Fabrikalardaki uzuv kayıplı kaza gerçeği 1. bölüm: Kopan elimi fabrikanın bahçesine gömmüşler
Fabrikalarda kopan bedenlerin ardından işsizlik, verilmeyen tazminatlar, yıllara yayılan davalar başlıyor. Verilere geçmeyen binlerce işçi, üretim bandında uzuvlarını bıraktıktan sonra kullanılmış bir makine parçası gibi kenara atılıyor.
Filiz Gazi
Özlem Temena
[email protected]
Türkiye’deki fabrikalarda yaşanan iş kazaları ve uzuv kayıpları, SGK’nın eksik veri sistemi, patron beyanları ve kayıt dışı çalışma nedeniyle resmi istatistiklere dahi şeffafça işlenmiyor. Gaziantep’te Özmen İplik Fabrikasında temizlik yaparken elini makineye kaptıran 56 yaşındaki Mustafa Alkurt’un yaşadıkları, iş kazalarındaki cezasızlık zırhını tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. “Elimin kopan parçalarını fabrika bahçesindeki çiçekliğe gömmüşler” diyen ve tam 14 kez ameliyat masasına yatan Alkurt, mahkemenin verdiği 210 bin liralık tazminatı patronun şirketi ve mal varlığını devretmesi yüzünden 10 yıldır alamıyor. BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen, sanayi bölgelerindeki iş kazalarının büyük bölümünün kayda dahi geçmediğini belirterek, adli bildirimin engellenmesi amacıyla işçilerin devlet hastaneleri yerine patronlarla anlaşmalı iki üç özel hastaneye götürüldüğüne dikkat çekiyor.
SGK mevzuatına göre, “iş kazası” olduğunda işveren durumu üç iş günü içinde SGK’ye bildirmekle yükümlü. İşçinin götürüldüğü hastane de yaralanmayı kodlayıp, sisteme girmek zorunda. Ancak kağıt üzerindeki bu kural, uygulamada büyük bir açığa dönüşüyor.
Özellikle sigortasız ve kayıt dışı çalışan işçiler SGK sisteminde olmadıkları için verilere bile dahil olamıyor. Diğer yandan patronun baskısıyla susturulan veya kopan eli dikildiği halde bir daha eski işini yapamayan yüzlerce işçi bu resmi istatistiklerin dışında kalıyor.
SGK’nın 2024 yıllığında, kazanın oluş şeklini anlatan ‘Kol, el veya parmağın kopması/kesilmesi’ başlığı altında 2 bin 337 vaka kayıtlı. Ancak kalıcı sakatlığı ifade eden ‘travmatik ampütasyon’ tablosuna bakıldığında sayı 655’e düşüyor. İş Güvenliği Uzmanı Deniz İpek, SGK’nın veri işlemedeki farkı şöyle açıklıyor:
“Kopan uzvun ameliyatla yerine dikilmesi, kopmanın tam değil kısmi olması ya da vakaların farklı biçimlerde kaydedilmesi bu farkın bir bölümünü açıklayabilir. 1682 işçinin kaçı uzvunu tamamen kaybetti? Kaçının uzvu kurtarıldı? Kaçı başka yaralanma başlıkları altında değerlendirildi? SGK yayımladığı istatistiklerde bu soruların yanıtını vermiyor. Bu nedenle ortada yalnızca sayılar arasındaki bir fark değil, aynı zamanda ciddi bir şeffaflık sorunu bulunuyor. İş kazalarının sayısını açıklayan ancak bu kazaların işçinin yaşamında ne tür kalıcı sonuçlar yarattığını göstermeyen bir veri sistemi, işçi sağlığı alanındaki gerçek tabloyu görmeyi zorlaştırıyor.”
‘Patronun fabrikası vardı ama tazminatı ödemedi, evde çalışan tek bendim’
İş kazalarının büyük çoğunluğu ise maliyetten kısmak için alınmayan güvenlik önlemleri nedeniyle aslında göz göre göre yaşanıyor. Hatta birçok fabrikada, üretim durmasın diye makine kapatılmadan temizlik-bakım çalışması yapılırken elini kolunu kaptıran işçiler var. Bu işçilerden biri de Mustafa Alkurt. Antep’te yaşayan 56 yaşındaki Alkurt, gece vardiyasında çalışıyordu. Saat 23.00’te başlayan mesaisi sabah 06.30’a kadar sürüyordu. Vardiya değişimi öncesi makinenin temizliğini yapıyorlardı. Kullandıkları makineler en az 50 yıllıktı ve üretim durmasın diye temizlik yaparken kapatmaları yasaktı. Makineyi basınçlı hava hortumuyla temizlediği sırada elini kaptırdı. Eli makinenin içindeyken kendisi silindiri söktü, elini çıkarıp bir çuvala sardı.
Mahkeme, 210 bin TL tazminata karar verdi. Ancak patron, şirketi ve mal varlığını devrettiği için Alkurt hâlâ parasını alamadı. Kazanın üzerinden 10 yıl geçti. Patron yargılanmadı. Şirketinin başka bir isimle devam ettiği biliniyor.
İşçi Alkurt ise bugün 20 bin lira olan emekli aylığıyla dört kişiye bakmaya çalışıyor: “Ben hastanede yatarken fabrikanın adı değişti. Özmen İplik oldu Mavi İplik. Bir duyduk ki patron mal varlığını üzerinden atmış. Patron bizi yüzüstü bırakıp kaçtı. Çocuklarım okuyordu. Evde kimse çalışmıyordu. Patronun ise evi vardı, arabası vardı, fabrikası vardı ama hepsini devretti.”
Alkurt, ambulans beklenmeden fabrikanın aracıyla özel bir hastaneye götürüldüğünü anlatıyor. Burada doktorların müdahale edemeyeceklerini söylemesi üzerine Özel Konukoğlu Hastanesi’ne sevk edilmiş:
“Ameliyata alınırken ‘İş kazası yazmayın’ dediklerini duydum. Kaynım kavga ederek ‘Nasıl iş kazası geçirmiyor? Adamın eli gitmiş!’ diye bağırdı. Sonra ifademi almaya polisler geldi. Anlattım, ‘böyle böyle oldu’ diye. Hastane polisleri tutanağa iş kazası yazdı.”
'Elimin parçalarını fabrikanın bahçesine gömmüşler'
Alkurt’un kopan el parçalarının bir kısmı makinenin içinde, bir kısmı ise fabrikanın farklı noktalarında bulundu. İşçilerden biri daha sonra kendisine, bulunan parçaları fabrikanın bahçesindeki çiçekliğe gömdüklerini anlattı:
“İşçi arkadaşlarım elimin parçalarını bulmuşlar; bir kısmını makinenin içinde, bir kısmını bahçede… Bahçedeki çiçekliğe gömmüşler. Kaza geçirdiğimde sigortam yoktu. Geriye dönük yaptılar. Ondan dolayı işyerine idari para cezası kesildi.”
'14 ameliyat oldum'
Tedavi sürecinde 14 ameliyat geçirdi, 67 gün hastanede kaldı. Bu sürede, ölümle sonuçlanma riski olan enfeksiyon geçirdi:
“Can derdindeyim. Hastaneden muhasebe aradı, ödeme istiyorlar. Ameliyata gireceğim. Aradık, patronlar bir tek hastane masrafını verdi, bir de içeride kalan maaşımı… Enfeksiyon kapmıştım. Yoğun bakımdan çıkamayacağımı söylemişler. 10 günün sonunda Allah öldürmedi de çıktım. Elimi karnıma sokmuşlar. Doku tutsun diye artık. (Açıklama notu: Mikrocerrahide ve ağır el yaralanmalarında ‘karın flebi’ ya da ‘karına gömme’ diye halk arasında anlatılan bir yöntem kullanılır. El veya parmak, damar dolaşımı ve doku beslenmesi sağlansın diye bir süre karın bölgesine sabitlenir.) Yoğun bakımdan sonra sessizleştim, hastanenin içinde yürüyorum. Hanım dedi ‘ne oldu sana?’…’Ben cehennemden geldim’ dedim. Çocuklarım var. Ne yapacağım diye düşünüyorum. Dedim bir an evvel iyileşmem lazım. Öyle kendi kendime moral vermeye çalışıyordum.
Sonra zaten bitmedi ameliyatlar. Doktorlara da kesin atın, kurtulayım dedim. Çünkü her 2-3 günde bir operasyona giriyordum. Kolay değil. Buralar bacağımdan alınan parçalar… Patron birkaç sefer hastaneye geldi. Sen yat, sıkıntı etme dedi. Ama sonra zaten yapacağını yaptı.”
Alkurt’un mücadelesi ameliyat masasında bitmedi. Tedavi sürerken bir yanda işverene karşı hukuk mücadelesi, diğer yanda geçim kaygısı başladı. Bu süreçte yardımlarla geçindi:
“Elim dondu mesela, hiç açılmıyor, dönmüyordu. Bunun için fizik tedaviye de gittim. Yani ne diyeyim… Pazar günü sekiz saat çalışırdım. Çoluğuma çocuğuma daha fazla faydam olsun diye. Ama bu olay olunca etrafın verdikleriyle yaşamak zorunda kaldık. Üç sene boyunca çevremden yardım yapıldı. Üç sene boyunca… Psikolojim öyle bozuldu ki… Ben evimi geçindirirken bir anda yardımlara muhtaç oldum. Çok yalnız kaldım. Bayramlar çok ağır geldi. İnsan bir elbise almak istiyor. Alamıyorsun. Çünkü anca karnını doyuruyorsun. Yani aklına meyve o bu gelmez, biz hiçbirini göremiyoruz.”
'Tek elin yok yapamazsın dediler'
İş kazası yalnızca fabrikanın içinde yaşanan birkaç saniyeden ibaret değil. Uzuv kaybının ardından çalışma hayatına dönmek de ayrı bir mücadeleye dönüşüyor:
“İş bulamadım. Eksik birisine kim iş verir ki? Birkaç yere bekçilik için gittim. ‘Bir elin var, gece fabrikaya hırsız gelse tek elle ne yapacaksın?’ dediler. İŞKUR’a gittim. Onlar da pek önemsemedi. Süpürge tutsan saksıyı tutamazsın, saksıyı tutsan süpürgeyi tutamazsın dediler. Ben sana kâğıt vereyim dedi biri, git organize de dolan. Fabrikadan fabrikaya mesafe 2-3 kilometre, yürüyerek gidiyordum. Ancak bir iş yerinden tanıdığın olacak ki seni alıp idare etsin. O da olmadığı için çevremizde… Yaş da geçti. 56 yaşına gelmişsin artık. Gençler dururken ben buna aynı maaşı niye vereyim diyor. Sağlam adam dururken, çürük, çolak adamı ne yapayım diyor. Bir şey olsa sakatız, sen niye bunu aldın diyecekler.”
Mustafa Alkurt bir yandan da uzun yıllar bürokrasi engelini aşmaya çalıştı. Kazadan sonra aldığı engelli raporları uzun süre yetersiz bulundu. Başparmağındaki yarım kayıp nedeniyle engellilik oranı yüzde 31 düştü, bu nedenle engelli statüsünden yararlanamadı. Yıllar süren itirazların ardından bileğindeki kaybın da hesaba katılmasıyla oran yükseldi ve emeklilik hakkı elde edebildi. Ama üç yıl boyunca maaş alamamıştı…
Alkurt, bugün 20 bin lira emekli maaşıyla geçinmeye çalışıyor. Aradan geçen yıllara rağmen işverenden herhangi bir tazminat alamadı. Geçim sıkıntısı tüm ağırlığıyla sürüyor:
“Bugüne kadar bir kuruş tazminat alamadım. Kızım gelin olacak, ev kuracak. Yirmi bin lira maaşla ne yapabilirim? Ceyran (elektrik), su, doğal gaz faturaları… Misafir geldiğinde kuru pilavı önüne koymaya utanıyorsun. Banka değiştirdim, promosyon parası için, biraz para gelsin diye. İşte böyle böyle yaşamaya çalışıyoruz.
Devletin işçisine sahip çıkması lazım. Hastaneden çıkana kadar emekliliğinin çözülmesi lazım. Tazminatının belirlenmesi lazım. Allah’tan korkun. İnsan hem açlıkla mücadele ediyor hem hukuk mücadelesi veriyor. Zalimlik bu. Kimseye derdini anlatamıyorsun. Mahkeme sonuçlanana kadar kaçan kaçana. Para yok, iş yok. İş bulamamak zaten insanın en zoruna giden şey. Yaya yürüyordum, eve gidecek dolmuş param yoktu. Bu anlatılacak bir şey değil, yaşayan bilir.
Türkmen: Anlaşmalı hastaneler aranıyor
BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen, 19 Şubat’ta Antep’te yaşanan iş kazalarını gündeme getirdiği için iki ay tutuklu kaldı. 12 Mayıs’ta tahliye edilen Türkmen, Antep Organize Sanayi Bölgesi’ndeki iş kazalarının büyük bölümünün kayda dahi geçmediğini belirterek, işçilerin devlet hastanelerine değil, patronlarla anlaşmalı özel hastanelere götürüldüğüne dikkat çekti:
“İki üç tane anlaşmalı özel hastane var. Ben daha devlet hastanesine götürüldüklerini duymadım. Doğrudan özel hastanelere götürüyorlar. Normalde adli bildirim yapmaları gerekiyor ancak özel hastanelerin bazılarında bu bildirimin yapılmadığını öğrendik. Öte yandan hastanelerin hepsi şehir merkezinde. Hastaneye ulaşmak en iyi ihtimalle yarım saat sürüyor. Kurtarılan uzuv az ama parmak dikilse bile eskisi gibi kullanılamıyor. Bizim tanıdığımız ampute işçilerin parmağı, eli yok. Çok pahalı olduğu için protez de yapılamıyor. İstisnai düzeyde bazı fabrikaların işçi şikâyetçi olmasın diye protezi karşıladıkları oluyor. İşçiler parmaksız, elsiz kaldığıyla kalıyor. Uzuv kayıplarının ardından işçilerin önemli bölümü bir daha iş bulamıyor. Antep’te sadece Akınal Sentetik’te son üç yıl içinde elini, kolunu ya da parmaklarını kaybeden dokuz işçiye ulaştık.”
İş güvenliği 'randımana' kurban ediliyor
Türkmen, birçok fabrikada güvenlik önlemlerinin ‘randıman düşürmesin’ diye görmezden gelindiğini söylüyor:
“Bu işçiler işi bilen, usta işçiler. Mesele tecrübesizlik değil. O kadar yoğun bir tempoda ve güvenlik önlemlerini azaltarak mesai yapıyorlar ki daha çok seri üretim çıksın diye. Kazanın olduğu makinenin temizliğinin normalde kapalıyken yapılması gerekiyor. Ancak üretim durmasın diye makine çalışır haldeyken temizliği yaptırılıyor. Uzuv kayıplarının olduğu ‘kazalar’ patronun vaadi, tehdidi, kan parası ve benzeri şeylerle çoğu zaman duyulmuyor. İşçi de göze alamıyor. Bu davalar yıllarca sürüyor. O adam evi geçindiren tek kişi ve artık eli, kolu da yok. Mahkeme, avukat için ne gücü ne parası var. Patronlar da bu çaresizliği istismar edip şikâyetçi olmamalarını sağlayıp yollarına devam ediyorlar.”
Evrensel'i Takip Et