Savaşa ve NATO'ya karşı uluslararası kadın buluşması gerçekleşti
Ekmek ve Gül, yüzü aşkın kadının katılımıyla 'Savaşa ve NATO’ya Karşı Uluslararası Kadın Buluşması' webinarını gerçekleştirdi. Webinarda savaşın kadınların yaşamına etkileri ve savaş karşıtı mücadele konuşuldu.
Fotoğraf: Ekmek ve Gül
Ekmek ve Gül, yüzü aşkın kadının katılımıyla “Savaşa ve NATO’ya Karşı Uluslararası Kadın Buluşması” webinarını gerçekleştirdi. Lübnan, Suriye, İran, Türkiye, Almanya, İngiltere ve Yunanistan’dan gazeteciler, siyasi parti temsilcileri ve sendikacı kadınların konuşmacı olduğu etkinlikte; savaşın kadınların yaşamına bütünlüklü etkileri ve savaşa karşı mücadele deneyimleri tartışıldı.
Açılış konuşmasını yapan Ekmek ve Gül Editörü Elif Turgut, buluşmanın amacına ilişkin şunları söyledi: “Ekmek ve Gül olarak, Türkiye’de 7-8 Temmuz’da Ankara’da gerçekleşecek NATO Zirvesi öncesinde böyle bir uluslararası kadın buluşmasının önemli olduğunu düşündük. Bugün burada Lübnan’dan, İran’dan, Suriye’den, Almanya’dan, İngiltere’den, Yunanistan’dan ve Türkiye’den kadınlarla birlikteyiz. Farklı ülkelerden, farklı deneyimlerden geliyoruz; ancak savaşların, emperyalist müdahalelerin, militarizmin ve otoriterleşmenin sonuçları karşısında ortak sorunlarla yüz yüze kalıyoruz. Bu nedenle birbirimizin deneyimlerini dinlemek, mücadelelerimizi görünür kılmak ve ortak sözümüzü güçlendirmek istiyoruz.”
“Suriye'de dört yılda en az 9 bin kadın 4 bin 500 kız çocuğu zorla kaybettirildi”
Webinarın ilk oturumunda Lübnan, Suriye, İran ve Türkiye’den gazeteci kadınlar konuştu. Ekmek ve Gül Editörü Sıla Altun’un moderasyonunda gerçekleşen oturumdaki konuşmalar, savaş koşullarında kadınların hem örgütlenme haklarının hem de savaşa karşı çıkma haklarının hedef alındığını; kadınların ciddi şiddet, baskı ve yoksullukla kuşatıldığını ortaya koydu.
Gazeteci Abir Naeseh, Suriye’de savaş sürecinin kadınları ekonomik açıdan çok ağır etkilediğini anlattı. Kadınların çocuk yaşta evliliğe zorlandığını, kadın emeğinin kayıt dışı bırakıldığını, yoksulluğun derinleştiğini ve kadınların ağır psikolojik travmalarla mücadele ettiğini söyleyen Naeseh, aynı dönemde Suriye içinde ve diasporada kadın ağlarının da ortaya çıktığını ekledi.
Savaşın kadınların hayatını nasıl değiştirdiğini somut örneklerle anlatan Naeseh; kaybedilenlerden, onları arama mücadelesi veren ailelerden ve göç sırasında kadınların yaşadıklarından örnekler paylaştı. Naeseh, 2011 yılından 2025 yılına kadar 9 bin kadın ve 4 bin 500 kız çocuğunun zorla kaybettirildiğini söyledi. Son 10 yılda ise 31 bin göçmenin göç yollarında hayatını kaybettiğini belirtti.
Naeseh, ayrıca Tişrin Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Betül Süleyman Alluş’tan da söz ederek, özellikle genç kadınları hedef alan ideolojik bir kuşatmaya dikkat çekti.
“Savaş kadınlara yoksulluk ve bağımlılık getiriyor”
Lübnan’dan etkinliğe katılan Gazeteci Youmna Fawaz ise savaşın sadece bombadan ve korkudan ibaret olmadığını, kadınların omuzlarındaki yükü de ağırlaştırdığını söyledi. Fawaz, “Savaş sadece evini kaybetme ve yurdundan olma değil, tüm hayatını ve kimliğini etkiliyor” dedi.
2019’dan bu yana süren ekonomik kriz ile 2024’ten itibaren yaşanan savaşların kadınların işlerini ve tüm birikimlerini kaybetmelerine neden olduğunu belirten Fawaz, savaş koşullarında kadınların kendi hayatlarına ilişkin karar mekanizmalarında yer alamadığını ifade etti. Erkeklerin karar verdiğini, kadınların ise bu kararları hayata geçirmek üzere baskı altına alındığını söyledi.
“ABD bize özgürlük getirmeyecek”
İran üzerine haberler yapan gazeteci Ela Ava, konuşmasına 2022 yılında özellikle Mahsa Amini eylemleriyle İran’da güçlü bir hareketin başladığını hatırlatarak başladı. Mahsa Amini eylemlerinin işçi, öğrenci ve kadın hareketlerini birleştirici etkisinden bahseden Ava, bu dönemin İran’ın mücadele tarihi açısından önemli bir dönemeç olduğuna dikkat çekti.
Bugünkü savaş sürecinin İran rejiminin toplum üzerindeki baskısını güçlendirdiğini belirten Ava, “İnsanlar şubat ayında ağırlaşan ekonomik koşullara karşı sokağa çıktı, İran’da büyük bir katliam yaşandı. Emperyalist devletler bir kışkırtma operasyonu da başlattı. ‘Tüm deneyimler emperyalizmin bombalarının özgürlük getirmeyeceğini gösterdi’ Bu cümle, işçi bildirilerinde çok sık karşımıza çıktı. İdama mahkum edilen dört siyasi kadın tutuklu var. Bu tutsaklar yazdıkları bildiride şunu söylediler: ‘Biz İran rejiminin mahiyetine karşı mücadeleyi sürdürüyoruz, emperyalizmin karşısında da duruyoruz. ABD bize özgürlük getirmeyecek, buradayız ve mücadele ediyoruz’” diye anlattı.
“Savaş bir insan öğütme mekanizması”
Gazeteci Hediye Levent savaşın insan öğüten bir mekanizma olduğunu söyleyerek söze başladı. “Savaş bittikten sonra kayıpları kabullenme, hayatlarını yeniden kurmak çok zor bir şey. Kadınlar ve çocuklar savaşın ilk mağdurları oluyorlar” diyen Levent, “Kadınlar kocalarının öldüğünü kanıtlamak zorundalar maaş alıp çocuklarını ülke dışına çıkarabilmek için. O kadının evini, arsasını satabilmesi için kocasının izni gerekiyor. Kadının kocası kayıpsa bomboş evde yoksulluk içinde yaşamak zorunda kalabiliyorlar” örneğini verdi. Levent, kadınların göç yolunda tecavüze uğrayıp hamile kalmamak için üç aylık hormon iğneleri vurduğunu da hatırlattı.
İngiltere’de artan savaş bütçesinin faturası çocukların beslenmesine çıkıyor
Teori ve Eylem Dergisi Yayın Kurulu Üyesi Fulya Alikoç’un moderasyonunu üstlendiği ikinci oturumda ise NATO üyesi ülkelerden kadınlar söz alarak artan savaş harcamalarının kadınların, gençlerin ve çocukların yaşamından nasıl eksilttiğine dikkat çekti.
Bu oturumda, kadın hakları mücadelesiyle güvenceli çalışma koşulları için verilen mücadelenin ve savaş bütçelerine karşı yürütülen mücadelenin ortaklaştırılması çağrısı birçok konuşmacı tarafından dile getirildi.
İngiltere’den katılan Ulusal Eğitim Sendikası (NEU) Yönetim Kurulu Üyesi Louise Regan, 4,5 milyon çocuğun İngiltere’de yoksulluk içerisinde olduğunu söyledi. Eğitime ve çocukların beslenmesine ayrılan bütçenin kesilerek silahlanmaya aktarıldığına dikkat çeken Regan, “Çocuklara okullarda verilen öğlen ve akşam yemekleri, yemek destekleri iptal ediliyor. Aileler de çocuklarını beslemekte sıkıntı çekecekler. Silahlanmanın eğitimle doğrudan ilişkisini görüyoruz" dedi.
Şiddet ve savaşın normal bir şey olduğunun gençler arasında ideolojik olarak yaygınlaştırılmaya çalışıldığını belirten Regan, İngiltere’de yükselen sağa ve savaş propagandalarına karşı bir forum örgütlendiğini ve birlikte mücadelenin önünü açarak savaş karşıtı taleplerini yükselteceklerini söyledi.
Yunanistan'da savaş karşıtı grev tartışması
Yunanistan’dan Komünist Kurtuluş Örgütü Politbüro Üyesi ve Yüksek Eğitim Sendikası yöneticisi Olivia Ciouvara, savaşa hazırlanan bir hükümetin aileyi nasıl organize ettiğine vurgu yaparak bunun sosyoekonomik ve ideolojik boyutlarından bahsetti.
Yunanistan’daki kadınların Türkiye’de yaşayan kadınlarla ortak sorunlara sahip olduğunu ancak aynı zamanda Türkiye karşıtı milliyetçi bir propaganda üzerinden NATO’ya ve savaş ekonomisine ikna edilmeye çalışıldıklarını söyleyen Ciouvara, bu durumun yarattığı çelişkiye dikkat çekti. Silahlanma ve askeri harcamalar için kamusal hizmetlerden yapılan kesintilerin yükünün kadınların üzerine yıkıldığını ifade eden Ciouvara, kadına yönelik şiddetin de arttığını belirtti.
Yunanistan’da genç kadınların işsizlik ve güvencesizlik içinde olduğunu söyleyen Ciouvara, üniversitelerin şirket modeliyle işlediğini, fonların güvenlik, savaş ve askeri teknolojilere ayrıldığını, üniversitelerde baskıların arttığını ifade etti.
Ciouvara, “Savaş karşıtı bir grevi tartışıyoruz. Kamu hizmetleri, kadın hakları, savaş karşıtlığı ve güvenceli çalışma koşulları taleplerini bir araya getiren bir grev çağrısı yapıyoruz” dedi.
Almanya: Yükselen milliyetçilik toplumu bölüyor
Almanya’dan gazeteci Gefion Göttler de konuşmasında eşit işe eşit ücret mücadelesi, bütçe kesintilerine karşı mücadele ve öğrenci hareketlerinin ortaklaşmasının önemine vurgu yaptı.
Yükselen milliyetçiliğin toplumu böldüğünü söyleyen Göttler, AfD’nin de bunun bir sonucu olduğunu belirtti. AfD’nin artan toplumsal öfkeyi kadın düşmanlığına ve mülteci karşıtlığına yönlendirdiğini ifade etti.
“Genç jenerasyon Almanya’nın emperyalist çıkarlarının bir parçası olmak istemiyor. Binlerce öğrenci askeri harcamalara bütçe ayrılmasına karşı sokağa çıktı. 8 Mart’ta cinsiyetçi politikalara, sosyal kesintilere ve askeri harcamalara ayrılan bütçenin artırılmasına karşı talepler birleşmişti” dedi.
NATO üyeliği kadınların ekmeğini ve geleceğini çalıyor
Türkiye’den konuşan Emek Partisi Milletvekili ve Ekmek ve Gül yayın kurulu üyesi Sevda Karaca ise, NATO’da yer alan Türkiye’nin başka ülkelere müdahalelerde nasıl konumlandırıldığına ilişkin şöyle konuştu: “Sadece Türkiye’de ve Ortadoğu’da Türkiye sermayesini yeniden konumlandırmak değil, Afrika ülkelerinde ve Kafkasya’da Türkiye’yi başka bir konuma yerleştirmeye dönük önemli şeyler yaşadık. Türkiye Parlamentosu’ndan onlarca kez Sudan’a ve Somali’ye asker göndermek için tezkereler geçti. Çok konuşulmadı ama Türkiye askerinin konumlandığı bu bölgelerde darbelerin, iç çatışmaların, kadınlara yönelik taciz ve tecavüzlerin, yer altı madenlerindeki kadın sömürüsünün ve çocuk emeği sömürüsünün bizzat Türkiye askerleri tarafından kontrol edildiğini biliyoruz. Türkiye, NATO’da üstlendiği görevle dünyanın öbür ucundaki kadın ve çocukları da etkileyen bir yerde duruyor. NATO üyeliği kadınlardan ekmeğini, gelecek hakkını çalıyor."
Silahlanma bütçelerine de değinen Karaca, “2026 askeri harcama bütçesi 28.9 milyon dolar. NATO 1.7 milyon dolar veriyor. Bütçenin yüzde 2'den yüzde 5’e çıkarılması ile beraber bu tutar artacak ve bu, birçok ana bakanlığın bütçesinden büyük” dedi.
NATO üyeliğinin halkın, kadınların örgütlenme hakkına da bir saldırı olduğunu vurgulayan Karaca, “NATO karşıtlığı, sadece ekonomik olarak NATO’nun yarattığı yıkıma karşı olmak değil; kadınlar ve LGBTİ’ler bakımından var olma, örgütlenme, gelecekte söz sahibi olma hakkının bir parçası. Ülke içindeki kadın mücadelesinin ortak bir hatta birleşmesi, enternasyonal bir mücadelenin ön adımı. Ortaklıklarımızı hatırlamamız gereken bir dönemdeyiz” dedi.
(Haber Merkezi)
Evrensel'i Takip Et