11.06.2026 01:37

Demokrasi çökerken sessizliğe mi gömüldük?

Demokrasiye dönük saldırılara karşı alınan tutumlarda CHP’yi suçlamak yeterli değil, gerekçe ne olursa olsun yaşananlara sessiz kaldığımız sürece iktidarın baskıları günbegün katlanarak artacaktır.

Demokrasi çökerken sessizliğe mi gömüldük?

Fotoğraf: Olsi Shehu/AA

Buse ve İrem

Ege Üniversitesi

 

CHP’ye verilen mutlak butlan kararının üzerinden birkaç hafta, 19 Mart'ta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun yolsuzluk, rüşvet gibi birçok suçlama ile tutuklanmasının üstünden ise bir seneden fazla zaman geçti. Bu iki olay ve aralarında geçen süreçte gerçekleşen operasyonlarla görüyoruz ki gün geçtikçe güç kaybeden AKP, iktidarını korumak için baskılarını hukuk adı altına sığınarak sürdürmeye devam etmekte. Son süreçteki tartışmalar da; “siyasal yollar”, “hukuki temellere dayalı olduğu” adı altında, tek adamın demokrasiye çıkarlarına göre aleni bir biçimde müdahale ederek yaptığı bu darbeyle alevlenmiş oldu. Bu kararın akabinde yapılan fakat neredeyse sonlandığını gördüğümüz eylemliliği anlamak için öncelikle geçen seneyi hatırlayalım.

Neden beklediğimiz hareketlilik yok?

19 Mart sürecinde her kesimden birçok insan demokrasi mücadelesi için sokağa dökülmüş olsa da güncel saldırılara karşı kitlesel tepkilerin azaldığını görüyoruz. Bunu incelersek temelinde birkaç sebebin yattığını görebiliriz. Öncelikle bu eylemlerin işçi emekçilerin mücadelesiyle gerçek anlamda birleşmemesi veya sınıf bilincinden kopuk gerçekleşmesi diyebiliriz. Eylemlerin sınıfla birleşik bir hatta buluşmaması en geniş kitlelerin, sınıfsal çıkarlarıyla demokratik taleplerinin nasıl birleştiğinin farkında olamayacağı bir durum yaratır. Ve eylemler, sınıfın örgütlü gücünün hak ve demokrasi mücadelesindeki konumundan ve onun büyütülmesinden hareketle kalkmadığı sürece gerçekten kazanımla sonuçlanamaz. Çünkü karşısına sermaye düzenini almayan, bu düzenin yeniden ürettiği sorunları aşmak üzere pozisyonlanmayan bir mücadelenin sürekli yeniden verilmesi gerekir.

Mart eylemlerinde sokağa dökülen yığınların mücadelesinin sönümlenme noktasında gelmesinin nedenlerinden biri de günlük ve hedefli bir mücadele zeminini oluşturulamamasından kaynaklı. Gerçek anlamda değiştirici bir mücadelenin eylem çizgisi, sadece basit ve fiziksel bir anlam gütmekle sınırlı kalmamalı, yani kitleler halinde toplanıp bir noktadan bir noktaya yürümekten ibaret olmayan; planlı, bilinçli ve istikrarlı bir şekilde hareket etmek olmalıdır. Pek tabii bunu sağlayabilmek, üstte değindiğimiz üzere sınıf talepleri ve özlemleriyle birleşmekten geçer.

Bu süreçte başta ana muhalefet olmak üzere birçok siyasi partinin tutumu da kitlelerde eylemlerin amaçlarının sorgulanmasına yol açtı. Eylemlerin bitiminin bir mitingin ötesine geçmemesi, bazı partilerin bölücü tutumları, patronların çıkarlarına göre değişen boykot listeleri ve eylem alanı planlamalarındaki belirsizlik bu eylemliliğin sönümlemesinde rol oynadı. Tüm bu etkenler başka eylemliliklerde de benzer senaryoların yaşanacağı konusunda endişelendiriyor.

Artan saldırılar izlemeye devam ettikçe durur mu?

Senelerdir uygulanan baskı politikalarından, sürecin sokakta değil hukuki yollarla ve sandık yoluyla çözülebileceğinin üstünde durulmasından ve oluşturulan korku atmosferinden dolayı tepkisiz kalan kesimler de var. Bunlarla birlikte yaşananları farklı ve dar bir perspektiften yorumlayarak “CHP eylemlerine” katılmak istemediğini söyleyenler de mevcut; olanlar bazı kesimlerde parti içi meseleler olarak yorumlanıyor. Ancak durum o kadar basit değil.

Tek adam rakiplerini saf dışı bırakarak iktidar konumunu garantileme amacı güdüyor, bu da halkın en temel demokratik hakkının gasp edilmesine eşdeğer. Baskı politikalarını her geçen gün artıran saray rejimi, ilerleyen süreçte yeni saldırı politikalarıyla devam edeceğini de bu mutlak butlan kararıyla net bir biçimde gösteriyor.

Bu noktada yalnızca CHP’yi suçlamak yeterli değil; gerekçe ne olursa olsun yaşananlara karşı sessiz kaldığımız sürece iktidarın baskıları günbegün katlanarak artacaktır. Yargı sopasıyla muhalefeti içten çürütmeyi hedefleyen bu hamleler halkla birebir dokunuyor. İktidarın halkı açlık sınırı altında asgari ücret boyunduruğuna sıkıştırdığı, temel ihtiyaçlarına ulaşmasına ket vurduğu, iş yerlerinde, MESEM’lerde, sokaklarda can korkusuna sürüklediği günümüzün gerçeğidir. Sandık ne kadar salt çözüm olarak gösterilse de seçme seçilme hakkının bile çiğnendiği koşullar gösteriyor ki çözüm sandıkta değil. Bu yüzden şu an da sessiz kalmamalı, yerimizde saymamalıyız. Çözüm, bugünden sınıf bilinciyle örgütlenerek yürütülecek planlı ve hedefli bir mücadelede.

(Genç Hayat)
10.06.2026 15:00 / Güncelleme: 16:16

Ermenistan'ın seçimi: Zafer kimin oldu? | Bindik Bir Alamete

Ermenistan’da ‘kim’ kazandı? İran: Kırılgan ateşkes, pusudaki savaş... Türkiye, Suriye, Irak: Barrack’ın ‘stratejik dengesi’... Gazeteciler Fehim Taştekin ve Hakkı Özdal, "Bindik Bir Alamete" programında değerlendirdi.

10.06.2026 18:53

Fatma Çakmak davasında tanıklar beyan değiştirdi

Cumhurbaşkanlığı Koruma Dairesi'nde görevli Yasin Çakmak'ın, kendisinden boşanmak isteyen Fatma Çakmak'ı katletmeye çalıştığı iddiasıyla yargılandığı davanın duruşmasında tanıklar, önceki ifadeleriyle çelişen beyanlarda bulundu.

Fatma Çakmak davasında tanıklar beyan değiştirdi

Fotoğraf: MA

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!