Sarı odalar fiziksel bir mekân mı, zihinsel bir çöküş mü?
Backrooms filmi ilk bakışta bir korku filmi gibi görünmesine rağmen derinlerinde psikolojik korku, varoluşsal kaygılar ve bilinçaltı temaları üzerine kurulmuş birden fazla katmanı olan bir anlatı olarak değerlendirebiliriz.
"Backrooms" adlı filmden bir sahne
Gülüş
İstanbul Üniversitesi
Sonu yokmuş gibi hissettiren sarı renkli duvarlardan oluşan odalar, ürkütücü yaratıklar ve portalda kaybolan çok sayıda insan, rastgele bir anda burayı keşfeden bir mobilya mağazasının sahibi… Her bir sahnesi akıllarda soru işareti yaratan, hakkında bir sürü komplo teorisi ortaya atılan “The Backrooms” filmini nasıl ele alabiliriz?
Bu sorunun cevabını verebilmek için aslında orijinal içeriğin yayınlandığı 2019 yılına gitmemiz gerekir. Anonim bir kullanıcı, “4chan” adlı sitede gerçekliğin dışına çıkıldığında Backrooms’a girildiğini söyler ve iddiasını güçlendirmek adına 2002 yılında Wisconsin’deki bir mobilya mağazasının fotoğrafını paylaşır. Bunun üzerine çığ gibi büyüyen bir teori furyası oluşur. Bu bilinmezliğin devamının gelmesi ihtimalinde hiçbir şeyi kaçırmak istemeyen internet kullanıcıları sayesinde Backrooms’un 4chan ve Reddit gibi uygulamalarda büyük bir hayran kitlesi oluşmaya başlar.
Sanki hepimiz o odada daha önce bulunduk
2022 yılındaysa Youtube’a 9 dakikalık “The Backrooms (Found Footage)” adında bir video düşer. Videonun sahibi aynı zamanda filmin yönetmeni de olan Kane Parsons’ın ta kendisidir. Video çok kısa bir süre sonra günümüze kadar ulaşan meme’lerin yapılmasıyla viral olur. Pek çok kişiye göre bu videonun bu kadar tutmasının ve videodan bu kadar korkulmasının sebebi bir anda ortaya çıkan yaratıkların veya sarı odaların hiç sonunun gelmeyecekmiş gibi hissettirmesi değil de videonun çekildiği yerin ilginç bir biçimde tanıdık ve herkesin hayatında en az bir kere bulunduğu bir yer gibi gözükmesiydi. Aynı zamanda da izleyiciye gerçekten olayın öznesi onlarmış gibi hissettiriyor oluşu da bu türün dikkat çekici olmasını açıklıyor. Günlük hayatta da içeriğe benzeyen yerlerde bulunulduğu koşulda ilk hissedilen şeyin korku olması ve bunun da bu videodan kaynaklı olmasının her şeyi ekstra ürkütücü yaptığı söyleniyor.
Backrooms’un internet kültüründeki yükselişi ve Kane Parsons’ın çok küçük yaşta çekmeye başladığı kısa filmleriyle genişleyen evreni, beraberinde çok daha büyük bir soruyu getiriyor: Eğer burası gerçekten varsa, içinde yaşayan ya da kaybolan insanların hikâyeleri neydi? İşte film tam da bu noktada sıradan bir korku hikâyesinden ayrılıyor. Çünkü “The Backrooms” izleyicisini yalnızca yaratıklarla korkutmaya çalışmıyor, onu sonsuz bir yalnızlığın içine hapsediyor. Sarı duvarların, floresan lambaların ve birbirinin aynısı koridorların arasında kaybolan insanların yaşadığı psikolojik çöküş, filmin asıl korku unsuru hâline geliyor. Ve bu bilinmezlik hâlinin insanı içine çekeceğini ve herkeste merak uyandıran bu detaylıları ile harika iş çıkaracağını öngören Parsons da sadece 20 yaşındayken bu filmi hayatımıza dahil ediyor.
Elektrik arızası ile hayatı değişti
Filmde ana karakterimiz Clark’ın yalnızlığın en büyük temsilcisi olarak ele alındığını söylemek mümkün. Maddi ve manevi açıdan büyük bir çıkmazın içinde bulunan Clark, işkolik olması nedeniyle sevgilisiyle yaşadığı sorunların ardından evinden ayrılmak zorunda kalmış ve gecelerini sahibi olduğu mobilya mağazasında geçirmeye başlamıştır. Düzenli olarak terapisti Mary’den destek alan karakterin hayatı ise mağazada ortaya çıkan gizemli bir elektrik arızasıyla değişir. Sorunun kaynağını araştırırken fark ettiği gizli bir sigorta ve ardından gördüğü sarı ışık, onu ilk kez Backrooms’a (arka oda) götürür. Yaşadıklarını Mary’ye anlatsa da Mary ona inanmaz. Buraya kadar yaşanan portalın keşif sürecinde mağazanın gerçek dünyayı, alt kattaki duvarın ise gerçeklikten kopuşu temsil ettiği yönündeki teorilerin ortaya çıkmasına neden olur.
Clark daha sonra deneyimini kanıtlamak amacıyla çalışanları Kat ve Bobby’yi de araştırmaya dahil eder. Bobby’nin kamerasıyla kaydettiği bu keşif, başlangıçta sıradan görünse de kısa sürede bir hayatta kalma mücadelesine dönüşür. Özellikle Bobby’nin bir boşluğa sarkarak ulaştığı bölgede terk edilmiş kıyafetlerle karşılaşması ve grubun giderek yön duygusunu kaybetmesi olayların seyrini değiştirir. Film ilerledikçe karakterlerin asıl sorununun portaldaki yaratıklar değil, birbirlerine olan güvenlerini kaybetmeleri olduğunu gözlemliyoruz. Clark giderek daha obsesifleşirken Kat, yaşadıkları durumdan kurtulmak için çabalamaya çalışır. Bu duygu durum değişikliğini izleyen çoğu kişi, Backrooms’un fiziksel bir mekândan çok insanların korkularını ve zihinsel kırılmalarını ortaya çıkaran psikolojik bir yapı olduğu teorisini savunmaktadır.
Clark’ın günlerce ortadan kaybolmasının ardından terapisti Mary, onu bulabilmek için mağazaya gider ve sonunda alt katta onu aradığı esnada o da portaldan geçer ve böylece başlangıçta Clark’ın anlattıklarına şüpheyle yaklaşan Mary de bu deneyimin bir parçası hâline gelir. Ancak onun bu yolculuğu yalnızca kayıp bir danışanı arama çabasından ibaret değildir; onun deneyimi aynı zamanda kendi çocukluk travmaları ve bastırdığı korkularıyla yüzleştiği psikolojik bir sürece dönüşür.
Film hakkında üretilen sayısız teori var
Filmde dikkat çeken teorilerden biri, Mary ve Clark arasında geçen yemek masası sahnesinin yalnızca bir terapi seansı değil, Clark’ın bilinçaltında kurduğu ideal bir iletişim alanını temsil ediyor olduğudur. Ayrıca bu sahnede Clark’ın eski eşinin siluetlerinin görülmesi, Backrooms’un karakterlerin geçmişlerinden parçalar ürettiği teorisini destekler. Filmin en gizemli noktalarından biri olan “Korsan Clark”ın ve gerçek Clark’ı neden ısırdığına dair hiçbir açıklama yapılmaması noktasıdır. Bazı izleyiciler bunun Clark’ın Backrooms ile bağ kurduğunu, bazıları ise onun gerçek hayatında yaşadığı her şeyin olumsuz ilerlemesi ve bu sebeple gerçek hayatından kaçtığı fikrine kendisini ikna ettiği için kendini artık bu dünyanın bir parçası olarak gördüğü düşünmektedir.
Aynı şekilde Bobby’nin daha önce giydiği tişörtü Backrooms’un farklı bir bölümünde bulması, Kat ve Bobby’nin portala girmeden önce giyindikleri ayakkabıların bir süre sonra portalda yer edinmeye başladığını filmde görebiliyor olmamız ise tıpkı Clark’ın eşini belirli sahnelerde gördüğümüzdeki gibi zaman döngüsü teorilerini güçlendirdiğini söyleyebiliriz. Bu sahne, karakterlerin geçmişte veya gelecekteki versiyonlarının aynı mekânda bulunabileceği ya da Backrooms’un zamanı doğrusal olmayan bir şekilde işlediği yönünde yorumlanmaktadır. Film boyunca bu tür cevaplanmamış detaylar, Backrooms’un fiziksel bir mekândan çok bilinç, hafıza ve korkularla şekillenen gizemli bir yapı olduğu fikrini daha da kuvvetlendirmektedir.
Film boyunca cevabı net olarak verilmeyen bir diğer teori ise Clark’ın aslında Backrooms’u keşfetmediği, Backrooms’un Clark’ı seçtiğidir. Bu teoriye göre portal rastgele ortaya çıkmamış, psikolojik olarak en kırılgan döneminde olan Clark’ı bilinçli şekilde kendisine çekmiştir. Bu durum filmin kader ve özgür irade kavramları üzerine de düşündürmesine neden olur. Karakterlerin yaşadıkları gerçekten bir tesadüf müdür, yoksa Backrooms bilinç sahibi bir yapı mıdır sorusu film boyunca açık bırakılır.
İnsanın zihni bilinmeyenle karşılaşınca nasıl parçalanabilir?
Finale doğru ilerledikçe film cevaplar vermekten çok akılda yeni sorular oluşmayı tercih eder. Karakterlerin karşılaştıkları yaratıkların nereden ortaya çıktığı, Backrooms’un ne olduğu ve portalların nasıl ortaya çıktığı gibi sorular kesin olarak açıklanmaz. Ancak bu belirsizlik filmin en güçlü yönlerinden biridir. Çünkü genç yönetmen Parsons, Backrooms’u yalnızca korkutucu bir mekân olarak değil; insan psikolojisinin karanlık yönlerini ortaya çıkaran sembolik bir labirent olarak sunmaktadır. Sonuç olarak film, izleyiciyi yaratıklardan veya korku sahnelerinden çok; yalnızlık, travma, takıntı ve insan zihninin bilinmeyenle karşılaştığında nasıl parçalanabileceği üzerine düşünmeye yönlendiriyor. Bu nedenle Backrooms’u ilk bakışta bir korku filmi gibi görünmesine rağmen derinlerinde psikolojik korku, varoluşsal kaygılar ve bilinçaltı temaları üzerine kurulmuş birden fazla katmanı olan bir anlatı olarak değerlendirebiliriz.
(Genç Hayat)
Evrensel'i Takip Et