TÜMTİS Genel Kurulu'nda birleşik mücadele ve örgütlenme vurgusu: 'Haklarımızı mücadeleyle kazanacağız'
TÜMTİS Adana Şubesi'nin 11. Olağan Genel Kurulu'nda örgütlenme özgürlüğü, vergide adalet, kayyım uygulamaları ve savaş politikaları tartışıldı.
Fotoğraf: Volkan Pekal/Evrensel
Volkan Pekal
[email protected]
Tüm Taşıma İşçileri Sendikası (TÜMTİS) Adana Şubesi'nin 11. Olağan Genel Kurulu, Seyhan'daki Selman-ı Pak Kültür Merkezi'nde gerçekleştirildi. Genel kurulda yapılan konuşmalarda örgütlenme özgürlüğü, vergide adalet, esnek çalışma modelleri ve bölgede süren savaşların emekçiler üzerindeki etkileri öne çıktı.
Açılış konuşmasını yapan TÜMTİS Adana Şube Başkanı Halil Çekin, örgütlenmenin emek mücadelesindeki belirleyici rolüne dikkat çekti. İşçilerin haklarını koruyabilmesinin ve geliştirebilmesinin temel yolunun sendikal örgütlülükten geçtiğini vurgulayan Çekin, örgütsüzlüğün emekçileri daha güvencesiz ve kırılgan hale getirdiğini belirterek güçlü bir sendikal yapının işçilerin çalışma ve yaşam koşullarını iyileştirmede kritik önem taşıdığını dile getirdi.
Genel kurulda konuşan TÜMTİS Genel Başkanı Kenan Öztürk, Türkiye'de ve dünyada yaşanan gelişmelerin emekçilerin yaşam koşullarını doğrudan etkilediğini belirterek, sendikaların yalnızca ekonomik haklar için değil, demokrasi ve barış mücadelesi için de sorumluluk taşıdığını söyledi.
“Savaşların faturasını emekçiler ödüyor, ülkemiz NATO’dan çıkmalı”
Öztürk, yaklaşan NATO toplantısı öncesinde milyarlarca liralık harcama yapıldığını, yeni altyapı yatırımlarının gündeme getirildiğini belirterek, bu durumun kamuoyuna bir başarı hikayesi olarak sunulmasını eleştirdi. NATO'nun bir savunma ittifakı değil, ABD öncülüğünde hareket eden bir "savaş örgütü" olduğunu söyleyen Öztürk, örgütün Ortadoğu'daki çatışmalarda ve yoksul halklara yönelik saldırılarda sorumluluğu bulunduğunu belirtti.
Filistin, Lübnan ve İran'a yönelik saldırıları hatırlatan Öztürk, Ortadoğu'daki birçok ülkenin ABD'ye askeri üslerini açarak bu politikalara ortak olduğunu belirterek savaşların bedelini ise her zaman emekçilerin ve yoksul halkların ödediğini vurguladı. Emek örgütlerinin savaşa karşı barışı, halkların kardeşliğini ve uluslararası dayanışmayı savunması gerektiğini belirten Öztürk, "Dünyanın her yerinde emekçiler savaş politikalarına karşı ortak bir mücadele yürütmek zorunda" dedi.
NATO'nun dünya halklarına herhangi bir fayda sağlamadığını ileri süren Öztürk, örgütün ABD'nin küresel ölçekte kullandığı bir baskı mekanizmasına dönüştüğünü savunarak, Türkiye'nin de NATO üyeliğini tartışması gerektiğini söyledi. Öztürk, "Bu örgütün dünya halklarına bir hayrı yoktur. NATO, ABD'nin elinde bir baskı ve ölüm aracına dönüşmüştür. Bu nedenle ülkemizin NATO'dan çıkması gerektiğini düşünüyoruz" ifadelerini kullandı.
“Kayyım politikaları demokrasiye zarar veriyor”
Konuşmasında Türkiye'deki siyasi gelişmelere de yer veren Öztürk, seçilmiş belediye başkanlarına yönelik operasyonları ve kayyum uygulamalarını eleştirdi. Yargı süreçlerinin hukuk çerçevesinde işletilmesi gerektiğini belirten Öztürk, "Seçilmiş yöneticilerin gece yarısı operasyonlarıyla gözaltına alınması ve halkın iradesinin kayyımlarla yok sayılması kabul edilemez" ifadelerini kullandı.
Demokrasi mücadelesinin siyasi parti aidiyetlerinden bağımsız olduğunu vurgulayan Öztürk, sendikaların seçme ve seçilme hakkına sahip çıkması gerektiğini söyledi.
“Sıra sendikalara, emek örgütlerine de gelebilir”
Demokratik haklara yönelik müdahalelerin zamanla sendikalara ve emek örgütlerine de yönelebileceğini ifade eden Öztürk, "Bugün belediyelere ve siyasi partilere yönelik uygulanan yöntemler, yarın sendikalar ve emek örgütleri için de gündeme gelebilir" diyerek, demokratik hakların savunulmasının tüm emek örgütlerinin ortak sorumluluğu olduğunu belirtti.
“Örgütlenme özgürlüğünün önündeki engeller kaldırılmalı”
Türkiye'de sendikalaşmanın anayasal hak olmasına rağmen işçilerin bu hakkı kullanırken ciddi baskılarla karşılaştığını ifade eden Öztürk, her yıl binlerce işçinin sendikaya üye olduğu için işten çıkarıldığını belirtti. Öztürk, özellikle lojistik sektöründe örgütlenme çalışmalarına dikkat çekerek, eski adı MNG Kargo olan DHL E-Commerce bünyesinde yürütülen sendikalaşma çalışmalarında işçilerin baskı ve işten atma tehdidiyle karşı karşıya kaldığını söyledi.
Dünyanın birçok ülkesinde sendikalı işyerlerine sahip olan DHL'in Türkiye'de sendika karşıtı politikalar izlediğini söyleyen Öztürk, buna rağmen sendikanın daha önce DHL Lojistik ve DHL Express'te uzun süren mücadeleler sonucunda toplu iş sözleşmesi imzalattığını hatırlattı.
“Vergide adalet istiyoruz”
Emekçilerin ağır vergi yükü altında ezildiğini belirten Öztürk, ücretlilerin gelir vergisi ve dolaylı vergiler nedeniyle gelir kaybı yaşadığını söyledi.
Vergi sisteminin sermaye lehine düzenlendiğini vurgulayan Öztürk, ihracatçı şirketlere yönelik vergi indirimlerine dikkat çekerek, işçilerin taleplerinin ise "bütçe imkanları" gerekçesiyle karşılanmadığını ifade etti. Taleplerini "örgütlenme özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması" ve "vergide adalet" başlıklarında özetleyen Öztürk, sendikaların bu talepler doğrultusunda daha güçlü ve yaygın eylemler örgütlemesi gerektiğini söyledi.
“Esnaf kurye modeli güvencesizliği büyütüyor”
Kargo sektöründe yaygınlaşan esnaf kurye modelini eleştiren Öztürk, bu çalışma biçiminin işçileri temel haklardan mahrum bıraktığını belirtti. Esnaf kurye sisteminde çalışanların kıdem tazminatı, yıllık izin, iş güvencesi ve sendikalaşma hakkından yoksun olduğunu ifade eden Öztürk, bu modelin yaygınlaşmasının sektördeki çalışma koşullarını daha da kötüleştireceğini söyledi. Öztürk, Uluslararası Çalışma Örgütü'nün platform çalışanlarına ilişkin son kararlarını hatırlatarak, Türkiye'de de güvenceli çalışma koşullarını sağlayacak yasal düzenlemelerin yapılması çağrısında bulundu.
“Birlik olmazsa kazanımlar kaybedilir”
Konuşmasının sonunda işçilerin sendikal birliklerini koruması gerektiğini vurgulayan Öztürk, mevcut hakların ancak örgütlü mücadeleyle korunabileceğini ifade etti.
TÜMTİS'in geçmişte UPS, DHL ve Aras Kargo'da yürüttüğü uzun soluklu örgütlenme mücadelelerini hatırlatan Öztürk, sendikanın üye sayısını yaklaşık 2 binden 17 bine çıkardığını belirtti. Öztürk, "Sendika işçilerin sermaye karşısındaki en önemli mücadele aracıdır. Haklarımızı korumanın ve geliştirebilmenin yolu birlikten ve örgütlü mücadeleden geçiyor" dedi.
KESK'ten birleşik mücadele çağrısı
TÜMTİS Adana Şubesi'nin 11. Olağan Genel Kurulu'nda konuşan KESK Adana Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Mehmet Çelik, Türkiye'de artan yoksulluk, baskılar ve hak ihlallerine dikkat çekti.
Türkiye'nin ağır bir ekonomik kriz ve demokratik gerileme sürecinden geçtiğini söyleyen Çelik, gözaltılar, tutuklamalar ve hak ihlallerinin yoğunlaştığı bir dönemde emek örgütlerinin daha güçlü bir mücadele hattı kurması gerektiğini belirtti.
Yüksek enflasyon karşısında ücretlerin eridiğini ifade eden Çelik, sendikal hareketin dağınık yapısının emekçilerin ortak mücadelesini zayıflattığını ifade etti. Özellikle büyük işçi konfederasyonlarını eleştiren Çelik, grev yasakları ve hak ihlalleri karşısında yeterli tepkinin gösterilmediğini söyledi.
Emekçilerin yaşadığı sorunların çözümünün birleşik mücadeleden geçtiğini vurgulayan Çelik, "İşçi sınıfı ile toplumun diğer kesimlerinin ortak mücadelesini büyütmeden bu düzene karşı sonuç almak mümkün değil" dedi. Bir Mayıs kutlamalarındaki parçalı yapıya da dikkat çeken Çelik, emek örgütleri arasındaki birlik eksikliğinin aşılması çağrısında bulundu.
“Sendikalı olduğum yıllarla olmadığım yıllar siyahla beyaz gibi”
Aras Kargo İşyeri Temsilcisi Resul Uğurlu, TÜMTİS Adana Şubesi'nin 11. Olağan Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada sendikal örgütlenmenin işçiler açısından belirleyici önemine dikkat çekti.
Uğurlu, yaklaşık 17 yıldır Aras Kargo'da çalıştığını ve bunun 8 yılını sendikalı olarak geçirdiğini belirterek, sendikalı dönem ile sendikasız dönem arasındaki farkın "siyah ile beyaz gibi" olduğunu söyledi. Sendikalaşmanın ardından sosyal haklar ve insanca çalışma koşullarında ciddi iyileşmeler yaşandığını ifade eden Uğurlu, sendikanın işçilerin yaşamında doğrudan dönüştürücü bir rol oynadığını vurguladı.
Sendikayı "ev" ve "yuva" olarak gördüğünü belirten Uğurlu, örgütlülüğün güçlendirilmesi için tüm işçilerin sorumluluk alması gerektiğini söyledi. Sendikal mücadelenin yalnızca yöneticilere değil, tüm işçilere ait olduğunu dile getiren Uğurlu, dayanışmanın bu sürecin temel unsuru olduğunu ifade etti.
Konuşmasında DHL E-Commerce bünyesinde çalışan işçilere de değinen Uğurlu, kazanılan hakların anlatılarak bu işçilerin de sendikal mücadeleye dahil edilmesinin önemli bir görev olduğunu söyledi. Mücadelenin sonuna kadar süreceğini vurgulayan Uğurlu, hiçbir işçinin yalnız bırakılmayacağını belirtti.
Evrensel'i Takip Et