiiri değildi. Ortak bir hayatın, ortak bir yenilginin ve ortak bir umudun şiiriydi.
"Vakti olmadı acıların hesabını tutmaya / Durup beklemeye, geri dönmelere vakti olmadı."
Belki de bu dizeler, 78 kuşağını en iyi anlatan dizelerdir. Çünkü o kuşak yaşadıklarını unutmadı; ama geçmişe kapanıp kalmayı da seçmedi. Her yenilgiden sonra yeniden ayağa kalkmayı, yeniden söz almayı, yeniden yürümeyi bildi.
Bugün Ahmet Telli'yi uğurlarken yalnızca büyük bir şairi değil; şiirin toplumsal tanıklık olduğuna ömrü boyunca inanan bir aydını uğurluyoruz. Onun bıraktığı miras yalnızca kitaplarında değil, meydanlarda okunan dizelerinde, dayanışmanın içinde aldığı yerde ve özgürlüğün yanında durma ısrarında yaşamayı sürdürecek.
Çünkü o hayatını şiirin tanıklığına dönüştürdü.
Evrensel'i Takip Et