Sılasu ve Dolunay
ODTÜ
11. ve 12. yargı paketinde biyolojik cinsiyete ve genel ahlaka aykırı davranan, bu davranışlara özendiren kişilere ve eşcinsel nişan, evlilik törenleri yapılmasına hapis cezası verileceği öngörülüyordu. Cinsiyet uyum sürecine başlamak için ise 25 yaşında olma şartı koşulacaktı. Bu paketlerin içinden LGBTİ’leri kriminalize eden maddeler Türkiye’nin dört bir yanından yükselen mücadelenin sonucunda kaldırıldı. Fakat bu maddeler her ne kadar yürürlüğe girmese de fiili olarak uygulanıyor. Özellikle cinsiyet uyum süresine başlama yaş sınırının yakın zamanda 18’den 21’e çıkarılması, reşit olmayı bekleyen birçok transın sürece başlayamamasına yol açtı. Biz de onur ayının ardından Türkiye’de LGBTİ mücadelesini, hak ihlallerini ve lubunya olarak deneyimlerini Tarık ve NC ile konuştuk. 18 yaşında sürece başlamasına rağmen bu yasanın değişmesiyle süreci yarım kalan Tarık, bu süreçte yaşadıklarını şu şekilde dile getirdi: “19 yaşındayken ciddi bir zaman ve emek harcadıktan sonra 21 yaş yasası çıktı ve 2 yıl daha beklemem gerektiği söylendi. 21 yaşın altında olan trans kişilerin tedavileri ve sağlıklarına dair hiçbir sorun göz önüne alınmadan, uyarı olmaksızın, bir anda yasaklandı. Zaten çevresinden ve toplumdan gördüğü transfobi yüzünden hayata tutunmakta zorlanan pek çok trans kişinin tünelin ucundaki ışık olarak gördüğü hormon tedavisinin sebep gösterilmeden 21 yaşına ertelenmesi, bahsi geçen şahısların umudunu kırmak dışında bir amaca hizmet etmemektedir.”
Cinsiyet uyum sürecini sonuçlandırmış birinin kimlik değiştirmek için “üreme yeteneğinden yoksun olması” şartı iptal edilmiş olmasına karşın mahkemede hala ispatlaması istenmesine dair Tarık şunları ekledi: “Mahkeme kararı ile kaldırılan ve hiçbir sebebi olmayan “üreme yeteneğinden yoksun olma” şartı, yani faşist rejimlerde görüldüğü üzere istemedikleri kişileri zorunlu şekilde kısırlaştırma operasyonu, uygulaması geri geldi. Pratik olarak uygulanmaya devam edilen kuralı tekrardan resmi olarak yürürlüğe geçirmek için çabalar yürütülüyor. En son yargı paketinde bu karara karşı çıkan hakimler kanunsuz şekilde işlerinden alındı ve daha yeni reddedilen önerge tekrardan öne sürüldü.”
Nefret söylemlerinin esas amacı ne?
LGBTİ'ler yalnızca kimliklerinden dolayı değil, rejimin inşa etmeye çalıştığı toplumsal düzenle çeliştikleri için de hedef haline getiriliyor. İktidar, yarattığı kutuplaştırma, ekonomik ve siyasal krizlerin sorumluluğunu gizlerken LGBTİ'leri de günah keçisi ilan ediyor.
NC. mücadelenin hala devam ettiğine, yargı paketlerindeki ilgili maddelerin mücadelemiz sonucu kaldırıldığına “Aslında büyük bir kazanım elde edilmiş olsa da gündem her sıkıştığında bu yasalar tekrardan ortaya atılıyor. Ve öyle gözüküyor ki bir süre daha bu yasa tasarıları ve nefret politikaları gündemde olacak.” diyerek vurgu yaparken bu yasa tasarılarının altında yatan diğer sebeplerden de bahsediyor. “Günlük hayatımızda da bu nefret politikalarının halka nasıl yansıdığını bize atılan en ufak bir bakıştan bile anlayabiliyoruz. Mücadele etmek, bizi sürekli tehdit altında bırakan, ötekileştiren ve yalnızlaştıran sisteme karşı yapabileceğimiz tek şey” diyerek de mücadelenin devamlılığının LGBTİ’lerin hayatındaki önemine dikkat çekiyor.
Nefret yayıldıkça doğrulara kalan yer azalıyor
Erdoğan 2023 yılında seçimi tekrardan kazanmasının ardından yaptığı ilk konuşmada lubunyaları hedef göstermişti. Seçim sonrası LGBTİ politikaları giderek saldırganlaştı. Saray rejiminin 2025’i “Aile Yılı” önümüzdeki on yılı ise “Aile 10 Yılı” ilan etmesiyle birlikte lubunyalara olan nefret söylemleri birçok açıklamada yer aldı. LGBTİ'lere yönelik bu söylemler yalnızca nefret üretmekten ibaret değil elbette. Saray rejimi “kutsal aile”, “fıtrat”, “milli ve manevi değerler” gibi söylemlerle kendi ideolojik programını topluma dayatmaya çalışırken LGBTİ'leri de bu programın karşısındaki bir tehdit olarak sunuyor. Böylece LGBTİ'ler, derinleşen ekonomik ve toplumsal sorunların üzerini örten kutuplaştırma siyasetinin hedeflerinden biri haline getiriliyor. Ve günlük hayatın her alanında bu kuşatma hissediliyor, dolayısıyla açık kimlikle yaşamak daha da zor bir hal alıyor.
Tarık “Giderek artan nefret politikaları trans kişilerin boğazına sarılıp giderek daraltılan bir ilmek işlevi görüyor. Ben şahsen yakın olmadığım insanlara trans erkek olduğumu söylemiyorum çünkü nefret yayıldıkça doğrulara kalan yer azalıyor” sözleriyle bu zorluğu zorluğu açarken bunun sadece sosyal çevresini değil çalışma ve barınma hakkını da etkilediğini “İş bulma sürecinde zorluk yaşıyorum çünkü bir bana, bir kimliğime bakıp soruna değmediğine karar veriliyor. Kaldığım yurt kadın yurdu olduğu için hem kalan kadınlara rahatsızlık vermekten hem de kanunsuz şekilde yurttan atılmaktan korkuyorum sürekli. Erkek yurduna transferime de izin verilmiyor.” sözleriyle açıklıyor. NC. ise bulunduğu konumun çok etkili olduğunu “Kurumsal alanlarda açık kimliğimi gizleme ihtiyacı duyarken şu an çalıştığım yerde kimliğimi açıkça göstermek diğer lubunyalar için de güvenli bir alan olduğunu göstermenin başka bir yolu oluyor.” diyerek belirtiyor.
İktidar birlikte hareket etme pratiğinin önüne geçmek istiyor
Geçtiğimiz Onur ayında Türkiye’nin dört bir yanında lubunyalar taleplerini duyurmak için yürüyüşler ve basın açıklamaları yaptı. Engellemelere rağmen yapılan bu eylemlerin birçoğuna polis müdahalesi yapıldı ve çoğu gözaltıyla sonuçlandı. Birçok lubunya benzer durumların yaşanmasından dolayı güvenlik endişesiyle buraya gidemedi. Onur Yürüyüşü’ne katılan Tarık şu şekilde ifade etti: “Türkiye'nin dört bir yanındaki eylemlere katılma şansına sahip olmayan ve yapayalnız olduğuna inananlara umut olmak, beraber yürüdüğüm insanlarla beraber varlığımı haykırmak için oradaydım.”
Onur yürüyüşünün öneminden bahseden NC, “Yok sayılmaya, bastırılmaya ve ezilmeye çalışılan bir kesim olarak birlik olmamızın çok önemli olduğunu düşünüyorum. İktidarın uyguladığı bu şiddet aslında lubunyalara özel değil, hakkını savunan herkes için.” sözleriyle saray rejiminin örgütlü mücadeleyi polis şiddetiyle engellemeye çalıştığının altını da çizdi.
Saray rejiminin nefret, baskı ve korku politikalarına karşın Tarık, NC ve geri kalan tüm lubunyalar hala mücadeleyi sürdürmekte kararlı. LGBTİ'ler bu mücadeleyi cinsiyet uyum sürecine yönelik engellerin kaldırılması, hormon tedavisine erişim, ayrımcılıktan uzak çalışma koşulları, güvenli barınma hakkı ve örgütlenme özgürlüğü gibi en temel hakları için sürdürüyor. Yargı paketlerinden çıkarılan maddeler bu mücadelenin sindirilemeyeceğinin bir kanıtı. Usulsüzce uygulanan maddelere karşın lubunyalar onurlu bir yaşam mücadelesini sürdürmekten vazgeçmeyecek.
Evrensel'i Takip Et