26.06.2026 15:32

TİHV ve İHD'den İşkenceyle Mücadele Günü açıklaması: İşkencesiz bir dünya mümkün!

26 Haziran İşkence ile Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü ile ilgili TİHV ve İHD tarafından yapılan açıklamada, işkenceyi önleme yükümlülüğünün devletlere ait olduğu vurgulanarak “İşkencesiz bir dünya mümkün” denildi.

TİHV ve İHD'den İşkenceyle Mücadele Günü açıklaması: İşkencesiz bir dünya mümkün!

Fotoğraf: İHD İstanbul Şubesi 

Mehmet Özer
[email protected]


Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ve İnsan Hakları Derneği(İHD) İstanbul Şubesi, 26 Haziran İşkence ile Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü ile ilgili Mecidiyeköy’de bir basın açıklaması yaptı.

26 Haziran İşkence ile Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü’nün küresel çapta insan hakları savunucuları açısından özel ve önemli bir gün olduğunun altı çizilen açıklamada; “‘Birleşmiş Milletler (BM) İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezaya Karşı Sözleşme’ 26 Haziran 1987 tarihinde yürürlüğe girmiştir. BM, 1997 yılında bu günü “İşkence Görenlerle Dayanışma Günü” olarak ilan etmiştir” denildi.

“Sözleşme işkenceyi mutlak olarak yasaklar, istisnası olmaz”

Türkiye’nin de taraf olduğu sözleşmenin, insanın sahip olduğu onur ve değeri korumak için işkenceyi mutlak olarak yasakladığı vurgulanan açıklamada; “İnsanlık ailesinin ortak kazanımı olan ve modern insan hakları hukukunun en temel kurallarından birini oluşturan bu yasak, normlar hiyerarşisi açısından üstün (buyruk) kural niteliğindedir. Dolayısıyla hiçbir koşulda istisnası olamaz. Sözleşme’nin 2. maddesinin 2. paragrafında bu durum şöyle ifade edilir: ‘Hiçbir istisnai durum, ne harp hâli ne de bir harp tehdidi, dâhili siyasî istikrarsızlık veya herhangi başka bir olağanüstü hâl, işkencenin uygulanması için gerekçe gösterilemez’” ifadelerine yer verildi

“İşkence devletler tarafından yıldırma aracı olarak giderek artan biçimde kullanılıyor”

İşkencenin, küresel insan hakları rejiminin hızla çözüldüğü, yaşanan savaşlar ve soykırımlar sonucu ağır bir insani krizle karşı karşıya olduğumuz günümüzde devletler tarafından toplumlara karşı insanlık dışı bir cezalandırma ve yıldırma aracı olarak giderek artan biçimde kullanıldığına işaret edilen açıklamada: “Türkiye İşkenceye Karşı Sözleşme’yi 1988 yılında kabul etmiş, Anayasa ve Ceza Kanunu’nda işkenceyi yasaklamıştır. Maalesef ülkemizde de işkence ve diğer kötü muamele sadece askeri darbeler döneminde değil, cumhuriyet tarihi boyunca sistematik bir devlet pratiği olarak varlığını korumuştur. Ancak günümüzde, insan hakları ve demokrasi değerlerini tümüyle terk eden, toplum üzerinde baskı ve kontrolünü mutlak hale getiren siyasal iktidarın icraatları sonucunda tüm ülke adeta işkence mekânı haline gelmiştir.”

Tesis edilen kuralsızlık, keyfilik ve belirsizlik rejiminin niteliği gereği işkence ve diğer kötü muamele uygulamalarının tüm vehameti ile devam ettiğinin altı çizilen açıklamada “Özellikle 15 Şubat 2025 tarihinde Van Büyükşehir Belediyesi’ne kayyım atanmasına, 19 Mart 2025 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın gözaltına alınıp tutuklanmasına ve 2026 yılı Ocak ayında Suriye’de Kürtleri hedef alan saldırılara karşı yapılan protestolar sırasında ve sonrasında yaşanan gözaltılarda yakınlarına, avukata ve hekime erişimde kısıtlılık, hakim önüne çıkarılmakta gecikme, gözaltı süresini keyfi bir şekilde azami sınırına kadar uzatma vb. hukuki güvencelerde yaşanan ihlaller bu hakikatin somut örnekleri olmuştur” denildi.

“Sokakta işkence sıradanlaştırılıyor”

Eylemlere müdahale sırasında sokak ve açık alanlarda ya da ev ve iş yeri gibi mekânlarda yaşanan işkence ve diğer kötü muamelenin sıradanlaşıp, adeta gündelik yaşamın bir parçası haline geldiğine vurgu yapılan açıklamada; “Yıl boyunca, demokratik bir toplumun temelini oluşturan ve Anayasa tarafından güvence altına alınan toplanma ve gösteri yapma özgürlüklerini kullanmak isteyen kadınlar, LGBTİ+’lar, çevre, yaşam ve insan hakları savunucuları, işçiler, madenciler, öğrenciler, öğretmenler, gasp edilen iradelerine sahip çıkmak isteyen seçmenler, siyasi partilerin, meslek örgütlerinin üye ve yöneticileri kolluk güçlerinin kural dışı, denetlenmeyen, cezalandırılmayan, zalimane şiddetine maruz kalmışlardır” ifadeleri kullanıldı

“Zorla kaybetme vakalarında artış endişe verici”

Zorla kaybetme vakalarında OHAL’in ilan edildiği 2016 yılından bu yana yeniden bir artış görülmesinin endişe verici olduğu vurgulanan açıklamada “6 Ağustos 2019 tarihinde kaçırılan Yusuf Bilge Tunç isimli kişinin akibeti hakkında hala haber alınamamaktadır. Türkiye, BM Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme’yi henüz onaylamamış, mevzuatında da zorla kaybetmeyi açıkça suç olarak tanımlamamıştır” denildi.

“Kuyu tipi cezaevlerinin açılması kaygı vericidir”

Hapishanelerin, her dönem işkence ve diğer kötü muamele uygulamalarının yoğun olarak yaşandığı mekânlar olduğunun altı çizilen açıklamada şunlar dile getirildi; “Hapsetmenin doğası başlı başına acı veren travmatik bir süreçtir. Hapsedilen kişiler ayrıca bir cezalandırmaya tabi tutulamaz. Hapsetmeyi bir yönetim tekniği haline getiren siyasal iktidarın politikaları sonucu yıllardır hapishanelerin temel sorunu aşırı nüfus yoğunluğudur. Her konuda kısıtlılık anlamına gelen bu durum hapishanelerde yaşanan işkence ve diğer kötü muamele uygulamalarına da zemin oluşturmaktadır. Öte yandan mahpusların fiziksel ve psikolojik bütünlüklerinin ciddi şekilde zarar görmesine neden olan tek kişi ya da küçük grup izolasyonu uygulamaları ise işkence ve diğer kötü muamele niteliğinde bir cezalandırmadır. Son dönemde mimari yapısı ve gündelik uygulama rejimi ile izolasyon koşullarını daha da ağırlaştıran S Tipi, Y Tipi ve Yüksek Güvenlikli yeni hapishanelerin açılması kaygı vericidir. Uzun yıllardır izolasyonun özel biçimi uygulanan İmralı Hapishanesi’nde her ne kadar 1 Ekim 2024 yılından bu yana gündemde olan “süreç” in etkisiyle kimi aile ve avukat görüşmeleri gerçekleşmiş ise de izolasyon rejimi uygulaması halen devam etmektedir. Halen hapishanelerde umut hakkından yararlanamayan en az 4 bin mahpus bulunmaktadır.”

“İktidar işkenceyi önlemeye yönelik yasal ve idari iyileştirmeleri yapmıyor”

Siyasal iktidarın, uluslararası mekanizmaları, onların yaptığı eleştiri ve uyarıları dikkate almadığı, işkenceyi önlemeye yönelik yasal ve idari iyileştirmeleri yapmadığı belirtilen açıklamada: “Aksine, mevzuatta işkence yasağının mutlak niteliğine aykırı düzenleme ve değişiklikler yaparak cezasızlığı “güvence” altına almaya çalışmakta, ihlalleri görünür kılmaya çalışan insan hakları savunucularına yönelttiği tehdit ve tacizlerle işkenceye karşı mücadeleyi engelleyebileceğini düşünmektedir” denildi.

“Bu iç karartıcı hakikate rağmen “işkence” insan eliyle gerçekleşen bir fiil olduğu için, yine insan eliyle önlenmesi mümkündür” denilen açıklamada şu talepler dile getirildi;

  • İşkencenin ülkemizde bu boyutta olmasının en temel nedeni, işkence yasağının mutlak niteliği ile bağdaşmayan çok ciddi bir cezasızlık kültürünün varlığıdır. Her şeyden önce cezasızlık politikalarına derhal son verilmelidir.
  • Her düzeyde yetkililer işkenceciyi öven, teşvik eden söylemlerden vazgeçmeli, uluslararası mekanizmaların tavsiyeleri doğrultusunda işkence uygulamaları kamuya açık bir şekilde kesin olarak kınanmalıdır.
  • Gözaltı koşullarında usul güvenceleri eksiksiz olarak uygulanmalıdır.
  • Gözaltı süreleri kısaltılmalıdır.
  • Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) kaldırılmalı, BM İşkenceye Karşı Sözleşmeye ek Protokol (OPCAT) ve BM Paris Prensiplerine uygun, tümüyle bağımsız yeni bir Ulusal Önleme Mekanizması (UÖM) oluşturulmalıdır.
  • İşkencenin belgelenmesi ve raporlandırılması, bir BM belgesi olan İstanbul Protokolü ilkelerine göre yapılmalıdır.
  • İşkenceye ilişkin iddialar İstanbul Protokolü ışığında hızlı, etkin, tarafsız bir şekilde soruşturulmalı, bağımsız heyetlerce araştırılmalı, adli yargılama süreçlerinin her aşamasında uluslararası etik ve hukuk kurallarına uygun davranılmalıdır.
  • Tutuklu ve hükümlülerin fiziksel ve psikolojik bütünlüklerine ciddi şekilde zarar veren tek kişi ya da küçük grup izolasyonuna/tecritine dayalı hapishane rejimine son verilmelidir.
  • Hapishaneler insan hakları, sağlık ve hukuk örgütlerinin bağımsız denetimine açılmalıdır.
  • 14 Ağustos 2024 tarihli BM İşkenceye Karşı Komite’nin Türkiye’nin Beşinci Dönemsel Raporu’na İlişkin Sonuç Gözlemleri’nin 17. paragrafında yer verilen “Taraf Devlet; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılan mahpusların makul bir süre sonra tahliye edilme veya cezalarında indirim yapılması olasılığına sahip olmalarını sağlamalıdır." tavsiyesinin gereği yerine getirilmelidir.
  • CPT raporlarının tümü açıklanmalı, başta CPT ve BM İşkenceye Kaşı Komite olmak üzere uluslararası insan hakları mekanizmalarının tüm tavsiyelerine uyulmalıdır.
  • Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulları’nı yürütme erkine doğrudan bağımlı kılan, adeta bir mahkeme gibi hareket ederek yargı yetkisi kullanmasına yol açan tüm düzenlemeler derhal iptal edilmelidir.
26.06.2026 08:43 / Güncelleme: 11:08

Deniz Göktaş Ölü Deniz gösterisiyle gündemde

Stand-up gösterileri ve dijital platformlardaki içerikleriyle geniş kitlelere ulaşan Deniz Göktaş, son günlerin en çok konuşulan komedyenleri arasında yer alıyor. Peki Deniz Göktaş kimdir, kaç yaşında ve nereli?

Deniz Göktaş Ölü Deniz gösterisiyle gündemde

Deniz Göktaş'ın Ölü Deniz isimli stand-up gösterisinden

26.06.2026 13:45

Üniversite hastanesinin yemeklerinde kurt çıktı | SES: Sorumlular hakkında işlem başlatılsın

Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde personele verilen yemeklerde kurt, küf ve ip çıkmasına tepki gösteren SES Urfa Şubesi, sorumlular hakkında işlem başlatılması ve yemek hizmetinin denetlenmesi çağrısı yaptı.

Üniversite hastanesinin yemeklerinde kurt çıktı | SES: Sorumlular hakkında işlem başlatılsın

Fotoğraf: MA

26.06.2026 14:03

Foça'da Gediz ve Körfez kirliliği masaya yatırıldı: 'Gediz'in temizlenmesi için bütüncül politikalar gerekli'

Foça'da düzenlenen panelde Gediz Nehri ile İzmir Körfezi'ndeki kirliliğin nedenleri ve çözüm yolları bilimsel verilerle ele alındı. Konuşmacılar, sorunun çözümü için bütüncül politikalar ve etkin denetim gerektiğini vurguladı.

Foça'da Gediz ve Körfez kirliliği masaya yatırıldı: "Gediz'in temizlenmesi için bütüncül politikalar gerekli"

Fotoğraf: Evrensel

26.06.2026 14:16 / Güncelleme: 14:32

Boğaziçi direnişinde 2000. gün: 'Özgür üniversite için mücadele sürecek'

Boğaziçi Üniversitesi akademisyenlerinin direnişinin 2000. gününde yapılan basın açıklamasında "Türkiye’de özgür, özerk ve demokratik üniversite idealinin önü açılana kadar, ısrarla ve dirençle sürdürmeye kararlıyız." vurgusu yapıldı. 

Boğaziçi direnişinde 2000. gün: “Özgür üniversite için mücadele sürecek”

ANKA

26.06.2026 10:16

Kanada'da yangın söndürme uçağının düşmesi sonucu 3 kişi yaşamını yitirdi

Kanada'nın Northwest Territories bölgesinde orman yangınına müdahale eden yangın söndürme uçağı düştü. Kazada uçaktaki 3 kişi hayatını kaybederken, yangına müdahale çalışmaları sürüyor.

Kanada'da yangın söndürme uçağının düşmesi sonucu 3 kişi yaşamını yitirdi

Fotoğraf: DHA

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!