İktidar-sermaye ortaklığında maden politikaları
Örgütlü bir işçi sınıfının beraber yürüttüğü mücadelenin sermayeye karşı galip geleceği farkındalığı, saray düzeninin başlıca korkusudur. Doruk Maden işçilerinin edindiği kazanımlar da bu korkuyu alevlendirecektir.
Akif GUİDA
Sevim YILDIZ
ODTÜ
Madencilik sektörü son zamanlarda sıkça bahsedilen bir gündem haline geldi. İşçi mücadelelerinin ve orman talanlarının öznesi konumuna yerleşen sektörün ekonomideki payı da önemli. Türkiye'de maden ihracatının toplamdaki payı 2000’li yılların başında %2’leri geçmeyen oranlardayken 2003 yılında bir sıçramayla %2,7’ye ulaşmış olup son zamanlarda da %2,5 civarında devam etmekte. 2025 yılı Temmuz ayında Trump ve Erdoğan’ın telefon görüşmesinden sonra çıkan “Maden Yasası”nın akabinde özellikle ABD çoğunluklu bir yabancı yatırımcı artışı da göze çarpıyor.
Aynı zamanda bu yasa, madenlerin zararlarını en aza indirmek için alınması zorunlu olan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporu için kurum görüşlerinin toplanmasını 3+1 ay gibi kısa bir süreye sıkıştırıyor. Bu 3+1 aylık süre içerisinde olumsuz bir dönüt alınmaması halinde “sükût kabuldür” anlayışıyla otomatik şekilde onaylanıyor. Bu kısıtlı sürede ÇED raporunun olumsuz sonuçlandığı durumlarda ise Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla “üstün kamu yararı” gözetilerek “kritik ve stratejik” madencilik faaliyetlerine, bilimsel niteliği belirsiz bir kurul tarafından onay verilebiliyor. Bu şekilde ülkenin ormanları, milli parkları, zeytinlikleri ve başka pek çok yeşil alanı sermayenin talanına sunuluyor. Ancak bu maden yasasının öncesinde de iktidarın maden felaketi karnesi boş değil. Bu yüzden madenler üzerindeki denetimi azaltan bu karar çeşitli endişelere neden oluyor. Halkta AKP döneminde yaşanan Soma ve İliç faciaları gibi olayların tekrarlanması korkusu ortaya çıkıyor.
Maden yasasına karşı direnişler
Yeni maden yasası, 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun’un hükümlerini aşarak zeytinlik alanlarda maden faaliyeti yürütmeyi kolaylaştırmaya yönelik bir düzenlemeyken akıllara tabii ki Akbelen direnişi geliyor. 2018’de Limak Holding’in İkizköy’de bulunan Akbelen Ormanı’nda yürüttüğü maden çalışmalarının ruhsat izni genişletilerek, İkizköylüler yerlerinden edilmişti. Ardından İkizköylülerin şirkete açtıkları dava sürerken, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından şirkete kesim izni verilmişti. O gün başlayan doğa nöbeti bugün hâlâ sürüyor. Yeni maden yasası ise yerlerinden edilen, zeytinlikleri sökülen, toprakları zehirlenen halkın direnişine karşı sermayenin elini güçlendirmeyi amaçlıyor.
İktidarın madencilik politikalarına karşı tek direniş Akbelen de değil. Doruk Madencilik işçilerinin eylemleri, maden ocağının Aralık 2022’de TMSF’den Yıldızlar SSS Holding’e devredilmesinin ardından 250 madencinin süresiz izne çıkarılması, kıdem tazminatlarının ödenmemesi ve maaşların düzensiz veya eksik ödenmesi üzerine 2023 Ağustos’ta başladı. Mesai saatleri dışında başlattıkları oturma eylemi sonuç vermeyince kendilerini madene kilitleyip yeraltında açlık grevine çıkmalarıyla devam eylemler. Eksik maaşların ve kıdem tazminatlarının 3 ay içinde ödenmesi sözünün verilmesinin ardından grev son bulsa da madenciler defalarca kez holding önünde taleplerini duyurmak ve basın açıklaması yapmak için Ankara’ya yürüme girişiminde bulundu. Madencilere pek çok kez iktidarın bakanları ve milletvekilleri tarafından ziyaretler düzenlendi, hak arayışlarını sonlandırmaları için tutulmayan sözler verildi.
Madencilerin bu sene Nisan ayında sürdürdükleri direnişin, sonrasında yerine getirilmeyen sözlerle, sonlandırılmasının 1 Mayıs’ın hemen öncesine denk düşmesi, iktidarın örgütlü mücadeleye dair endişesini de bir kez daha gözler önüne serdi. 1 Mayıs ruhunun madencilerin direnişiyle birleşip büyüyeceği endişesi ve işçilerin direnmedeki kararlılığı AKP’nin grevi alelacele sönümlendirmek istemesine yol açtı. 28 Nisan’da, 15 gün içinde eksik maaşlarını ve tazminatlarını alacakları taahhüt edilen madencilere verilen sözler tutulmadı. 15 Mayıs’a kadar tamamlanması gereken ödemeler holding tarafından ertelendi. Bayramdan önce ödeneceği söylenen maaş ve tazminatlar, bayram sonrasına sarkıtıldı. Bunun üzerine durum Bağımsız Maden İşçileri Sendikası tarafından garantör bakanlıklara bildirilse de bakanlıklar çözüm odaklı bir tavır sergilemedi. 23 Mayıs günü vadedilen süre çoktan dolmasına rağmen emeklerinin karşılığı bir kez daha verilmeyen Doruk Madencilik işçileri, haklarını almak için Ankara’ya yürüyeceklerini ve direnişlerini kaldıkları yerden daha kararlı biçimde sürdüreceklerini duyurdu. Verilen sözlerin kendilerine değil, halka verildiğini, en büyük ve en önemli garantörün halk olduğunu vurgulayan madenciler; mağdur aileleriyle beraber 1 Haziran günü Ankara’da hak arayışına devam edeceklerini belirtti. Planladıkları gibi 1 Haziran’da Ankara’nın Beypazarı ilçesine ulaşan işçiler, şehre girişte polis engeliyle karşılaştı. Ablukaya alınan işçiler, yüzlerce polis ve ekip aracının arasında oturma eylemine başladı. Nihayetinde işçilerin kararlı mücadelesi 5 Haziran günü sonuç verdi ve alacakları, holding tarafından hesaplarına yatırıldı.
Saray rejiminin en büyük korkusu
AKP’nin madenci direnişinden bu denli korkması tesadüf değil. Akbelen’de kesim izniyle ve maden yasasında talana açtığı alanlarla sermayeye iletmeye çalıştığı mesaj, halk düşmanı bir seyir izleyeceği ve sermayenin çıkarlarını önceleyeceğiydi. Madencilerin direnişini sönümlendirmek için Kurtuluş Parkı'nda polis şiddetine maruz bırakması, 110 işçiyi gözaltına aldırması, Ankara’ya girişini engellemesi aynı niyetin çıktıları. Mevzubahis yasanın Trump’la görüşmenin ardından çıkması bize, bunun iktidarın tek başına verdiği bir karar olmadığını gösteriyor. Bu karar, başta yabancı sermayeye halk düşmanı bir ajandanın sözünü verdiği gibi, madenci direnişine karşı sergilenen tutum da yerli sermayeye benzer bir güvence vermeyi amaçlıyor.
İşçi sınıfının birbirlerinin mücadelesinden ve kazanımlarından aldıkları ilhamla daha da kenetlenip sermaye iktidarına karşı direnişlerini büyüteceği endişesi iktidarı sarmış durumda. Sürecin başından beri madencilerin taleplerinin yerine getirilmeyen vaatlerle yokuşa sürülmesinin nedeni bir yandan da bu çekince. Örgütlü bir işçi sınıfının beraber yürüttüğü mücadelenin sermayeye karşı galip geleceği farkındalığı saray düzeninin başlıca korkusu. Doruk Maden işçilerinin edindiği kazanımlar da bu korkuyu alevlendirecektir.
(Genç Hayat)
Evrensel'i Takip Et