Deniz GÖKMEN
İzmir
7-8 Temmuz’da Ankara’da gerçekleşecek olan NATO zirvesi giderek yaklaşıyor. Bir süredir dergimizde özel olarak yer kaplayan NATO sayfalarında çeşitli yönleriyle NATO’nun gerçekleri, bu tartışmalar üzerine öne çıkan yanları ve hem NATO’ya hem de memlekette gerçekleşecek zirveye neden karşı durmamız gerektiğini tartıştık. Bu tartışmaların en sivrilen yanlarından birisi de “NATO’dan çıkmanın rasyonelliği” oldu. Bunun olup olamayacağı ya da olduğu koşullarda nelerle karşılaşabileceğimiz varsayımları, tartışmanın ana gündemlerini oluşturuyor.
Bu tartışmayı sürdürmek için öncelikle NATO’nun varlığının ve onun içerisinde bulunmanın sonuçlarını tekrar tekrar görmeye ihtiyaç var. Ekonomik anlamda ele alacak olursak en güncel haliyle NATO üyesi olmanın gerekliliklerinden birisi, üye ülkelerin GSYİH’nin en az %5’inin silahlanmaya ayrılmasını örnek gösterebiliriz. Bu oran 2024’te %2,1 iken son bir sene iki kat arttırılarak %5 seviyelerine çıkarıldı. Bu durum yüzdelik olarak bakıldığında etkisi pek de belli olmayan bir şey gibi görünse de ayrılan bütçenin iki katına çıkarılması gerçekliği büyüklüğünü gözler önüne seriyor. Yani bu, 66 milyar dolardan fazla bir tutarın savaş harcamalarına ayrılması demek. Memleketin işçi ve emekçilerinin ve onların genç kuşakları, yani bizlerin içerisine gittikçe daha çok itildiği ekonomik koşulları düşününce bizlerin yaşam koşullarının iyileşmesi için ayrılmayan bütçeler emperyalist silah tekellerinin kasalarına giriyor.
ABD ve NATO’nun bugüne kadar nasıl vukuatları oldu?
NATO’da bulunmanın ya da NATO’nun pratiklerinin sonuçlarının bir diğer yanı ise üye ve hedef haline getirdiği ülkelerin siyasi durumu. Tarihte bunun Irak, Afganistan, Lübnan, Ukrayna, Venezuela ve Türkiye gibi çokça örneğini görebiliriz. Afganistan’ı Rusya’nın işgalinden kurtarma naralarıyla topraklarına giren ABD-NATO, içeride Taliban’ın iktidarının güçlenmesi ve kalıcılaşması için belli bir süre kaldıktan sonra Afganistan’ı Taliban’ın gerici, vahşi ellerine teslim ederek oradan çıktı. Ancak çıkmasının temel sebebi artık ABD-NATO ekseninde hareket edecek bir iktidarı tesis etmesiydi. Son süreçte Venezuela’nın petrol ve altın rezervlerini ABD emperyalizmi çıkarlarına kullanabilmek için devlet başkanını evinden kaçırdılar. Ülkemizin NATO’ya girmek için Kore savaşına asker göndermesinin gerekmesi, memleketin en karanlık dönemlerinden 1980 darbesinin bizzat ABD-NATO eliyle örgütlenmesi, yine NATO eliyle örgütlenen kontrgerilla faaliyetleriyle memlekette işlenen onca faili meçhul cinayetler, ABD-NATO’nun ileri karakolu görevlerini yerine getirmek ve onların yerli işbirlikçilerinin karlarına kar katması uğruna Suriye topraklarına girmemiz, bu ve dahası örnekler NATO’nun içinde ya da hedefinde olmanın bizler açısından bir fark yaratmadığının temel göstergelerinden.*
İktidar ABD ve NATO ile nasıl bir ilişki kuruyor?
Bugün açısındansa daha öznel yanlarıyla AKP iktidarının ABD ve NATO ile kurduğu ilişkiyi görmek gerekir. ABD icazetli siyasi operasyonlarla iktidarını sağlamlaştırma hamleleriyle gündemde epey yer kaplıyor. ABD’nin Türkiye temsilcisi Tom Barrack’ın açıklamaları ise birlikte hareket ettiği ülkeler açısından beklentilerini ve hedeflerini en net gözler önüne serecek şeylerden biri olarak karşımızda. Barrack ülkemizin de içinde bulunduğu bölgede işe yarayan yönetim biçiminin “monarşi” olduğunu dile getiriyor. Bu sözler, ABD’nin ülkemizin gidişatı açısından beklentilerini ve hedeflerini gözler önünü seren açıklamalardan birisi.
Memlekette giderek derinleşen mutlak yoksulluk, gittikçe büyüyen antidemokratik uygulamalarla kol kola ilerliyor. Emperyalist tekeller ve onların yerli işbirlikçileri ise uygulanan bu ekonomik programın güçlendirilerek devam etmesi gerektiğini sıklıkla dile getiriyor. Ancak ülke içerisinde iktidarın üretmekte düne göre oldukça zorlandığı “rıza”, halk kesimlerinde tepki ve hoşnutsuzluğun birikmesiyle birlikte kendine akacak bir kanal arıyor. Ve bu durumu engellemenin yöntemi olarak da antidemokratik uygulamalara gittikçe hız veriyorlar. Dolayısıyla dünden daha net daha görünür biçimde karşımızda duran şey; yaşadıklarımızın değişmesini istiyorsak amacı emperyalist ilişkiler arasındaki bağlantıyı kurmak ve güçlendirmek olan NATO’ya karşı çıkmak, dur dememiz gerekiyor.
Bugüne kadarki NATO zirvelerinin sonuçları neler oldu?
NATO’da olmanın ve birlikte hareket etmenin ekonomik ve politik açıdan yarattığı çeşitli örneklere değindik. Şimdi bir de yaklaşmakta olan zirvenin önemini daha iyi kavratacak örnekleri görmek adına geçmişteki NATO zirvelerinin sonuçlarına bakalım.
1999 Washington Zirvesi, esas olarak Bosna ve Yugoslavya’ya yapılan ABD saldırıları ile sonuçlandı. NATO ilk defa bu saldırılar ile sözde “savunma ittifakı” diye kendini tarif ettiği anlatıyı fiilen yıkmış oldu. Ve bu saldırılar insani yardım, istikrar operasyonu gibi tanımlarla adlandırılarak yapıldı. Bu zirve NATO’nun doğuya genişleme hedefleri adına adımlar atılan zirve olarak sonuçlarını gösterdi.
Şimdi de 2004 İstanbul Zirvesi’ne bakalım. Bir önceki zirve doğuya genişleme hedefi ve pratiği içerirken, İstanbul Zirvesi bu hedefi Ortadoğu’ya genişleten zirve oldu. Bu zirvede enerji hatlarının ve kaynaklarının kontrolünün emperyalistler eliyle daha rahat sağlanabilmesi adına İstanbul İş Birliği Girişimi adında bir oluşum kuruldu. 2001’de Afganistan, 2003’te Irak’a giren ABD; buralarda elde ettiklerini kullanmak ve daha da büyütmek adına bu zirveyi kullandı.
Yukarıda verdiğimiz bu iki örnek ve yazmadığımız niceleri, kurulduğundan bu yana NATO’nun zirvelerinin elde edilenin nasıl kullanılacağı ya da neyin nasıl elde edileceğinin belirlendiği yerler olduğunu anlatmaya yetiyor. Ancak buraya kadar tarif ettiğimiz şeylerde emperyalistler ve işbirlikçilerini planlarını ve onların sonuçlarında elde ettiklerini gördük. Yalnızca bu durum kabul edilerek süreçler yaşandı ve geçti diyemeyiz.
Mesela ülkemizde 2003’te ABD askerlerinin Türkiye üzerinden Irak’a geçmesi ve Türkiye’nin Irak’ın kuzeyine asker konuşlandırması için meclise gönderilen Irak tezkeresi, halkın güçlü tepkileri sonucu meclisten geçemedi ve tezkere onaylanmadı. Sürdürülen antiemperyalist mücadelenin bu gibi çokça örneğini sunabiliriz.
Bugün ise ülkemizde yapılması planlanan zirve için şimdiden 11 milyar TL civarında bir harcama yapıldı. Trump için özel iniş pistleri, Macron için özel düzenlenen koşu pisti, NATO zirvesinin yapılacağı yerin güzergahındaki evlerin dış cephelerinin yenilenmesi, Eskişehir yolunun asfaltının yenilenmesi gibi harcamalar gündemde oldukça yer tuttu. Bizlerin yaşamının iyileştirilmesi için ayrılmayan bu bütçeler, bir çırpıda emperyalistlerin temsilcilerini ağırlamak adına seferber edildi.
Tüm bunların üzerine NATO’dan çıkmak rasyonel midir?
Yazının bundan önceki bölümünde tartıştığımız şeyleri sonuçlandıracak olursak şu iki soruya yanıt vererek ilerlemek iyi olacaktır. NATO’dan çıkmak rasyonel midir? NATO bir “güvenlik şemsiyesi” midir?
İlk sorudan başlayalım. Eğer bağımsız ve demokratik bir Türkiye istiyorsak önümüzde NATO’dan çıkmak dışında bir rasyonellik bulunmuyor. Çünkü NATO, emperyalist tekellerin karlarına kar katması ve bunun sürdürülebilir kılınmasının bir aparatıdır. Çünkü NATO ülkelerin topraklarını, yeraltı ve yerüstü kaynaklarının emperyalistler arasında yeniden ve yeniden paylaşması için varlığını sürdürüyor.
İkinci soruya gelecek olursak eğer güvenli bir yaşam ve güvenli bir gelecek istiyorsak, bunun adresi kendi nüfuz alanlarını genişletmek uğruna halkları sömürüye ve yıkıma mahkûm eden emperyalistlerin örgütü değildir. Çünkü NATO sanıldığı gibi üye ülkelerin birbirini koruması için değil, ABD ve Batı emperyalizminin çıkarlarını korumak uğruna her türlü savaş ve yıkıma ortak olmak için var olan bir örgüttür.
Peki şimdi ne yapacağız?
Yukarıda hakkında detaylıca bahsettiğimiz savaş örgütü NATO’nun memleketimizde yakın zamanda gerçekleştireceği zirvesine tepki göstermek ve bu zirvenin burada gerçekleştirilmesini reddetmemiz gerekiyor. Ülkelerin ve halkların düşmanı emperyalizm ve onun savaş örgütü NATO, yaşadığımız tüm sorunların hem bu halinin hem de daha derinleşecek olmasının sorumlularıdır. Dolayısıyla bugün ülkede yaşanan antidemokratik uygulamalara itiraz etmek ancak NATO’ya ve onun yerli işbirlikçilerine itiraz etmekle mümkün olabilir. Bugün yaşadığımız ekonomik sorunlara, yoksulluğa ve sefalete itiraz etmek, savaş çığırtkanlığı yapan NATO’ya itiraz etmekten geçmektedir. Bugün biz gençlerin önünde duran görev; emperyalistlerin ve yerli işbirlikçilerinin buluşup yeni kar planlarının karşısında durmak, NATO zirvesinin ülkemizde yapılmasını istemediğimizi her alandan duyurmaktan geçmektedir. Türkiye gençliğinin memleketin bağımsızlığını, demokratikliğini ve zenginliğini kazanmasının yolu; ülkenin yeraltı ve yerüstü kaynaklarına, memleketin dört bir yanındaki işçilerin emeklerine ve biz gençlerin geleceğine çökenlerin karşısında durmak, bunun bir araya gelmek ve anti-emperyalist mücadeleyi büyütmesinden geçmektedir.
* Teori ve Eylem dergisinin bir önceki sayısı olan NATO dosyasını incelemek faydalı olacaktır.
Evrensel'i Takip Et