Sümeyye ALYAR
Hukuk Fakültesi
İstanbul Üniversitesi
11. Yargı Pakti’nin 2025 Aralık’ta yasalaşmasının ardından 12.Yargı Paketi taslağı birkaç gün önce meclise sunuldu. AKP yönetimi 11. Yargı Paketi’nde meclisten geçiremedikleri maddelere 12. Yargı Paketi’nde yer verecek şekilde hızlı bir hazırlık yaptılar. Tasarıda, faiz düzenlemeleri, “İBAN mağdurları”na dair düzenlemeler, yargılama usulü, gayrimenkul ve ceza hukukuna ilişkin çeşitli değişikliklere yer veriliyor. Bu tasarılar bağımsızlık, tarafsızlık ve adalete erişim gibi temel sorunlarından ziyade; mahkemelerin iş yükünü azaltma ve yargılamaları hızlandırma hedefiyle gerekçelendiriliyor. Mahkemelerdeki personel eksikliği, uzun yargılama süreleri ve artan dosya yükü gibi sorunlar devam ederken, yargı usülünde kalıcı bir çözümden çok idari bir iş yükü ve mevcut yükü yeniden dağıtmayı amaçlayan tedbirler getiriliyor.
12. Yargı Paketi’nde nelerden bahsediliyor?
Tasarıda, mülkiyet ilişkilerini ve borç-alacak dengesini doğrudan etkileyen bir düzenleme olan yasal faizin Merkez Bankası reeskont faizinin %80'ine bağlanması planlanıyor. Sosyal adaletten çok, alacakların ekonomik değerinin korunmasına dayanan bu düzenlemeyle; hukukun önceliklerinin birer siyasal tercih olduğunu ve hukukun emek-sermaye ilişkilerindeki eşitsizlikleri gidermeyi değil, mevcut piyasa ilişkilerinin daha istikrarlı işlemesinin sağlayıcısı olduğunu bir kez daha görüyoruz.
Son zamanlarda sıkça duyulan “İBAN mağdurları” olarak bilinen kişilere ilişkin düzenleme de tartışma konusu olmuş durumda. Banka hesabı bilgilerini üçüncü kişilerle paylaşan ve bu hesapları dolandırıcılık faaliyetlerinde kullanılan kişiler bakımından, mevcut uygulamadaki "nitelikli dolandırıcılık" suçlaması yerine yeni bir suç tipinin oluşturulması planlanıyor. Ancak söz konusu düzenlemenin, dolandırıcılık ağlarını kuran ve yöneten örgütlü failleri hedef alan etkili bir araç mı olacağı, yoksa ekonomik sıkıntılar, bilgisizlik, aldatılma veya baskı nedeniyle hesaplarını kullandıran kişilerin daha kolay cezalandırılmasına mı yol açacağı belirsizliğini koruyor.
Kadınlar ve LGBTİ’ler hayatları hedef alınırken sessiz kalmadı
Öte yandan bununla ilgili kamuoyunda en çok tartışılan mesele kadınların hayatını doğrudan etkileyen süresiz nafaka meselesiydi. Bunun haricinde kadınların, çocukların ve LGBTİ’lere yönelik pek çok maddenin 12. Yargı paketinde yer verilmesi gündemdeydi. Bunun üzerine İstanbul Barosu Kadın hakları merkezi, 12. Yargı Paketi’nde yer alması tartışılan düzenlemelerin kadınların kazanılmış haklarını gerileteceğini ifade eden bir çalıştay gerçekleştirdi. Birden fazla kanun değişikliğinin aynı yargı paketine sıkıştırılarak toplum için anlaşılmaz hale getirildiği vurgulanırken, kadınların hayatını ilgilendiren meselelere dair kadınların dinlenmeden düzenleme yapılamayacağının altı çizildi. Bu çalıştayın ardından Türkiye’nin birçok ilinde kadınlar 12. Yargı Paketi’ne karşı sokaklara çıktı. İstanbul, Ankara, Eskişehir, Bursa, Urfa gibi yerlerde gerçekleşen basın açıklamalarında boşanmaların hızlandırılması gerekçesiyle kadınların velayet, nafaka ve tazminat gibi haklarının hedef alındığı vurgulandı. Ayrıca LGBTİ’lerin var olma ve örgütlenme hakkının da hedef alındığı, transların sağlık hakkına erişiminin engellenmesi öne çıkan diğer başlıklardı. Gelen tüm tepkiler ve yapılan eylemlerin ardından bu maddelerin 12. Yargı Paketi’nde yer almayacağı duyuruldu. Ayrıca aile hukukunda zorunlu arabuluculuk ve bazı aile hukuku düzenlemelerinin bu paketin kapsamı dışında bırakıldı. Çocukların ceza sorumluluğunun ağırlaştırılmasına ilişkin değişiklikler de pakette yer almayacak. Çocukların ceza sorumluluğuna ilişkin değişiklikler mecliste araştırma komisyonunun raporuna göre düzenlenecek. Ancak bu başlıkların ilerleyen dönemde ayrı kanun teklifleriyle yeniden gündeme getirilmeyeceğinin garantisi yok çünkü aynı durumu 11. Yargı Paketi’nde de yaşamıştık.
İşte tam da bu tabloda “adaletin hızlandırılması” ve “hak arama özgürlüğünün güçlendirmesi” gerekçeleriyle sunulan torba yasalar; hukukta egemen sınıfın tahakkümünü sağlayan, yargıdaki, saray yargısının yarattığı sorunları çözmekten ziyade mevcut yükü yeniden dağıtmayı amaçlayan tedbirler bütünü olarak yeniden üretiyor. Dolayısıyla pakette kadın ve LGBTİ’lere yönelik saldırılar toplumsal hakları geriletmeyi ve baskıyı artırmayı amaçlarken; faiz, mülkiyet ve yargılama usulüne dair diğer idari düzenlemeler de bu hedefi derinleştiren ortak amaca hizmet etmiş oluyor.
Bugün yargı sistemi nasıl işliyor?
Böylece paketin bütününe bakıldığında, hukukun toplumsal adaleti sağlamaktan çok ekonomik ilişkilerin ve mevcut düzenin istikrarını koruma işlevinin öne çıktığı görülmektedir. Alacakların değerinin korunmasına yönelik düzenlemelerden, ceza hukukundaki değişikliklere kadar birçok başlık; emekçilerin, borçluların ve toplumsal olarak daha kırılgan kesimlerin haklarını genişletmekten ziyade piyasa ilişkilerinin ve kamu otoritesinin ihtiyaçlarına göre şekillenmektedir. Bu durum hukukun sınıflar üstü ve tarafsız bir alan olmadığı, mevcut ekonomik ve siyasal güç ilişkileri içerisinde biçimlendiği gerçeğini bir kez daha ortaya koymaktadır. Gerçek bir yargı reformu, dosya sayılarını azaltmayı değil hak ihlallerini azaltmayı hedeflemelidir. Yargının görevi mahkemeleri birer karar fabrikasına dönüştürmek değil, maddi gerçeği ortaya çıkarmak ve toplumsal adaleti sağlamaktır. Hukukun üstünlüğü; yurttaşların devlet karşısında güvencede olduğu, emekçilerin haklarını etkili biçimde savunabildiği, yoksulluğun ve eşitsizliğin adalete erişimin önünde engel oluşturmadığı bir düzenle mümkündür. Bu nedenle ihtiyaç duyduğumuz şey, yargıyı daha hızlı çalışan bir bürokratik mekanizmaya dönüştürmek değil; bağımsız, demokratik, hesap verebilir ve toplumun geniş kesimlerinin haklarını koruyan bir adalet sistemi kurmaktır. Çünkü adalet dosya sayılarında değil ancak halkın haklarının sermaye karşısında korunabildiği ölçüde adalettir.
Evrensel'i Takip Et