Temmuzda ücretlere ek zam mücadele edilirse gelir
Hemen her işçi aynı sıkıntılardan bahsediyor: Fazla mesaisiz geçinememe, eve kırmızı et girememesi, çay bile ısmarlayamaz hale gelmek, tatil yüzü görmemek, artan borçlar… İşçiler “Temmuzda zam şart” diyor.
Fotoğraf: Hilal Tok
Çağlar Kazak
[email protected]
Eskişehir- Türkiye’nin dört bir yanında fabrikaların çarkları işçilerin alın teriyle dönüyor. Şehirlerin sokaklarında yorgun ve mutsuz belediye işçilerinin yüzleri karşımıza çıkıyor. Hastane koridorlarında sağlık işçilerinin bitkin adımları gözlerden kaçmıyor. Kamu dairelerinde emekçilerin ay sonunu nasıl getireceğiz düşüncesi yüzlerinden okunuyor. Ay sonu geldiğinde üretim araçlarının özel mülkiyetini elinde tutanlar karlarına kar katarken, çarkları döndüren işçiler, emekçiler ise yoksulluk sınırı ile aldığı ücret arasındaki uçurumun ne kadar derinleştiğini en sert biçimde hissediyor.
Temmuz ayı yaklaşıyor. Milyonlarca işçi, emekçi, emekli yaşam standartlarının biraz olsun iyileşebilmesi için ek zam beklentisiyle gözünü iktidarın açıklamalarına dikmiş durumda. Ek zam talebi milyonlarca emekçinin ortak talebi haline geldi. Ancak bu sadece bir zam talebi değildir. Bu talebi insanca yaşam hakkının, değersizleştirilen emeğin ve gasp edilen geleceğin de bir çığlığı olarak anlamak gerekir.
Tatil hayal, kasap hayal
Gerçekleştirdiğimiz ek zam sohbetlerinde işçiler, tatil yapmanın büyük bir lüks olduğunu ifade ediyorlar. Deniz tatilini de bir kenara bırakırsak piknik yapmak, çocuğuna istediği oyuncağı almak, ayda birkaç kez kırımızı et yiyebilmek, temel tüketim maddelerine düşünmeden satın alabilen işçi yok dersek sanırım abartı yapmış olmayız. Oysa tatil yapmak bir lüks değil. Bir insanın zihinsel ve fiziksel olarak yenilenme ihtiyacıdır. Fakat işçiler günümüzde tatilin hayalini bile kuramıyor. Tatile gidenlerse tatillerini kredi kartıyla ya da kredi çekerek yapmak durumunda kalıyor. Böyle yapılan tatillerde ise kredi borçlarını düşünmekten dinlenme ve istirahatın yerini sinir stres alıyor.
Şehir Hastanesinde çalışan asgari ücretle geçinmeye çalışan bir sağlık işçisinin söyledikleri aslında milyonların ortak hikayesi haline gelmiş durumda. Şöyle söylüyor sağlık işçisi; “Asgari ücretle yaşamaya çalışıyorum. Yıllardır tatile gitmedim. 6 yıldır şehir dışına çıkmadım. Kasap alışverişi diye bir şey zaten hayatım boyunca hiç olmadı. Evimize sadece beyaz et girebiliyor. Önceden Kurban Bayramında kırmızı et görürdük. Artık o da yok. Zira akrabalarımın, yakın çevremizin de alım gücü çok düştü. Bu nedenle kurban eti de görmedik. Temmuz ayında asgari ücrete ara zam yapılmalı.”
Saray rejiminin uyguladığı ekonomi politikaları işçileri yalnızca üretim yapan birer makineye dönüştürme niyetinde. İnsani olan her şeyi ise lüks ve hayale dönüştürmüş durumda. Ek iş yapmadan geçinemeyen, sanal bahis oyunlarından medet uman işçiler esasında kendi yaşamını düzeltmekten çok, patronların sermayesini büyütmüş oluyor.
Vergi dilimi kıskacı; çalışıyoruz ama kimin için?
Bu boğucu karanlık tablonun içerisinde çaresizliğin yarattığı en tehlikeli tuzaklardan biri de bireysel kurtuluş umududur. Ücretimi üçe beşe katlayabilir miyim umuduyla sanal bahis bataklığına sürüklenen işçiler sistemin kurbanı olmakta. Bu bireysel kurtuluş yolları işçileri daha büyük bir yıkıma, daha derin borç bataklıklarına ve umutsuzluğa sürüklemekte.
Tüm bunlarla beraber işçilerin en çok şikayet ettiği konulardan bir diğeri de vergi dilimleri. Beko’da çalışmakta olan bir metal işçisi şöyle anlatıyor; “Mesaiye kalıyoruz, saatlerimizi, hafta sonumuzu feda ediyoruz. Maaşımızın artığını sanıyoruz. Ancak vergi diliminden kaçamıyoruz. Fazla mesaiye kaldığımız ücretlerimiz görece iyileşiyor ama ücretlerimiz artığı için çok erken vergi dilimine giriyoruz. Böylece kaldığımız mesailerden kazandığımız ücretler vergiye gidiyor, işçiye hiçbir kazanç sağlamıyor.
Derinleşen yoksulluğu yaşantısı üzerinden örneklerle anlatan bir belediye işçisi ise şunları söylüyor; “Biz park bahçe ve temizlik işçileri genelde öğle yemeğimizi dışarıda bir lokantada yerdik. Her gün birimiz çorba paralarını öderdi ve kimsenin de gözüne batmazdı. Şimdi bırakın çorba ısmarlamayı, çay bile ısmarlayamaz hale geldik. Dışarıda çorba içmeyi de zaten bıraktık. Bu durum bile belediye işçilerinin ne kadar yoksullaştığını görmek için yeterli. Ayrıca ben maalesef sigara içiyorum ancak uzun yıllardır tütün sarıp içiyorum. Diğer paket sigaralardan dörtte bir daha ucuz. Nereden nasıl kısarız sürekli eşimle beraber bunu düşünüyoruz. O nedenle Temmuz ayında ücretlerde iyileştirme yapılması artık şart oldu.”
CHP merkez yönetiminin mutlak butlan kararı ile değiştirilme girişimi, yine ana muhalefet partisinin Cumhurbaşkanı adayının önce diplomasının iptal edilmesi ve ardından cezaevine gönderilmesi AKP’nin yenilmeyeceği bir seçime girmek istememesinin bir göstergesi. Mutlak butlan kararı ile erken seçim mi geliyor tartışması da işçiler arasında büyüyor. Erdoğan’ın her seçim öncesi ulufe dağıtır gibi ücretlere yaptığı görece iyileştirme Temmuzda ücretlere ek zam olur beklentisini de artırıyor. Ancak bu ücret zammının en az yoksulluk sınırına çekilmesi ve kazanımların kalıcı olması için tek yolun örgütlülük ve mücadelede olduğunu da farkında. İşçilerin mücadele merkezleri olması gereken sendikaların ek zam noktasında henüz bir şey söylediklerini görmediğimizi de bir not olarak düşmek gerekir.
Evrensel'i Takip Et