Savunma Analisti Suat Delgen anlatıyor: 'Bazen projeler halktaki karşılığına göre önceliklendiriliyor'
Savunma Analisti Suat Delgen, askeri sanayide bazı projelerin 'güvenlik' ihtiyacından çok halktaki karşılığına göre önceliklendirildiğini söylüyor.
TCG Bartın (F-504) | Fotoğraf: KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı
Nisa Sude Demirel
[email protected]
İstanbul – Askeri sanayi yatırımları, çok uzun süredir iktidarın temel propaganda başlıklarından biri. Özellikle Türk mitolojisi ile ilişkilendirilen isimlerle propaganda edilen İHA’lar, SİHA’lar, uçak gemileri ve şimdi de hava savunma sistemi tartışması.
Bir yandan da kamu kaynaklarından ‘savunma ve güvenlik’ adı altında ayrılan pay hızla artıyor. 2021’de 139.7 milyar TL olan ‘savunma ve güvenlik bütçesi’, 2026’ya kadar sırasıyla 181 milyar TL, 468.7 milyar TL, 1 trilyon 133.5 milyar TL, 1 trilyon 608 milyar TL ve 2 trilyon 155 milyar TL oldu. Yani 6 senede yaklaşık 15 kat arttı. Ayrıca son yıllarda yürürlüğe konan ‘Savunma Sanayi Destekleme Fonunun da yaklaşık yüzde 80’i vergilerden, yani kamu kaynağından sağlanıyor.
Peki Türkiye, askeri sanayide -silahlanmanın ‘güvenlik’ sağlayacağı safsatasını konu dışı bırakarak- gerçekten ‘uçuyor’ mu? Ya da askeri sanayi yatırımlarında öncelik neye göre belirleniyor? Güvenlik ve Savunma Sanayi Analisti Suat Delgen’le, Türkiye’nin askeri sanayi politikasını konuştuk.
Askeri sanayi çalışmaları eskiye dayanıyor
Askeri sanayi yatırımlarına ilişkin tartışma alanının gittikçe daraldığını ifade eden Delgen, “Savunma sanayi ile alakalı objektif olarak konuştuğunuz zaman, ‘Bunlar ülkenin itibarını zedeliyor, casusluk yapıyorlar’ gibi suçlamalarla karşılaşabiliyorsunuz. Dolayısıyla insan ister istemez çok net ifadeler kullanmaktan çekiniyor; öncelikle bunu bir ifade edeyim” diyerek söze başlıyor.
İktidarın askeri sanayiye ilişkin söylemleri ile “stratejik otonomi” iddiasının birbiriyle doğrudan ilintili olduğunu ifade eden Delgen, ‘savunma sanayi’ açısından Milli Gemi (MİLGEM) projesini ‘olumlu’ bir örnek olarak gösteriyor. Gemilerin tonajları artırılarak farklı türlere dönüştürülmesini ve ihraç edilmesinin doğru olduğunu ifade eden Delgen, şöyle ekliyor: “Fakat bu, sadece bu siyasal iktidar döneminde atılmış adımlarla gelişmedi. MİLGEM projesi, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Vural Beyazıt’a kadar, ’90’lı yıllara kadar gider. Savunma Sanayii İcra Komitesi (SSİK) kararları denir buna; başbakan katılırdı, genelkurmay başkanı katılırdı, savunma bakanı katılırdı. Türkiye o dönem (Erdoğan taarruz helikopteri ihalesi süreci gibi olaylarda) şuna karar verdi: ‘Biz artık büyük çaplı projelerde doğrudan alım yapmayacağız. Muhakkak işin içerisinde teknoloji transferi olacak.’ F-16 projesinde olduğu gibi. Anlaşmayı yapıyorsunuz, teknoloji transfer ediyorsunuz; örneğin elektronik şirketleriyle Türk Havacılık ve Uzay Sanayii AŞ (TUSAŞ) ortak TEI’yi kuruyor, bakımlar Türkiye’de yapılıyor. Tezgahlarınızı üretim aşamasına göre beraber oluşturuyorsunuz ve sonra lisans altında üretim yapıyorsunuz. Lisans altında üretimle Türkiye, ’90’lı yıllarda ve 2000’lerin başında F-16 üretip Mısır’a ihraç etti. Şunu söylemeye çalışıyorum: Türkiye’nin bugün savunma sanayisinde geldiği bir başarı varsa uzun dönemli kararların bir sonucudur.”
"Uçak gemisi ilk ihtiyaç değil"
Delgen’e göre Türkiye’nin askeri sanayideki durumu ne kusursuz ne de vahim. Ancak karar mekanizmaları son derece politik işliyor. Delgen, buna uçak gemisi projesini örnek veriyor: “Tabii ki ben de bir denizci olarak Türkiye’nin uçak gemisine sahip olmasını isterim. Ancak şu an içinde bulunduğumuz jeopolitik durumu ve bütçe imkanlarını düşündüğümüzde, uçak gemisi projesi Türkiye için bir öncelik midir? Bence değildir. Ancak uçak gemisi ‘emperyal bir vizyonu’ gösterir. Amerika, Çin, Japonya, Rusya, Hindistan... Yani uçak gemisi projesini 2032-2033’te denize indirmeyi planlamak esas halktaki karşılığı ile ilgili. Halkın aslında ‘büyük devlet olma’ şehvetini köpürtüyorsunuz.”
"S-400’ler neden devreye sokulmadı?"
Delgen, S-400’lerin kurulmaması tartışmasını da konuya bağlıyor: “Olması gereken şudur: Savunma sanayisi harcamalarının net, objektif bir şekilde Mecliste bir komisyonun denetiminde olması ve ülkenin güvenlik politikaları/tehdit değerlendirmeleri çerçevesinde belirlenmesi lazımdır. Biz bugüne kadar savunma sanayiine bu kadar kaynak harcadık, S-400 sistemini aldık. S-400 sistemi İran hadisesi olduğunda neden devreye alınamadı? Örneğin İtalyanlar SAMP-T’yi Konya’ya, Almanlar Patriot’u Malatya’ya konuşlandırıyor. Neden bizimkiler devreye girmiyor?”
Evrensel'i Takip Et