Zişan ve Poyraz

Boğaziçi Üniversitesi

 

Yakın zamanda “The Lancet” isimli bağımsız tıp dergisinde yayınlanan bir makalede kadınların sekizde birini etkileyen bir endokrin bozukluk olan PCOS’un, Türkçe karşılığı ile PKOS (Polikistik Over Sendromu) isminin PMOS yani (Poliendokrin Metabolik Over Sendromu) olarak değişmesi önerildi. Peki tüm tıp dünyasını etkileyecek olan bu isim değişikliği ne anlama geliyor? Eski ismiyle polikistik over sendromu, hormonal bozuklukları beraberinde getiren yumurtalık kistleri ile jinekolojik bir rahatsızlık olarak ele alınıyordu. Tanı aşamasında en çok kabul gören ve kullanılan strateji hiperandrojenizm (erkeklik hormonlarının fazla salgılanması), yumurtlama anormallikleri ve yumurtalık kistlerinin gözlemlenmesi kriterlerinden en az ikisinin hastada bulunmasıydı. Günlük hayatı etkileyen birçok semptomu da beraberinde getiren bu hastalık için sunulan çözüm önerileriyse çoğunlukla menstrüasyon döngüsünü ve “yumurtlama düzensizliklerini” düzenleyen doğum kontrol hapı kullanımıydı. Kadınların hirsuitzm (erkek tipi kıllanma), halsizlik, aşırı kilo alımı gibi şikayetleri içinse lazer, düzenli beslenme, uyku düzeni ve fiziksel aktivite öneriliyordu. Çoğu zaman adet düzensizliği ve kısırlık olmadığı durumda bir sorun teşkil etmeyeceği ve kistler içinse belki bir yaşam tarzı değişimi öneriliyordu, hatta bazı doktorlar tarafından bu sorunların evlilik ve çocuk doğurma ile düzene gireceği söyleniyordu. 

 

PMOS’un yüzyıllar içindeki keşfi bize neyi gösteriyor?

Yıllarca yapılan araştırmalarla bu sendromun nedenleri ve sonuçları araştırıldı. PKOS’tan PMOS’a yapılan isim değişikliğinin içinde bulunduğumuz sene gerçekleşmiş olması ve sendromun arkasındaki mekanizmaların anlaşılması, bilim alanında henüz yakın vakitte yapılabilmiş araştırmalar sonucunda sağlanmış gibi algılanabilir. Ancak bu sendrom modern anlamda 90 yıldır çalışılıyor; sendroma dair tıbbi anlamdaki ilk gözlemler ise 300 yıl önce gerçekleştirildi. 18. yüzyılın hekimleri kadınlarda gözlemlenen kısırlık, adet düzensizliği ve yumurtalıklarda gözlemlenen yapısal/şekilsel bozukluklar üzerinden, henüz kendilerinin de tam anlamıyla kavrayamadığı bir hastalık tanısı koyabiliyordu. Bu hastalığın modern ve bilimsel anlamda ilk tanımı ise 1935’te, Stein ve Leventhal isimli iki jinekolog tarafından yapıldı. İki bilim insanı bu hastalığın yumurtalık kaynaklı olduğunu, eskiden beri gözlemlenen semptomlarının ötesinde, fazla kıllanma ve yumurtalıklarda kist oluşumu gibi belirtilere de sahip olduğunu ortaya koydu. Yıllar içerisinde bilimin gelişmesiyle vücudun denetleme ve düzenleme görevini yerine getiren endokrin sisteme ve hormonlara dair yapılan çalışmalar arttı, insan vücudunun nasıl işlediği daha iyi kavranmaya başlandı. Bu sayede 1950’lere gelindiğinde PKOS — bugünkü adıyla PMOS, yalnızca yumurtalıklarda kist ya da yapısal bozuklukların ortaya çıkması olarak değil; dişi üreme hücresi olan yumurtaların yumurtalıklar içerisinde gerçekleşen gelişimini tamamladıktan sonra rahim tüplerine (fallopi tüpü) geçme olayı olan yumurtlama sürecini bozan hormonal bir düzensizlik olarak görülmeye başladı. Bilimde ortaya konan yeni teknikler, teknolojiler ve keşifler ile PMOS’a dair bilgilerimiz her geçen yıl artmış ve yeni perspektifler ile insan vücudunu daha bütünlüklü ele alma olanağı ortaya çıkmış olmasına rağmen hastalığın belirtilerinin teşhisi de tedavi yöntemleri de çoğunlukla kadın üreme sistemini ve yumurtalıkları odak alarak geliştirilmiş; esasen kadınların bütün bir hayat kalitelerini etkileyen semptomları yok etmek üzerine değil doğurganlıklarını garanti altına almak üzerine tanı ve tedaviler geliştirilmiştir. Her ne kadar 300 yıldır üzerine konuşulan bir sorun olup yıllardır üzerine çalışılıyor olsa da bugün hala tam anlamıyla bir tedavi ortaya koyulabilmiş değil. Bu da aslında tıbbın ve bilimin kadınların sorunlarına çözüm üretmek için ne ölçüde kullanılmadığını gözler önüne seriyor.

 Teşhisi zor, çözüm olarak dayatılanlar aynı

Önceki ismi sadece yumurtalıklara odaklandığı için olası yanlış tanı ve yetersiz tedaviye gebe olan bu sendrom; karın yağlanması, kalp ve damar hastalıkları, psikolojik rahatsızlıklar, kısırlık, kanser, insülin direnci gibi geniş yelpazede tıbbi sorunlar doğurabiliyor. Bu sendromun nedeni olan hormonal sistemlerin ve metabolizmaların birbiriyle karşılıklı bağlantılar kurması nedeniyle önerilen “poliendokrin metabolik over” ismi ile amaçlanan değişim ise sendromun direkt kadın üreme sistemi ve kısırlık odağı ile değil, bu bağlantıların kurulması ve tedavi yöntemlerinin bunlara göre düzenlenmesi ile kadınların doğru tanı ve tedavilere erişmesidir. 

Bilim ve tıptaki gelişmeler anlattığımız gibi PMOS’u her gün bir önceki günden daha gelişkin şekilde anlamamıza yardımcı oldu. Ancak bilimdeki her gelişme ve iyileşme, halka sunulan tıbbi hizmetlere ve tıp dünyasının toplam bilgi havuzuna doğrudan yansımıyor. Uzun zamandır bilim dünyasınca PMOS’un kadınların yalnızca üreme sistemlerini kapsamadığı, tüm vücut dengelerinin düzenlenmesinde rol alan birçok hormonun dengesizliği sonucu ortaya çıktığı; yalnızca üreme hastalıklarına değil, kalp ve damar rahatsızlıkları, kanser, yağlanma gibi birçok duruma yol açtığı biliniyor. Ancak sağlık sistemine başvuran kadınlar sadece üreme sistemleri incelenerek teşhis alıyor; doğum kontrol veya hormon düzenleme hapları gibi tedavilere ulaşıyor. Öte yandan Türkiye’de PMOS’lu olduğu şüphesiyle hastanelere ve sağlık kuruluşlarına başvuran kadınların sahip oldukları belirtilere dair aldıkları teşhis, doktordan doktora ve kadınların muayene oldukları zamandan zamana değişebiliyor. Bu yazıyı yazdığımız sırada sohbet ettiğimiz Boğaziçi Üniversiteli bir kadın arkadaşımız birer hafta aralıkla gittiği iki ayrı jinekologdan birinin yaptığı ultrason taraması sonucu PMOS teşhisinde bulunduğunu, diğerinin ise PMOS’a sahip olmadığını söylediğini aktardı. Aynı arkadaşımız bu iki doktor görüşünün hemen ardından bir yakını vasıtasıyla ulaştığı bir doktorun ise teşhis koymakta zorlandığını söyledi. Ancak teşhis konusunda ortaklaşamamış bu üç doktorun her birinin kendisine doğum kontrol hapı yazdığını söyledi. 

 PKOS isim değişikliğine uğradı ama kadınların sorunları hala aynı

Bugün gelinen noktada önerilen ele alış biçimi birçok hormonal sistemin ve metabolizmanın takip edilmesi, muayene edilmesi yoluyla hastaların doğru tanı ve tedaviye erişimi iken bu beraberinde endokrinoloji, dermatoloji, jinekoloji, beslenme ve diyetetik gibi farklı tıp alanlarına kolay erişim zorunluluğunu getiriyor. Türkiye’de ise durum bildiğimiz gibi pek iç açıcı değil, eğer özel klinik ve hastanelere verecek paranız ya da devlet hastanelerinde harcamayı göze aldığınız günleriniz yoksa düzgün bir tıbbi kontrolle uygun bir tedavi yöntemine ulaşmak epey zor. Buna ek olarak, bu sağlık kontrolüne ülkemizin hangi şehrinde, hangi bölgesinde erişmeye çalıştığınız bile tanı ve tedavi yöntemini etkileyebiliyor. Öte yandan sosyal medyada da oldukça fazla tedavi, yaşam refahını ve hayat kalitesini artırmaya yönelik rutin önerisi dolaşıyor. Regl döngüsünün belli dönemlerinde belli gıdaların ya da takviyelerin tüketilmesinden egzersiz rutinlerine geniş skalada yapılan bu önerilerin kadınlar tarafından Türkiye’nin ekonomik şartlarında, geçim sıkıntısında, hayat pahalılığında gerçekleştirilmesi oldukça zor. 

Asıl nedenleri ve sonuçları bilim tarafından uzun zamandır bilinen PKOS, doğru bir teşhis ve tedaviye giden yolun açılabilmesi için isim değişikliğine uğradı ve PMOS’a dönüştü. Ancak bu bilgilerin tıp dünyasını etkileme süresinden kadınların sağlık sistemine erişimleri konusunda uğradığı ekonomik ve sosyal zorluğa kadar, kadınlar PMOS’la yaşamaya devam etmek zorunda bırakılıyor; yaşadıkları sıkıntıları neredeyse tamamen geçici olarak ortadan kaldırabiliyor.