'Silivri’deki süreç yargılama değil, Ankara’da verilmiş bir kararın infazıdır'
İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, Silivri'deki yargılamalara ve avukat tutuklamalarına dair "Bu işlemler anayasal düzenin inkarıdır" dedi. Avukat Tora Pekin de Silivri yargılamalarını "Ankara'da verilmiş kararın infaz süreci" olarak nitelendi.
İstanbul Barosu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Özden Kaboğlu ve Yönetim Kurulu üyeleri, Silivri’de devam eden yargılamalar ile NATO operasyonlarında tutuklanan avukatlara dair basın toplantısı düzenledi. Ekrem İmamoğlu'nun avukatı Tora Pekin ile ÇHD Genel Sekreteri Çiğdem Akbulut'un da katıldığı toplantıda hem İmamoğlu'nun davalarında yaşananlar hem de avukatlara yönelik baskılara dair gelişmeler değerlendirildi.
Kaboğlu: Sistematik anayasa ihlalleriyle karşı karşıyayız
Toplantıda konuşan Kaboğlu, İstanbul Barosunun “Her yerde, her zaman, herkes için hukuk” ilkesi doğrultusunda görevini yerine getirmeye devam edeceğini söyledi.
Anayasa’nın arama, el koyma, konut dokunulmazlığı, haberleşme özgürlüğü, yakalama ve tutuklamaya ilişkin hükümlerinin açık olduğunu belirten Kaboğlu, son günlerde yaşanan gözaltı ve tutuklama süreçlerinde anayasal güvencelerin ihlal edildiğini belirtti.
Kaboğlu, “Bu hafta yaşadığımız, pazartesi, salı ve çarşamba günleri tanık olduğumuz sistematik ve sürekli anayasa ihlalleri karşısında bu basın açıklamasını ivedi biçimde düzenleme gereği doğdu” dedi.
Tutuklamanın hukuk devletinde son çare olması gerektiğini ve vurgulayan Kaboğlu, toplu ve torba nitelikte kararların hukuka aykırı olduğunun altını çizdi. Kaoğlu ayrıca tutuklama süreçlerinde kişilere isnat edilen nedenlerin somut ve gerekçeli biçimde ortaya konulması gerektiğini belirtti.
Kaboğlu, son dönemde özellikle gece yarısı yapılan hapishane nakilleri, hücrelerden çıkarılmalar, başka illere sevkler, savcılığa gece saatlerinde çıkarılmalar ve etkin pişmanlığa zorlamaya dönük uygulamaların Anayasa’nın yasakladığı muameleler kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
"Asgari gerekler dahi yerine getirilmiyor"
Silivri'de görülen davalarda adil yargılanma hakkına ilişkin ciddi ihlaller yaşandığını söyleyen Kaboğlu, Ekrem İmamoğlu'nun aynı gün üç ayrı suçtan üç ayrı mahkemede duruşmaya çıkarılmasının yargılama tarihinde örneğine az rastlanır bir uygulama olduğunu belirtti.
Kaboğlu, bir kişinin "suç örgütü lideri" olmakla suçlandığı bir dosyada, yargılamayı başından sonuna takip edebilmesinin ve diğer sanıklara soru yöneltebilmesinin savunma hakkının zorunlu gereği olduğunu ifade etti.
Önceki duruşmada Fatih Keleş'in avukatlarının savunmalarının yarıda kesildiğini, İmamoğlu'nun ise savunmaları dinleyemediğini belirten Kaboğlu, bunun savunma hakkının ağır ihlali olduğunu söyledi.
"Savunma hakkı sınırlıdır" şeklindeki yaklaşımın kabul edilemez olduğunu vurgulayan Kaboğlu, İstanbul Barosu olarak Silivri'deki yargılamalara dair gözlem raporu hazırladıklarını ve raporun 20 Temmuz Pazartesi günü kamuoyuyla paylaşılacağını duyurdu.
Tora Pekin: Yaşanan şey tutukluluk değil tutsaklık
Kaboğlu’nun ardından söz alan İstanbul Büyükşehir Belediyesi avukatlarından Tora Pekin, Silivri'de devam eden sürecin "hukuki bir yargılama" olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek, 19 Mart 2025'te yaşanan sürecin göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi.
İmamoğlu’nun avukatı Tora Pekin, “19 Mart 2025'te bir darbe yaşandı. Bu temel gerçeği aklımızda tutmadan, Silivri'de sürmekte olan sözde yargılamayı anlamak mümkün değil. Şu an bu dosyada tutulan 53 kişinin yaşadığı şey tutukluluk değil, tutsaklıktır. Karşı karşıya kaldığımız şey bir yargılama değil, Ankara'da verilmiş bir kararın infaz sürecidir” dedi.
Pekin ayrıca, “Bugün Silivri’de sürdürülen sözde yargılamanın Ekrem İmamoğlu ve diğer yargılananlara karşı çok ağır ve hukuk dışı bir saldırı olduğunu görüyoruz” ifadelerini kullandı.
Sürecin yalnızca İBB davasıyla sınırlı olmadığını belirten Pekin, gazetecilerden akademisyenlere, öğrencilerden işçilere, avukatlardan siyasetçilere kadar muhalif kimliğiyle öne çıkan pek çok kesimin hapishane tehdidiyle karşı karşıya olduğunu ifade etti.
Pekin, “Tarafsızlığını ve bağımsızlığını tamamen yitirmiş yargı mensuplarının eliyle oluyor bütün bu işler. Tarafsız ve bağımsız yargı yoksa yapılan şeyin adı yargılama olmaz” dedi.
“Neden İmamoğlu’nu susturmak istiyorsunuz?”
Duruşmalarda yaşanan savunma hakkı ihlallerine dikkat çeken Pekin, mahkeme heyetinin İmamoğlu’na “Niçin savunma yapmaktan kaçıyorsunuz” sorusunu yönelttiğini, ancak gerçeğin bunun tam tersi olduğunu söyledi.
İmamoğlu’nun yargılamanın başında, hakkında “suç örgütü liderliği” iddiası bulunması nedeniyle ilk kendisinin konuşması gerektiğini söylediğini, bunun reddedildiğini belirten Pekin, ardından tüm sanıkları dinledikten sonra savunma yapmak istediğini ancak bu kez de süre kısıtlamasıyla karşı karşıya bırakıldığını ifade etti.
Pekin, “Doğru soru şu: Neden siz Ekrem İmamoğlu’nu susturmak istiyorsunuz? Neden savunma haklarını kısıtlıyorsunuz? Neden beyanda bulunmasını engelliyorsunuz” dedi.
Yurttaşları ve meslektaşlarını yalnızca İBB davasını değil, gazeteciler, akademisyenler, öğrenciler, sanatçılar, işçiler ve avukatlara yönelik tüm davaları yerinde izlemeye çağıran Pekin, hukuksuzlukların ancak doğrudan gözlemlenerek anlaşılabileceğini belirtti.
Çiğdem Akbulut: Avukatlık faaliyeti suçlama konusu yapılıyor
Basın toplantısında konuşan ÇHD Genel Sekreteri Av. Çiğdem Akbulut ise ÇHD İstanbul Şube Başkanı Av. Ezgi Önalan ve Av. Yunus Emre Işık’ın tutuklanmasının savunmaya yönelik topyekun saldırının parçası olduğunu söyledi.
Akbulut, son haftalarda ülkenin dört bir yanında sabaha karşı ev baskınlarıyla insanların gözaltına alındığını, darp ve işkencenin gündeme geldiğini belirterek, bu operasyonlarda anayasal hakların ihlal edildiğini ifade etti.
ÇHD üyesi avukatlar Semra Demir, Kürşat Bafra, Özge Usanmaz ve Doğa İncesu’ya yönelik süreçleri de hatırlatan Akbulut, avukatların müvekkilleriyle yaptıkları görüşmelerin, hapishane ziyaretlerinin ve vekalet ilişkilerinin suçlama konusu haline getirildiğini söyledi.
Akbulut, “Muhatap kaldığımız tek şey aslında meslektaşlarımızın yapmış oldukları avukatlık faaliyetleri oluyor” dedi.
“Ezgi Önalan ve Yunusemre Işık avukatlık yaptıkları için tutuklandı”
Av. Ezgi Önalan ve Av. Yunus Emre Işık hakkında yöneltilen suçlamaların somut bir fiile dayanmadığını ifade eden Akbulut, dosyada gizlilik kararı bulunduğunu ancak emniyet ifadeleriyle birlikte suçlamalara dair fikir sahibi olabildiklerini söyledi.
Akbulut, her iki avukatın da "terör örgütü üyeliği" iddiasıyla gözaltına alındığını ancak kendilerine yöneltilen somut bir eylem isnadı bulunmadığını belirtti.
Avukatların müvekkilleriyle telefon görüşmeleri yapmasının, dosya masrafı veya vekalet ücreti niteliğindeki para transferlerinin suçlama konusu yapılmasının kabul edilemez olduğunu söyleyen Akbulut, Önalan’ın Kaboğlu ve Türkiye Barolar Birliği Avukat Hakları Merkezi Koordinatörü Av. Deniz Özbilgin ile yaptığı telefon görüşmelerinin dahi karşısına suçlama olarak çıkarıldığını ifade etti.
Akbulut, tutuklama kararlarında henüz gerçekleşmemiş NATO protestolarına katılabilecekleri veya talimat verebilecekleri yönündeki varsayımların gerekçe yapıldığını belirterek, bunun hukuk dışı olduğunu söyledi.
“Avukatlık yapmaya devam edeceğiz”
Akbulut, ÇHD’li avukatların yalnızca duruşma salonunda değil, karakolda, hastanede, hapishanede, arama sırasında ve hak ihlallerine karşı her yerde müvekkillerinin yanında olmayı avukatlık faaliyetinin parçası olarak gördüğünü belirtti.
Ezgi Önalan, Yunus Emre Işık, Kürşat Bafra, Semra Demir ve Doğa İncesu’nun bu anlayışla hareket eden avukatlar olduğunu söyleyen Akbulut, “Arkadaşlarımızın, yüzlerce tutuklu müvekkilinin haklarını koruyamamaları için tutuklandıklarını biliyoruz” dedi.
Akbulut, savunmaya yönelik saldırılara karşı mücadeleyi sürdüreceklerini belirterek, “Arkadaşlarımızı özgürlüklerine kavuşturuncaya kadar ve her bir yurttaş için bu şekilde avukatlık yapmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
(Politika Servisi)
Evrensel'i Takip Et