KCK'den 'çerçeve yasa' açıklaması: 'Görüş alınmalı, emrivakiyi kabul etmeyiz'
KCK Yürütme Konseyi, Meclise gelmesi beklenen 'çerçeve yasa' konusunda yaptığı açıklamada, "Önderlikle görüşüp tartışmadan, hareketimizin görüşü alınmadan 'Şöyle bir yasa çıkacak, içeriğinde şu şu olacak' demek komplo olarak değerlendirilir" dedi.
Fotoğraf: MA
KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanlığı, iktidarın "terörsüz Türkiye" olarak adlandırdığı süreç kapsamında Meclise gelmesi beklenen 'çerçeve yasa' konusunda yazılı açıklama yaptı. "Önderlikle görüşüp tartışmadan, hareketimizin görüşü alınmadan 'Şöyle bir yasa çıkacak, içeriğinde şu olacak' demek bir oyun, dayatma, hatta bir komplo olarak değerlendirilir" denilen açıklamada, "bir emrivakinin kabul edilmeyeceği" vurgulandı.
"24 Mayıs sonrası prosedür işlemedi, gelişme olmadı"
Açıklamada, basında bir süredir "Abdullah Öcalan'ın sürdürdüğü barış ve demokratik toplum projesine uymayan, hatta tersten değerlendirmelerin" dile getirildiği ifade edildi. Açıkamada, "Son olarak Rêber Apo’nun İmralı’da 24 Mayıs’ta sunduğu öneriler ve DEM Parti heyetinin AKP yetkilileriyle yaptığı görüşmeler sanki yeniymiş gibi yansımıştır. Halbuki; Rêber Apo ile 24 Mayıs’tan bu yana hiçbir görüşme yapılmamıştır. 24 Mayıs görüşmesi sonrası Rêber Apo’nun sunduğu öneriler hükümet tarafından değerlendirilecekti. Bu değerlendirmeler Rêber Apo’ya aktarılacak ve sonuçları da hareketimize iletilecekti. Ancak şimdiye kadar bu prosedür işlememiştir. Dolayısıyla o günden bugüne herhangi bir ilişki ve değerlendirilecek gelişme olmamıştır. Böyle tarihi ve önemli bir konuda Rêber Apo üzerinde tecrit sürerken, özgürlük hareketimizin de bu zaman içinde hiçbir bilgisi olmamıştır" denildi.
"Süreci sabote etmek olur"
Sorunların demokratik siyasal çözümü doğrultusunda önemli adımlar attıklarını belirten KCK, "Süreç ve Rêber Apo’yla yürütülen diyaloglar olumsuz etkilenmesin diye hareket adına sık sık açıklama yapmayı uygun görmedik. Ancak son zamanlarda izlenen politika, yapılan açıklama ve değerlendirmeler bir açıklama yapıp görüşlerimizi kamuoyuna sunmayı gerekli kıldı" açıklamasında bulundu.
Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:
"Önderlikle görüşüp tartışmadan, hareketimizin görüşü alınmadan 'Şöyle bir yasa çıkacak, içeriğinde şu şu olacak' demek bir oyun, dayatma, hatta bir komplo olarak değerlendirilir. Nitekim, Numan Kurtulmuş 'Şöyle bir yasa çıkacak, gelen gelir, gelmeyen olursa onlara karşı da gereken yapılır' biçiminde bir açıklamada bulundu. Bu örgütle ilgili bir karar bütünlüklü alınır ve bütünlüklü uygulanır. Özgürlük hareketimiz ancak bütünlüklü yasaları ve adımları dikkate alır. Yoksa bir kısım gelir, bir kısım gelmez gibi bir durum olmaz. Sorun sadece savaşçıların silah bırakması değildir. Tabii ki bu hareketin savaşçısına ve yönetimine karşı tutum da tek olur. Farklı bir yaklaşım içine girmek bu süreci sabote etmek olur."
"Öcalan'ın koşullarını içermeyen bir politika kabul edilemez"
Fesih ve silah bırakma kararının alındığı PKK kongresinde, sürecin Öcalan tarafından yürütülebileceğinin vurgulandığını belirten KCK yönetimi, "Rêber Apo bu süreci de ancak özgür çalışır koşullarda yürütebilir. Rêber Apo’nun özgürlüğünü, özgür yaşar ve çalışır koşulları içermeyen bir politika ve pratikleşmeyi halkımız ve hareketimiz başından beri kabul etmeyeceğini ortaya koymuştur. Rêber Apo’nun konumu konusunda olumlu bir yaklaşım ortaya koymadan ve bu yönlü adımlar atmadan PKK kongresinde alınan kararların pratikleşmesini hiç kimse sağlayamaz" dedi.
Açıklamanın devamında "Önderlikle diyalog ve bizimle ilişki bütünlüklü bir politika ve tutum ortaya çıkarmak içindir. Yoksa 'Bir yasa çıkarırız, gelen gelir, gelmeyen gelmez' olmaz. Bu süreçten bir çözüm mü aranıyor, yoksa toplumun kafası mı karıştırılmak isteniyor; ya da özgürlük hareketine yönelik bir özel savaş mı yürütülüyor? Eve dönüş yasası gibi bir yasa çıkarılıp, bütünlüklü bir demokratik çözüm yaklaşımı ortaya konulmazsa bunu ne halkımız ne de örgüt yapımız kabul eder. Bu açıdan yüz yıllık sorun, elli yıllık çatışma ve kopuş sorunları çözülmek isteniyorsa doğru bir anlayış ve yaklaşımın ortaya konulması gerekir" ifadeleri yer aldı.
"MİT, Irak'ta ne yapıyor?"
Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın'ın Irak'taki temaslarına da dikkat çekilen açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
"Neredeyse yeniden bir savaşa hazırlık politikaları yürütülüyor. MİT Müsteşarı İbrahim Kalın sadece istihbarat örgütü başkanı değil, adeta hükümetin başbakanı gibi Irak’ı dolaşıyor. Daha önce Rojava’ya saldırı sırasında da bu tür görüşmeler yapılmıştı. MİT Müsteşarı Bağdat, Süleymaniye ve Hewlêr’de ne yapmaktadır? Özgürlük hareketimize yönelik saldırı ve tasfiye planında bu güçlere bazı roller mi verilmek istenmektedir? Kuşkusuz tüm Kürt halkı ve siyasi güçleri bu tür politikalara karşı duyarlı olmalıdır. Türkiye’nin söyledikleri tek taraflı ve Kürtlerin çıkarına olmayan düşünceler olarak görülmelidir. Türkiye kendi iç sorununu çözmek yerine Irak hükümetinin ordu dışındaki silahlı güçlerle ilgili kararından sonra özgürlük hareketimize karşı Irak’la bir saldırı planlaması mı yapılmaktadır? İran’la da bu yönlü görüşmelerin yapıldığı bilinmektedir. Eğer Türk devletinin bu yönlü planları varsa Irak’ın bunları kabul etmemesi gerektiği düşüncesindeyiz."
"Ne Öcalan ne de hareket bir emrivakiyi kabul eder"
Açıklamada son olarak şunlar kaydedildi:
"Şunu açıkça vurgulamak isteriz; ne Rêber Apo ne de özgürlük hareketimiz bir emrivakiyi kabul eder. Yasa çıkardık, kabul etmiyorlar, gibi bir özel savaş politikasını düşünmek akıl dışı bir yaklaşım olur. Yüz yıllık sonuç vermeyen ve Kürt halkıyla Türkiye arasında kopuşu getiren politikaları sürdürmek olur. Bu açıdan Rêber Apo’ya yaklaşımda da özgürlük hareketimize yaklaşımda da ciddi ve sorumlu davranmak gerekir.
Özgürlük hareketi olarak yüz yıllık çatışma ve kopuş iklimini ortadan kaldıracak demokratik siyasal çözüm temelinde Türkiye’yle demokratik entegrasyonu sağlayacak bir siyasi yaklaşımı pratikleştirecek bir irade ve kararlılığa sahibiz. Türk devletinin de bu irade ve kararlılığımızın pratikleşmesini sağlayacak politika ve adımlarla demokratik entegrasyonun sağlanmasında üzerine düşeni yapması tarihsel sorumluluk olmaktadır.
Demokratik kamuoyu ve halklarımız Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni sabote edecek yaklaşımlara karşı duyarlı olmalı, İmralı’da sürdürülen tecride karşı daha etkili mücadele ederek barış ve demokratik toplum sürecinin başarıya ulaşması için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidir.”
(Politika Servisi)
Evrensel'i Takip Et