Bir avlunun yüz yıllık fısıltısı: Süryani Kızlar Mektebinden Zoklu ailesine
Diyarbakır’da bir asır önce Süryani kız çocuklarının sesleriyle yankılanan, ardından Zoklu ailesine yuva olan tarihi mektep binası, bugünlerde muazzam bir hafıza sergisine ev sahipliği yapıyor.
Fotoğraf: Elif Ekin Saltık/Evrensel
Elif Ekin Saltık
[email protected]
Diyarbakır- Taşın dili olsaydı da konuşsaydı derler ya hep... Diyarbakır’ın dar sokaklarından birinde, bazalt taşların arasına sıkışmış bir avlu, tam yüz on beş yıldır biriken fısıltılarıyla nihayet konuşmaya başladı. Tam bir asır önce Süryani kız çocuklarının neşeli sesleriyle yankılanan, ardından Süryani Zoklu ailesi başta olmak üzere farklı hayatlara ev sahipliği yapan, 1968’de Zoklu ailesinin göçüyle birlikte 1998’e kadar başka ailelere yuva olup sessizliğe gömülen o tarihi yapı, bugün kentin toplumsal hafızasına muazzam bir geri dönüş yapıyor.
Diyarbakır Tanıtma Kültür ve Yardımlaşma Vakfı (DİTAV) tarafından üç yıl önce restore edilerek kentin kültür belleğine yeniden emanet edilen DİTAV Kültür Sanat Evi, bugünlerde çok katmanlı, çok kültürlü geçmişin tam kalbine dokunan bir sergiye ev sahipliği yapıyor: “Diyarbakır Süryani Kızlar Mektebi ve Zoklu Ailesi” Fotoğraf Sergisi.
Fotoğraf sanatçısı Fatma İşmen’in titiz çalışmayla hazırladığı, küratörlüğünü DİTAV Yönetim Kurulu Üyesi Duygu Bayar Berekatoğlu’nun üstlendiği sergi, sadece siyah-beyaz karelerden ibaret bir arşiv sunmuyor, kentin eğitim tarihine, aidiyet duygusuna, göçün açtığı yaralara ve her şeye rağmen bir arada yaşama iradesine ayna tutuyor.
“Onlar kız çocuklarıydı, bense bir öğretmen...”
Serginin çıkış noktası oldukça şiirsel. Fatma İşmen, çalışmanın tohumlarını atan o anı anlatırken, “Bir fotoğraftan baktılar yüzüme; utangaç, mutlu, umutlu, meraklı... Geçmişle geleceğin birleştiği bir andan baktılar. Onlar kız çocukları, bense bir öğretmendim. O fotoğraflarla yola koyuldum” diyor. İşmen’in peşine düştüğü o iz, bizi 1912 yılına, Süryani aydın ve dilci Naum Faik Palak’ın konuşmasıyla yeniden kapılarını açan ve 1915’e kadar bölgedeki Süryani kız çocuklarının eğitiminde rol oynayan o mektebe götürüyor: “Sevgili Süryani Kız Mektebi’nin çocukları, şimdi siz yoksunuz. Ama fısıltılarınızı hâlâ bu avluda duyar gibiyiz.”
Diyarbakır Süryani Kızlar Mektebi öğrencileri
Okuldan yuvaya: Pılo Yakub ve ipeğin hafızası
Mektep vasfını yitirdikten sonra yapı, kentin bir başka üretim ve yaşam alanına dönüşüyor. Halk arasında “Pılo Yakub” adıyla bilinen Zoklu ailesi ile iki başka aileye yuva oluyor. Babası ipek üretimi yapan, puşucu “Sloyan” lakaplı bir zanaatkâr olan bu evde doğmuş Sevinç Zoklu’nun anlattıkları, mekanın sadece taştan ibaret olmadığını kanıtlıyor: “Annem çok titizmiş; evdeki taşların aralarını bile çöple temizlermiş. Avluda ceviz ağacı varmış... Annem burada çok mutluydu.”
Sergideki aile koleksiyonları ve arşiv fotoğrafları, Diyarbakır’dan İstanbul’a hatta kimi aile üyeleri için yurt dışına uzanan göç hikayelerini ve bir ailenin kişisel serüvenini, kentin kolektif toplumsal hafızasıyla harmanlıyor.
Fotoğraf sanatçısı Fatma İşmen| Fotoğraf: Elif Ekin Saltık
“Toprak toprağı çekiyor”
Açılışın en önemli anları bu evde doğup yıllar önce buralardan gitmek zorunda kalan Zoklu ailesinin iki kadın üyesinin tanıklıklarıydı. Sevinç Zoklu İstanbul’dan, Mari Zoklu ise Hollanda’dan gelerek doğdukları avluda geçmişle yüzleştiler.
Sevinç Zoklu’nun konuşması, Türkiye’deki azınlık olmanın, ötekileştirilmenin ama her şeye rağmen insan kalabilmenin yalın bir özeti gibiydi. İsminin Sevinç olmasının yarattığı algıdan ve gençlik yıllarında Hıristiyan olduğunu öğrenince kendisinden uzaklaşan arkadaşlarından bahsederken hüzünlü ama umutsuz değildi: “Hıristiyan olduğumu anladıktan sonra çoğu arkadaşım beni bıraktı, benimle ilişkiyi kestiler. İnsanların birbirini inanç üzerinden değerlendirmesi doğru değil. Annem bu kentteki komşuluk ilişkileri sayesinde Arapça, Kürtçe, Ermenice öğrenmişti. Bu bize kimlikleri sevdirdi.”
Sevinç ve Mari Zoklu| Fotoğraf: Elif Ekin Saltık
Üç yaşından beri İstanbul’da yaşamasına rağmen içindeki Diyarbakır aidiyetini gizleyemeyen Zoklu, “Toprak toprağı çekiyor. İmkânım olsa Diyarbakır’da yaşarım. Burayı ömrümün sonuna kadar görsem doymam” diyerek memleket özlemini anlatıyordu.
Fatma İşmen’in objektifinden ve Zoklu ailesinin kalbinden süzülen bu sergi, Diyarbakır’ın çok katmanlı tarihine Süryani hafızası üzerinden bakmak, o solmaya yüz tutmuş çiçeklere can suyu vermek isteyen herkes için 17 Haziran’a kadar DİTAV Kültür Sanat Evinde ziyaretçilerini bekliyor.
Evrensel'i Takip Et