Kıyıdan, köşeden, tenhadan: Bu zam değil, emekçinin çalınan alacağının gecikmiş iadesidir
Televizyon ekranlarında saatlerce “Emekliye büyük zam” başlıkları atanlar, bir emeklinin ay sonunu nasıl getirdiğini biliyor mu? Kirasını ödeyemeyen, ilaçlarını eksik alan, torununa harçlık veremeyen milyonların halini görüyorlar mı? Hayır.
Fotoğraf: Alex Chernenko/Unsplash
Yaşar Polat
KESK Haber Sen 2 No’lu Şube Başkanı
Bugün milyonlarca emekliye, işçiye ve kamu çalışanına yapılan şey bir “zam” değil; açıkça yıllardır gasp edilen alacakların gecikmeli ve eksik biçimde geri verilmesidir. Ancak iktidarın propaganda aygıtına dönüşmüş yandaş medya, gerçeği ters yüz ederek bunu büyük bir lütufmuş gibi sunmaya çalışıyor. Sanki emekliler refah payı alıyormuş gibi manşetler atılıyor, sanki insanca yaşam koşullarına kavuşmuş gibi ekranlarda alkış tutuluyor. Oysa gerçek çok daha ağır. Bu ülkede emekli, her geçen gün biraz daha yoksullaştırılmış, maaşı enflasyon karşısında bilinçli şekilde eritilmiş ve ardından kendi kaybının küçük bir kısmı geri verilince buna “müjde” denmiştir.
Enflasyon farkı bir zam değildir. Çünkü zam dediğiniz şey refahı artırır, yaşam standardını yükseltir, emeğin karşılığını büyütür. Enflasyon farkı ise yalnızca çalınmış olanın bir kısmının iadesidir. Market fiyatları aylardır katlanırken, kiralar uçmuşken, elektrikten doğalgaza kadar her kalem zam yağmuruna tutulmuşken emeklinin maaşı bilinçli biçimde erimiştir. Aylar boyunca halkın cebinden alınan para, sonra büyük bir iyilik yapılmış gibi geri verilmektedir. Bunun adına zam demek, ekonomik gerçekleri çarpıtmaktır.
“Pazara çıkarken file değil utanç taşınıyor”
Bugün emekliye verilen maaşın daha cebe girmeden eridiği bir ülkede yaşıyoruz. İnsanlar maaş gününü beklemiyor artık; çünkü maaşın ne kadar sürede biteceğini hesaplıyor. Pazara çıkarken file değil utanç taşınıyor. Bir emekli yıllarca çalışıp prim ödedikten sonra temel gıda ürünlerini gram hesabıyla almak zorunda bırakılıyorsa burada ekonomik başarı değil, sosyal çöküş vardır. Ama saraydan beslenen medya düzeni bunu görmek istemiyor. Çünkü onların görevi halkın yaşadığı gerçeği anlatmak değil, iktidarın algısını yönetmektir.
Televizyon ekranlarında saatlerce “Emekliye büyük zam” başlıkları atanlar, çarşıya pazara çıkıyor mu? Bir emeklinin ay sonunu nasıl getirdiğini biliyor mu? Kirasını ödeyemeyen, ilaçlarını eksik alan, torununa harçlık veremediği için utanan milyonların halini gerçekten görüyorlar mı? Hayır. Çünkü onların dünyasında halk yalnızca seçim zamanı hatırlanan bir istatistikten ibaret.
“Enflasyon ekonomik bir sonuç değil, siyasi bir tercihe dönüştü”
Asıl mesele şudur: Bu ülkede enflasyon sadece ekonomik bir sonuç değil, aynı zamanda siyasi bir tercihe dönüşmüştür. Yanlış ekonomi politikalarının bedelini sermaye değil emekçiler ödemektedir. Bankaların kâr rekorları kırdığı, yandaş müteahhitlerin servetine servet kattığı bir düzende emekliye “sabredin” denmesi büyük bir adaletsizliktir. Halk yoksullaşırken bir avuç ayrıcalıklı kesimin zenginleşmesi tesadüf değildir; bu sistemin bilinçli sonucudur.
Daha acı olan ise halkın aklıyla alay edilmesidir. İnsanlar açlık sınırının altında yaşamaya zorlanırken çıkıp “Size zam yaptık” demek, emekliyi küçümsemektir. Çünkü vatandaş marketteki etiketi görüyor, cebindeki paranın nasıl pul olduğunu yaşıyor. Hiç kimse kendi yaşadığı yoksulluğu televizyon yorumcularından öğrenmiyor. Halk gerçeği mutfakta, faturada, pazarda, kira gününde görüyor.
Bir ülkede emekliler çalışmak zorunda kalıyorsa, yaşlı insanlar torun bakarak ya da ek iş arayarak ayakta kalmaya çalışıyorsa orada sosyal devlet çökmüş demektir. Bugün milyonlarca emekli yaşamıyor, yalnızca hayatta kalmaya çalışıyor. Buna rağmen iktidar çevreleri hâlâ algı operasyonlarıyla başarı hikâyesi yazmaya uğraşıyor.
Gerçek şudur:
Enflasyon farkı zam değildir.
Enflasyon farkı, halkın cebinden aylar boyunca eksiltilen paranın gecikmeli telafisidir.
Üstelik o telafi bile eksiktir.
Emeklinin ihtiyacı propaganda değil, insanca yaşamdır. İnsanlar sadaka değil hakkını istiyor. Çünkü bu ülkenin emeklileri, işçileri ve emekçileri yıllarca çalışarak bu ülkenin yükünü omuzladı. Bugün hak ettikleri şey ekranlarda atılan sahte manşetler değil; gerçek bir refah, gerçek bir adalet ve insan onuruna yaraşır bir yaşamdır. 3 Temmuz 2026 tarihinde TÜİK tarafından açıklanan rakamlar gerçek değildir. 2025 yılının Ağustos ayında yapılan toplu görüşme hükmünü yitirmiştir. Kamu Emekçileri Konfederasyonu (KESK) ve Habersen olarak talebimiz tüm maaşlara net yüzde 35 zam yapılmalıdır.
Evrensel'i Takip Et