05.07.2026 00:20 / Güncelleme: 10:53

Suriye’yi, işçileri, yaşamlarını gazeteci Abir Naeseh ile konuştuk: Suriyeliler araftalar

Gazeteci Abir Naeseh ile konuştuk: Suriye’de enflasyon patladı, 1 dolar 15 bin liraya ulaştı. Türkiye’den dönmek zorunda kalan 600 bin mülteci harabelerde iş ararken, kalan 2.5 milyon kişi güvenlik ve eğitim kaygıları yüzünden arafta bekliyor.

Suriye’yi, işçileri, yaşamlarını gazeteci Abir Naeseh ile konuştuk: Suriyeliler araftalar

Ela Ava
[email protected]


Gidenler, duranlar, arafta kalanlar. 15 yıldır Türkiye’de yaşam kurmaya çalışan, baştan başlayan, doğup, büyüyen ama bir türlü dikiş tutmalarına müsaade edilmeyen Suriyeliler. Bugün Suriyeliler için sıcak savaş koşulları olmasa bile, belirsizlik, yıkım, Suriye ve Türkiye’de derin sömürü gölgesinde yaşama tutunmak bir hayli zor. 

Gidenler geçinemiyor, yaşayamıyor, kalanlar ucuza çalıştırılıyor, nefret öznesine dönüştürülüyor. Geri dönmek isteyen için ise yol daha da engebeli… Gazeteci Abir Naeseh ile Suriye’de HTŞ’den sonraki koşulları, bugün Suriyeli işçilerin yaşamlarını sorduk. Suriye’de doğup büyümüş, Şam Üniversitesi Gazetecilik Bölümünden mezun olan Naeseh, uzun yıllardır Hatay’da yaşıyor. Suriye’yi yeni dönemde ziyaret eden Naeseh, “İki yıldır güvencesizlik derinleşti” diyor. 

Yaklaşık 2 yıl önce HTŞ Suriye’de yönetimi ele geçirdi. Hayat belirli ölçüde Suriye’de değişti. Önce biraz Suriye’den başlayalım. Suriye’de güncel tablo nasıl?

Geçtiğimiz iki yıllık sürece baktığımızda; “Bugün Suriyeliler ne hissediyor, ne istiyor ve ne durumda yaşıyor?” sorusuna verilecek en kritik yanıtın ekonomi olduğunu söyleyebiliriz. Yıllar süren savaşın yıprattığı ülkede zaten yüksek bir enflasyon mevcuttu ancak para birimindeki değer kaybı zamanla çok daha çarpıcı bir boyuta ulaştı. Savaşın ilk başladığı dönemde 1 dolar 50 Suriye lirası iken, bugün 1 dolar 15 bin liraya ulaşmış durumda. Yalnızca bu tablo bile ülkenin içinde bulunduğu ekonomik krizin vahametini anlatmaya yetiyor. Bu ağır ekonomik tablo, kadınlar başta olmak üzere toplumun tüm kesimlerini derinden etkiliyor.

Ekonominin ardından ikinci temel başlığın ise güvenlik olduğunu söylemek mümkün. Esad sonrası Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ), bir anda ortaya çıkmış bir siyasi oluşum değildi; yıllar boyunca Suriye’nin kuzeyinde, İdlib’de bölgeyi tamamen radikal İslamcı bir yaklaşımla yönetmişti. Diğer bölgelerdeki Suriyeliler, İdlib halkının tecrübeleri üzerinden HTŞ’nin zihniyetini ve yönetim biçimini gayet iyi biliyordu. İkinci ve daha önemli bir nokta ise; HTŞ’nin aslında el-Nusra Cephesi’nin devamı niteliğinde olmasaydı.

Tüm bu gerçekler halkta büyük bir kaygı uyandırsa da yılların getirdiği savaş yorgunluğu ve “Artık kan dursun, savaş bitsin” iradesi ağır bastı. Ancak geride bıraktığımız 2 yıla baktığımızda, mevcut iktidarın söylemleri ile sahadaki gerçekler arasında çok büyük bir uçurum olduğu ortaya çıktı.

Kadınlar için “Kız Kardeşler Evi” örneği

Ancak bu tür toplumlarda ve bu coğrafyada kadınların her zaman daha dezavantajlı ve kırılgan bir grup olduğu gerçeğini unutmamak gerekiyor. Dolayısıyla, ne zaman bir güvenlik kaygısı baş gösterse bundan en çok kadınlar etkileniyor. Nitekim bunu Suriye'de çok çarpıcı bir şekilde gördük.

Örneğin, son zamanlarda bu durumun bir göstergesi olarak orada "Beytül Ahvat", yani Türkçe anlamıyla "Kız Kardeşler Evi" adı verilen bir yapılanma ortaya çıktı. Öncelikle bu Beytül Ahvat'ın nasıl bir yer olduğundan ve nasıl ortaya çıktığından bahsedeyim.

Bir gün Betül adında üniversite öğrencisi bir genç kadın, okuldan evine dönerken ailesiyle iletişimi bir anda kesiliyor. Ailesi kızlarına bir türlü ulaşamayınca ortaya çıkıp, "Dünden beri kızımızdan haber alamıyoruz, normalde okuldan eve dönecekti. Kızımız kaçırılmış olabilir" diyerek endişelerini dile getiriyor. Biliyorsunuz, 2025'in başından bu yana özellikle sahil bölgelerinde ve bilhassa Alevi kadınlara yönelik sürekli bir kaçırma haberleri gündeme geliyordu. Bu nedenle, bir ailenin eve dönmeyen kızına ulaşamadığında ilk aklına gelen ihtimal haklı olarak kaçırılma vakası oluyor. Betül'ün ailesinin bu haklı çırpınışı kısa sürede kamuoyunda büyük bir gündem yarattı ve herkes bu durumu paylaşmaya başladı.

Bu olaydan iki gün sonra Betül Aluş bir videoda ortaya çıktı. Normalde Alevi, başı açık ve spor giyinen üniversiteli bir genç kadın olan Betül, bu videoda tepeden tırnağa simsiyah bir çarşaf içinde göründü ve şunları söyledi: "Ben kendi irademle ailemden ayrıldım. Allah yolunda hidayete erdim ve bunu tamamen kendi hür irademle yaptım."

İşte tüm tartışmalar tam da bu noktada başladı. Çünkü daha iki gün önce babasıyla nargile içen, pembe-sarı gibi rengarenk kıyafetler alışverişi yapan, başı açık bir genç kadından bahsediyorduk. Bir sabah uyandığımızda bu kızın böyle bir videoda karşımıza çıkması kafalarda çok büyük soru işaretleri yarattı. İşte Beytül Ahvat denen yerin varlığı da Betül'ün oraya gittiğinin öğrenilmesiyle bu sayede ortaya çıkmış oldu.

Pleyki, Beytül Ahvat nasıl bir yer? Sözde dini aktivite adı altında, özellikle başörtülü olmayan ve belirli azınlıklara mensup kadınları hedef alıp onları kendi taraflarına çekmeye çalışan bir yapıdan söz ediyoruz. Bu yerlerde kadınlara ücretsiz siyah çarşaf dağıtılıyor; barınma imkânı ve düzenli para karşılığında maddi gelir sağlanıyor.

Farklı bölgelerde faaliyet gösteren Beytül Ahvat, "Müessesetü'z-Zehebi" (El Zehebi Kuruluşu) adı verilen bir yapıya bağlı ancak bu kuruluşun resmi bir ruhsatının olup olmadığını bile bilmiyoruz. Bir dönem kamuoyunda Çalışma Bakanlığına yönelik, "Siz neredesiniz? Bunlar kim? Neden müsaade ediyorsunuz? Bunlar ruhsatlı mı, değil mi?" şeklinde haklı tepkiler yükseldi. Bunun üzerine Çalışma Bakanı çıkıp sadece "Ruhsatlı değiller" demekle yetindi; sanki "Biz ruhsat vermedik" diyerek sorumluluktan kurtulmuş ve olay çözülmüş gibi davrandılar.

Oysa olay tabii ki bununla bitmiyor. Bu yapılar, kafalarına estiği gibi Suriye'nin her bölgesinde rahatça faaliyet gösteriyorlar. Raporlar, bu faaliyetlerin üniversitelere kadar uzandığını ve son derece örgütlü bir şekilde yürütüldüğünü ortaya koyuyor. Hatta bu örgütlenmenin içinde bazı istihbarat birimlerine bağlı güvenlik unsurlarının ve üniversite çalışanlarının da yer aldığı belirtiliyor.

Bu gruplar, okullara ve üniversitelere ellerini kollarını sallayarak giriyor ve bunu güya "özgürce dini davet yapmak" adı altında gerçekleştiriyorlar. Peki, bu noktada ne kadar adil veya eşit davranılıyor? Bir yandan özgürlükten bahsederken, diğer yandan kadınlara "İşe giderken makyaj yapamazsın, devlet kurumlarında makyaj yasak" diyebiliyorlar. Aynı şekilde, plajlarda deniz kıyafetlerine birtakım kısıtlamalar getirme hakkını kendinizde bulurken, Beytül Ahvat gibi yapılara ve bunların şüpheli faaliyetlerine neden hiçbir şey demiyorsunuz?’ diye soruyoruz. Dolayısıyla, mevcut iktidarın bu olanlardan bağımsız veya habersiz olduğunu söylemek imkânsız. Bu yapılar, doğrudan iktidarın koruması altında toplumda ideolojik bir dönüşüm yaratmaya çalışıyorlar.

Suriye’de ailelerin, işçilerin yaşamları nasıl? Geçinebiliyorlar mı?

Savaş yılları boyunca Suriye’nin bazı bölgeleri tam anlamıyla yerle bir edildi. Halep kırsalından İdlib kırsalına ve Şam’a kadar uzanan coğrafyada bizzat gidip gördüğüm, tamamen yıkılmış mahallelerden ve koskoca bölgelerden bahsediyoruz. Zamanında bu bölgelerden göç etmek zorunda kalan insanların bugün geri dönebilmeleri için barınacak bir eve, yola, hastaneye, okula ve en önemlisi bir işe ihtiyaçları var.

Savaş döneminde yaşanan göç dalgaları ağırlıklı olarak Halep, İdlib, Şam, Humus ve Hama bölgelerinden gerçekleşmişti. Dolayısıyla bugün geri dönen insanlar da doğal olarak zamanında göç ettikleri bu bölgelere yerleşiyorlar.

Bahsettiğim bu bölgelerde ve genel olarak Suriye’deki gelir düzeyine baktığımızda; yeni yönetim iş başına geldiği dönemde asgari ücret 20-30 doları geçmiyordu. Bugün ise asgari ücretin 100 doları aşmış durumda olduğunu görüyoruz. Gerçekçi olmak gerekirse, ücretlerde aşamalı olarak bir artış gerçekleşti ve zam yapıldı. Ancak bu yeterli mi? Asla değil. Çünkü ilgili raporlara baktığımızda, 4 kişilik bir ailenin onurlu bir yaşam ve refah sürebilmesi için yaklaşık 400 dolarlık bir gelire ihtiyacı olduğu belirtiliyor. Dolayısıyla mevcut gelirler ile yaşam maliyeti arasında hâlâ büyük bir uçurum olduğunu söylemek mümkün. En çok inşaat alanında şu an işçiler çalışıyor. Ama farklı alanlarda da çalışanlar var. 

Bunun yanı sıra elektrik ve internet gibi temel ihtiyaçlara erişimde hâlâ kesinlikle ciddi sıkıntılar yaşanıyor ve ülkede her şey inanılmaz derecede pahalı.

Biraz Suriye’ye geri dönüşleri konuşalım. Gidenler umduğunu buldu mu? Geri dönüşler açısından ne gözlemliyorsunuz?

Suriye şu anda tamamen yabancı sermayeye açık, bomboş bir alan konumunda. Her şeye ihtiyaç var ve her alanda çok büyük eksiklikler yaşanıyor. İnsanların geri döndüğü bölgelerde ekonomi bir şekilde dönmeye başlasa da bu geri dönüşlerin temelinde yatan asıl sebebin, göç ettikleri ülkelerdeki zorlu yaşam şartları ve itici faktörler olduğunu söylemek mümkün.

Bunun en somut örneğini Türkiye’deki durumda görebiliriz. Haberlerden de takip edilebileceği üzere, son dönemde Türkiye’de geri dönüşlerle ilgili adeta sistematik bir politika uygulandı. Örneğin; mahallesinde yalnızca ekmek almaya çıkan ancak geçici koruma kimliğini yanına almayı unutan insanların, polis kontrolünde durdurulup evlerinden kimliklerini almalarına bile izin verilmeden otobüslere doldurularak sınır dışı edildiğine çok sık tanık olduk. Üstelik bu süreçte insanlara “gönüllü geri dönüş” başvuru formlarının zorla imzalatıldığı durumlar da yaşandı.

Dolayısıyla insanların Suriye’ye dönüşünde çekici faktörlerden ziyade, bulundukları ülkelerdeki itici sebeplerin daha belirleyici olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü bu insanların yaşadıkları ülkelerde gelecekleri garanti altında değildi; çocuklarının eğitimi, sağlık hizmetlerine erişimi ve gelir kaynaklarının sürekliliği gibi konularda çok ciddi belirsizlikler ve sıkıntılar yaşanıyordu. Elbette tüm bunların yanı sıra, “Suriye’de savaş bitti, ben de ülkeme dönüp yeniden inşa sürecine katkıda bulunayım” diyerek kendi iradesiyle dönenler de oldu.

Ancak burada tüm bu etkenlerden bağımsız olarak, dönmek isteyip de dönemeyen çok büyük bir kitle olduğunu da vurgulamak gerekiyor.

Resmi rakamlara baktığımızda, son iki yıl içinde Türkiye’den Suriye’ye dönen mülteci sayısının yaklaşık 600 bin kişi civarında olduğunu görüyoruz. Bu da Türkiye’de hâlâ 2.5 milyon civarında Suriyeli mültecinin yaşadığını gösteriyor. Peki, bu insanlar neden dönmüyor veya dönmek isterler mi?

Türkiye’de kalanlar açısından nasıl bir tablo var? İşçiler geçmişe nazaran daha adil koşullarda mı çalışıyor?

Bu durumun şüphesiz ki adil olmadığını yıllar içinde çok net bir şekilde gördük. Mülteci karşıtı söylemler arasında sıkça, “Geldiler, iş hakkımızı elimizden aldılar, her yerde onlar çalışıyor” gibi iddialar öne sürüldü. Ancak meselenin göz ardı edilen bir gerçeği var.

Suriyeli mülteciler paraya ve bir gelir kaynağına acil ihtiyaç duydukları için en ağır ve berbat koşullardaki işleri bile kabul etmek zorunda kaldılar. Asgari ücretin altında çalışmayı, sigortasız olmayı ve günde 12 saati aşan uzun çalışma sürelerini kabul ettiler. Ancak bu onların bir tercihi değildi; başka hiçbir seçenekleri yoktu. Evine ekmek götüremediği takdirde ailesiyle birlikte aç kalacak bir insanın bu şartları kabul etmekten başka çaresi olamazdı. Burada asıl sorumluluk, bu sömürüye fırsat tanıyan patronlara ve bu tür koşullara izin vermemesi gereken karar vericilerdedir.

Peki Suriye’ye dönen ama tekrar Türkiye’ye dönenler var mı? Bunu yapabiliyorlar mı?

Bence bu kesimden söz etmek pek mümkün değil. Çünkü Suriye’ye gidip yeniden Türkiye’ye dönebilmeniz için Türk vatandaşı olmanız gerekiyor. Aksi takdirde, Türkiye’deki Suriyelilerin büyük çoğunluğunu oluşturan geçici koruma statüsündeki kişilerin bu şekilde gidiş-dönüş yapma şansı bulunmuyor.

Suriye’deki yönetim değişikliğinden sonra Türkiye’de şöyle bir karar alındı: Suriye’ye dönebilmeniz için geçici koruma kimliğinizin tamamen iptal edilmesi gerekiyor. Gönüllü geri dönüş belgesini imzaladığınız an, “Ben artık Suriye’ye dönüyorum” diyerek geri dönüşü olmayan bir yola çıkmayı kabul etmiş oluyorsunuz. Yani sistem size; “Suriye’ye gideceksin, orada neyle karşılaşacağını veya kalıp kalamayacağını bilmiyorsun ancak gitmek için arkandaki gemileri yakmak zorundasın” diyor.

Peki gemileri yakıp gittiğinizi, örneğin çocuklu bir aile olduğunuzu düşünelim; ya gittiğinizde iş veya başınızı sokacak bir yer bulamazsanız? Bugün Suriye’de ev kiraları fahiş biçimde yükselmiş durumda. Öyle ki Şam veya Halep’teki kiraların belki İstanbul’u bile geride bıraktığını söylesem abartmış olmam. İşte bu ağır şartlarda tutunamadığınız takdirde ne yapacaksınız?

Tabloya bu açıdan baktığımızda; Türkiye’nin, Suriye’ye gidenlerin arkasından gemileri yaktıran bu uygulaması, insanların geri dönüş kararı almasını çok daha zorlaştırıyor. Çünkü en azından “Gidip bir deneyeyim, baktım ki yapamıyorum, kalkar geri dönerim” deme şansları olabilirdi. Ancak bu imkan ellerinden alındığı için insanlar geri dönüş kararını vermekte büyük bir zorluk yaşıyor ve süreç onlar için çok daha çıkılmaz bir hal alıyor. Çünkü geri dönmek artık yasal yollarla mümkün olmayacak. Bu da daha fazla sömürü demek. Tam bir arafta kalma hali…

05.07.2026 09:56 / Güncelleme: 10:51

'NATO'ya dikensiz gül bahçesi' operasyonları sürüyor: Çok sayıda ilde onlarca gözaltı

Ankara'da 7-8 Temmuz'da düzenlenecek NATO Zirvesi öncesinde yurdun dört bir yanında düzenlenen operasyonlarda onlarca kişi ev baskınlarıyla gözaltına alındı.

'NATO'ya dikensiz gül bahçesi' operasyonları sürüyor: Çok sayıda ilde onlarca gözaltı

Fotoğraf: Eylem Nazlıer/Evrensel

05.07.2026 07:55

Emniyet şeridinde duran otomobile TIR çarptı: 1 çocuk öldü, 3 yaralı

TEM Otoyolu’nun Kocaeli geçişinde arıza nedeniyle emniyet şeridinde duran otomobile çarpan TIR’ın sulama kanalına devrildiği kazada aynı aileden E.M. (7) hayatını kaybetti, 3 kişi yaralandı.

Emniyet şeridinde duran otomobile TIR çarptı: 1 çocuk öldü, 3 yaralı

Fotoğraf: DHA

05.07.2026 01:00

İşçi Partisinin yeni lideri doğrudan başbakan olacak: Olası başbakan Burnham ve kabinesini takdimimdir

Burnham, İşçi Partisi liderliği için en güçlü aday. Eğer karşısına ciddi bir rakip çıkmaz da seçimi kazanırsa, partisi iktidarda olduğu için doğrudan başbakan olacak.

İşçi Partisinin yeni lideri doğrudan başbakan olacak: Olası başbakan Burnham ve kabinesini takdimimdir

Fotoğraf: Financial Times/Wikimedia Commons CC BY 2.0

05.07.2026 00:10

Sincan Organize Sanayi işçileri NATO’ya tepkili: Harcamalar neden bizim için yapılmıyor?

Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesi öncesi başkent OHAL düzeyinde uygulamalar makyajlanırken, Sincan Organize Sanayi Bölgesi’ndeki fabrikaların durumu ve 11.5 milyar TL’yi bulan zirve harcamaları işçilerin tepkisini çekiyor.

Sincan Organize Sanayi işçileri NATO’ya tepkili: Harcamalar neden bizim için yapılmıyor?

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!