Hürmüz krizinin 100 günü: Fosil enflasyon kapıda, ekolojik maliyet göz ardı
Hürmüz krizinin 100. gününde enerji piyasalarındaki sarsıntı sürerken, Prof. Dr. Etem Karakaya fosil yakıtlara bağımlılığın maliyetine dikkat çekti. Enerji dönüşümünün ekolojik etkileri ise tartışılmaya devam ediyor.
Fotoğraf: DHA (Arşiv)
Özer Akdemir
[email protected]
Çanakkale — ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıyla başlayan ve Hürmüz Boğazı'nın fiilen kapanmasına yol açan savaşın 100 günü geride kalırken, küresel enerji piyasalarında deprem etkisi yaşanıyor. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Etem Karakaya'nın konuya dair yaptığı güncel analize göre, bu kriz fosil yakıtlara bağımlı enerji sistemlerinin yapısal kırılganlığını bir kez daha gözler önüne serdi.
Tarihin en büyük enerji krizi kapıda
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Fatih Birol'un "tarihin en büyük enerji krizi" olarak nitelediği bu dönemde, yalnızca ham petrol değil, rafine ürünler ve doğalgaz tedariki de ağır darbe aldı. Küresel ham petrol arzının yaklaşık yüzde 20'sinin aniden kesilmesiyle Brent petrol fiyatları net yüzde 55-60 artış göstererek 100 doların üzerine yerleşti.
Artan petrol ve gaz fiyatları, sadece enerji faturalarını değil, ulaşımdan gıdaya kadar tüm sektörleri etkileyen küresel bir "fosil enflasyon" yarattı. Türkiye'de motorin fiyatları zaman zaman 80 TL sınırına dayanırken, Avrupa Birliği (AB) de savaşın başından bu yana geçen 100 gün içinde fosil yakıtlara ve kriz önlemlerine ek 62 milyar euro fatura ödemek zorunda kaldı.
Milyarlarca euro geçici çözümlere harcandı
Prof. Dr. Karakaya, tıpkı Rusya'nın Ukrayna'yı işgali sırasında olduğu gibi, ülkelerin ilk refleksinin yeni petrol ve gaz tedarikçileri bulmak olduğunu, ancak peş peşe yaşanan krizlerin "ithalat kaynaklarını çeşitlendirme" fikrinin güvenli bir çözüm olmadığını kanıtladığını vurguluyor.
Institut Jacques Delors tarafından yayımlanan son rapor da bu görüşü destekliyor. Rapora göre AB ülkeleri, krizin başından bu yana enerji direncini artırmak için harcadıkları bütçenin yüzde 85'ini fosil bağımlılığının temel nedenlerini çözmek yerine, kısa vadeli rahatlama önlemlerine ayırdı. AB'nin cebinden çıkan 62 milyar euronun yalnızca yaklaşık 2 milyar eurosu elektrifikasyona yönlendirildi.
Dünyada durum ne?
Avrupa Komisyonu, Nisan 2026'da duyurduğu "AccelerateEU" planıyla 2026 yazına kadar yeni elektrifikasyon hedefleri belirlemeyi ve fosil yakıt sübvansiyonlarını kademeli olarak kaldırmayı taahhüt etti. Temmuz 2026'da açıklanması beklenen AB Elektrifikasyon Eylem Planı'nın bina, ulaşım ve sanayide ‘temiz enerji’ye geçişi hızlandırması hedefleniyor.
Endonezya iki yıl içinde 100 GW güneş enerjisi kapasitesine ulaşma hedefini daha da hızlandıracağını duyururken; Hindistan, Singapur ve Vietnam gibi ülkeler enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji alanında vites yükseltti.
Fosil yakıttan kaçış tüketici eğilimlerine yansıdı
Bu krizin Türkiye açısından da çok somut bir anlamı bulunuyor. Türkiye'nin yıllık 60 milyar doları aşan enerji ithalatı faturasının büyük bir kısmı petrol ve gazdan oluşuyor. Prof. Dr. Karakaya, enerjinin Hürmüz Boğazı'ndan değil, güneş panellerinden, yerli rüzgar türbinlerinden gelmesinin "enerji bağımsızlığını" soyut bir hedef olmaktan çıkarıp somut bir gerçekliğe dönüştüreceğini ileri sürüyor. Karakaya’ya göre; piyasadaki tüketici eğilimleri de bu değişimi doğruluyor. 2026 yılının ilk çeyreğinde Avrupa'da elektrikli araç satışları yüzde 30, ısı pompası satışları yüzde 17 arttı. Türkiye'de ise 2026'nın ilk dört ayında satılan otomobillerin yaklaşık yüzde 19’u tam elektrikli araçlardan oluşurken, hibritler de dahil edildiğinde bu oran yüzde 51,4’e ulaştı.
Şirketlere teşvik halka ise doğa talanı
Karakaya’nın enerji bağımsızlığı için önerdiği “Yerli-yenilenebilir RES’ler ve GES”lerin arttırılmasının yol açacağı ekolojik maliyet bu çalışmada ele alınmamış. Halihazırda ormanlık alanlara, köylülerin meralarına, tarım arazilerine kurulan bu RES-GES’lerin yol açtığı sorunlara karşı halkın ortaya koyduğu mücadeleler bile bu enerji üretim yönteminin “temiz” olmadığını, “yenilenebilir-sürdürülebilir” olmadığını ortaya koyar nitelikte. Ekolojik maliyetin yanı sıra bu enerji şirketlerine teşvik ve alım garantisi adı altında aktarılan milyarlar, halkın vergileri ile ödenen devasa rakamlar, üretilen elektriğin nerelerde tüketildiğine dair istatistik bilgiler meselenin elektrik üretimi, tüketimi ile ilgili olmaktan çok elektrik üretim politikaları ve tüketim politikaları ile doğrudan ilintili olduğunu ortaya koyuyor.
Evrensel'i Takip Et