Kaya Özkaracalar; ABD’den Britanya’ya, Türkiye’den 'Censor' filmine uzanan bu yazı da, korku filmlerine yönelik yasakların ardındaki ideolojik ve toplumsal dinamikleri mercek altına alıyor.
Korku filmlerinin sansürü doğal olarak ülkeden ülkeye, dönemden döneme değişiklik göstermiştir. ABD’de sinemada sansür 1930’lardan, yaş sınırlaması uygulamasına geçilen 1968’e dek Hollywood’un majör stüdyolarının bizzat kurup, kararlarına uyma taahhüdünde bulundukları özerk bir kurum tarafından yerine getirilmişti. Yapım Kuralları Yönetimi adlı bu kurumun gözettiği kurallar daha çok cinsellik, aile, din, devlet görevlilerinin temsili ve benzeri konulara odaklanırken korku filmlerini doğrudan yasaklamıyor ancak dolaylı olarak belirli bir kalıba zorluyordu. Yapımcılar ve dağıtımcılar meslek birliğinin o yıllardaki başkanının adıyla Hays Kuralları olarak anılan bu kurallar manzumesi, cinayet ve diğer şiddet sahnelerinin ayrıntılı ve “aşırı” biçimde sergilenmesini yasaklıyor, ayrıca genel olarak “itici konuların ölçülü biçimde ele alınmasını” şart koşuyordu. Göstermeden ima etme olarak tarif edilen yönelim bu sınırlamalar doğrultusunda dönemin korku sinemasında belirleyici hale gelecekti.
Britanya’da da sonradan adı Sınıflandırma Kurulu olarak değiştirilen Film Sansür Kurulu (BBFC) ABD’deki muadiline benzer şekilde film endüstrisi bünyesinden çıkan özerk bir kurumdur. 1950’li yılların sonlarından itibaren 1970’li yılların başlarına dek Britanya’da özellikle Hammer Stüdyosu’nun yapımcılığında gerçekleşen ve genellikle Christopher Lee ile Peter Cushing’in başrollerde yer aldığı korku filmleri furyası Britanya film endüstrisinin uluslararası piyasalarda rüştünü ispat eden başat ürünü olmuştu. Dolayısıyla korku sineması, sansür yetkililerini ikilemde bırakmış, aslında hiç hazzetmedikleri bu janrı bir yandan zapturapt altına almak için sıkı bir denetime tabi tutarken ulusal film endüstrisini baltalar konuma düşmemek kaygısı sansür süreçlerini Hammer yetkilileriyle netameli müzakere süreçlerine dönüştürmüştü.
1970’li yılların ikinci yarısında gelişen ev-içi kullanıma yönelik video kaset teknolojisi hem korku filmleri için yeni bir mecra ortaya çıkarmış hem de Britanya’da film sansürü açısından denetim-dışı bir alan olarak şekillenmişti. Britanya Film Sansürü Kurulu on yıllar önce sinema filmlerini denetleme göreviyle teşekkül etmiş olduğundan yeni ortaya çıkan bu mecrayı denetleyecek bir merciinin yokluğunda video piyasası bir müddet sansürsüz biçimde gelişmişti. Bu koşullar altında video piyasasında ana akım seyircilerin tahayyüllerine ve tahammüllerine sığmayacak derecede sert korku filmlerinin dolaşımda olduğunun farkına varılmasına bu videolardan bazılarının dağıtımcılarının, matbu yayın organlarına verdikleri ilanlar ister istemez vesile olacaktı. Çok geçmeden Türkçeye “nahoş videolar” ya da “pislik videolar” olarak çevrilebilecek “video nasties” nitelemesiyle anılmaya başlanan bu tarz filmlerin videoları polis tarafından video dükkanlarından mahkeme kararı olmadan toplanmaya, bazılarının dağıtımcıları ve satıcıları hakkında dava açılmaya başlanmıştı. Ertesi yıl toplatılan, haklarında soruşturma açılan ve video dükkanlarına stoklarında bulundurmama uyarısı bağlamında listelenen filmlerin sayısı 72’yi bulacaktı. Nihayet 1984 yılında çıkarılan bir yasayla video mecrasının denetimi BBFC’ye bırakıldı. 1983-1984 arasında video nasties listesinde yer almış olan video kasetler bugün koleksiyoncular nezdinde en revaçta olan kasetlerin başında yer alıyorlar ve astronomik fiyatlara el değiştiriyorlar.
imdb.com
Sansür hakkında bir korku filmi
Dünya prömiyerini bağımsız sinemanın kabesi sayılan Sundance Film Festivali’nde yapmış olan, ülkemizde izleyici karşısına ilk kez İstanbul Film Festivali’nde çıktıktan sonra sınırlı ölçekte vizyona da giren Britanya yapımı Sansür (Censor, 2021) adlı korku filmi, konusu itibariyle yukarıda andığım dönemde geçmenin ötesinde, toplumsal hezeyanların, histerinin, paranoyanın nesnesi olan korku filmlerine yönelik sansür iştahının toplumsal olarak neye denk düştüğüne dair eleştirel önermelerle bezeli alt metinler içermesi açısından da kayda değer bir filmdir ve bu bağlamda anımsanmaya değer.
'Prano' Bailey-Bond'un yönettiği ve senaryosunu Anthony Fletcher ile ortaklaşa yazdığı Sansür’ün başkahramanı Enid, BBFC’nin video mecrasında piyasaya sürülebilme onayı almak için denetime sunulan filmleri değerlendirmekle görevli alt-kurulunda çalışan genç bir kadın. Küçük yaşlarda kaybolan kız kardeşinin hayatta olduğundan umudu kesmemekte ısrar etmekte olan Enid bir gün bir korku filmi videosunda gördüğü bir kadın oyuncunun kız kardeşi olabileceği zannına kapılıyor.
Psikolojik gerilim/psikolojik korku olarak başlayıp finale doğru kan-revan sularına da giren çok başarılı, dört dörtlük bir “gece yarısı sineması” çalışması olan Sansür’de Enid’in kız kardeşinin akıbetine ilişkin takıntısı ve zanları ile toplumda yükselen şiddet ve suç dalgasında şiddet dozu yüksek korku filmlerinin rolü olduğunu savunan yeni sağ paranoya arasında koşutluk kuruluyor; şiddet dozu yüksek korku filmlerine sansür uygulamanın ve bu yolla toplumdaki suç ve şiddet dalgasıyla baş edilebileceğini savunmanın ve/veya bunu sanmanın, toplumdaki şiddet ve suç vakalarının örneğin işsizlik gibi toplumsal sebepleriyle yüzleşmekten kaçınmanın kullanışlı bir yolu olduğuna işaret ediliyor.
Türkiye’de korku filmleri ve sansür
Korku filmlerinin ülkemizde sansürün sık ve yoğun biçimde hedefi haline gelmesi 1960’larda ve 1970’lerde özellikle kıta Avrupası ülke sinemalarında furya halini alan erotik korku filmleri, yani çıplaklık başta olmak üzere erotik mizansenler içeren korku filmleri üzerinden olmuş görünüyor. Bu yıllarda bu minvaldeki çok sayıda korku filminin erotik sekansları makaslanmış, hatta gotik Im Schloß der blutigen Begierde (1968) ve bir kurt-kadın filmi olan La Lupa Mannora (1976) baştan aşağı müstehcen oldukları gerekçesiyle tamamen yasaklanmışlardı.
Müstehcenlik ve benzeri gerekçelerin ötesinde doğrudan korku filmi olmalarından kaynaklı nitelikleriyle ülkemizde yasaklanmış olan modern korku filmlerinin en önde gelenleri arasında Tobe Hooper’ın The Texas Chain Saw Massacre’ını (1974) anabiliriz. Canavar figürünü klasik Amerikan korku filmlerinden farklı biçimde Amerikan toplumuna dışsal olarak değil içsel, hatta aile kurumu içine konumlaması dahil pek çok açıdan çığır açıcı olan bu başyapıt nihayet 40. yıldönümü vesilesiyle gerçekleştirilen restorasyonu üzerinden 2015 yılında ülkemizde Texas Katliamı adıyla 18 yaş üstü sınırlamasıyla vizyona girebilmişti. John Carpenter’ın Halloween’i (1978) de Türkiye’de önce sansür tarafından reddedilmiş ama bu başyapıtı sinemada izlemek için 40 yıl beklemeye gerek kalmadan “Danıştay kararıyla” Yabancı adıyla vizyona girebilmişti. George Romero’nun modern zombi furyasını başlatan öncü filmi Zombie / Dawn of the Dead (1978) ile onun ticari başarısından nasiplenmek üzere Lucio Fulci’nin çektiği ve kültleşen Zombi 2 (1979) de ilk ithal edildiklerinde sansürden vize alamamışlar ancak daha sonra her nasılsa, muhtemelen adları daha önce sansürden geçmiş başka filmlerin adları kullanılarak değiştirilmiş olmaları sayesinde, yani bir dönem ülkemizde erotik filmler için sıkça kullanılan bir yöntem olan aynı adlı başka filmlerin sansür onay belgeleri kullanılarak, vizyona girebilmişler, hatta 1986’da Emek sinemasında gerçekleşen korku filmleri toplu gösterimi programında beraberce yer almışlardı.
Rüzgar türbinleri neden 3 kanatlı? İşte mühendisliğin sırrı
Dünyanın dört bir yanındaki rüzgar çiftliklerinde dev kanatların ahenkli dönüşü… Peki, neden bu devasa yapıların neredeyse tamamı 3 kanatlı olarak tasarlanıyor?
Lübnan ve İsrail arasında çerçeve anlaşma imzalandı
Washington'da İsrail ile Lübnan arasında yürütülen doğrudan müzakerelerin 5. tur görüşmelerinin ardından Lübnan ve İsrail arasında çerçeve anlaşması imzalandı.
Cumartesi Anneleri’nin 1109’uncu hafta eylemi: İbrahim Karatay'ın akıbeti soruldu
1994’te gözaltına kaybettirilen İbrahim Kartay’ın akıbetini soran Cumartesi Anneleri, faillerin yargılanması gerektiğini vurgularken, yaşamını yitiren gazeteci Bayram Balcı için de başsağlığı diledi.
Paris'te sıcak hava etkisini sürdürüyor: Son 24 saatte yaklaşık 3 bin kişi hastanelere başvurdu
Fransa genelinde hava sıcaklıklarının 42 dereceye ulaşmasıyla 37 vilayette "kırmızı alarm" verilirken, Paris çevresinde son 24 saatte hastanelere başvuranların sayısı %36 arttı.
Evrensel'i Takip Et