10.06.2026 23:47

Off Campus neden bu kadar 'safe' hissettiriyor?

Off Campus'un bu kadar geniş bir karşılık bulmasının nedeni yalnızca romantik kimya ya da çekici karakterler değil. Bu yapım bize kusursuz insanları göstermiyor; bize güvenli ilişkilerin ihtimalini gösteriyor.

Off Campus neden bu kadar “safe” hissettiriyor?

<!-- x-tinymce/html -->Off Campus adlı diziden bir sahne.

Ezgi Yaren ÖZDEMİR

İstanbul Üniversitesi

 

Son dönemin en çok konuşulan uyarlamalarından biri olan “Off Campus”, Elle Kennedy'nin aynı adlı kitap serisini ekranlara taşıyor. Ev arkadaşı olan dört üniversiteli hokey oyuncusunun romantik ilişkileri üzerine kurulu bu evren, ilk bakışta romantik gençlik yapımlarının aşina olduğumuz koordinatlarında hareket ediyor gibi görünebilir: Kampüs hayatı, sporcular, ilişkiler, arkadaşlıklar ve aşk. Ancak Off Campus'u benzerlerinden ayıran şey ne anlattığından çok, hikâyeye nereden baktığı. Bir kadın yazarın kaleminden çıkıp kadın yaratıcıların emeğiyle ekrana taşınan Off Campus'te dikkatimizi çeken ilk şey, erkeklerin ilişki kurma biçimleri oluyor. Hikâye, arzunun kim tarafından ve kime duyulduğu kadar güvenin nasıl inşa edildiğiyle de ilgileniyor. Tam da bu nedenle, Off Campus üzerine konuşurken yalnızca Garrett Graham'ın neden “green flag” olarak görüldüğünü tartışmak yeterli değil. Asıl mesele, bu karakterlerin ortaya çıkmasını mümkün kılan anlatı perspektifi. Çünkü kültürel üretim alanında kimin söz aldığı yalnızca hangi hikâyelerin anlatılacağını değil, hangi duyguların merkezde yer alacağını da belirliyor.

Kadınlar hikâyeyi anlatmaya başladığında…

Kültürel üretim alanında hangi hikâyelerin anlatılmaya değer bulunduğu, hangi karakterlerin merkezde durduğu ve hangi deneyimlerin görünür kılındığı her zaman belirli güç ilişkileri tarafından şekillendirildi. Uzun yıllar boyunca ekranlarda erkeklerin dünyasını izledik: Erkeklerin öfkelerini, başarılarını, yenilgilerini, kahramanlıklarını ve dönüşümlerini. Kadınlar ise çoğu zaman erkek karakterlerin gelişim yolculuklarında uğranılan duraklar, duygusal destek mekanizmaları ya da romantik ödüller olarak ele alındılar. Bu nedenle kadınların kültürel üretimde daha fazla yer alması yalnızca temsil meselesi değildir. Asıl mesele, hikâyenin ağırlık merkezinin değişmesidir. Bu hikâyenin merkezinde rekabetten çok sağlıklı ilişki, güçten çok güven, tahakkümden çok karşılıklı olma hali bulunuyor. Bu yüzden Off Campus'un başarısını yalnızca iyi yazılmış bir aşk hikâyesiyle açıklamak eksik kalır. Burada aynı zamanda kadınların uzun süredir anlatmaya çalıştığı deneyimlerin kültürel üretimin merkezine taşınmasına tanıklık ediyoruz.

Tramvaları seyirlik kılmamak da mümkün

Bu durumun en belirgin örneklerinden biri Hannah Wells'in hikâyesinde karşımıza çıkıyor. Popüler kültürde kadın karakterlerin yaşadığı cinsel travmalar çoğu zaman anlatıyı dramatize etmek için kullanılır. Olay yaşanır, karakter acı çeker ve ardından hikâye yoluna devam eder. Travma, çoğu zaman yalnızca hikâyeyi ilerletmek için kullanılan bir araç hâline gelir. Oysa Hannah'nın hikâyesinde travma, anlatının üzerine sonradan iliştirilmiş bir unsur gibi durmuyor. Tam tersine onun bedenle, arzuyla ve güvenle kurduğu ilişkinin dokusuna işlemiş durumda.

Bu nedenle Garrett'ın Hannah'ya yaklaşımı da bir kurtarıcı anlatısı üretmiyor. Hannah'yı iyileştirmeye çalışan bir kahraman değil karşımızdaki. Garrett'ın yaptığı şey çok daha basit ama popüler kültürde alışık olmadığımız kadar değerli: O sınırların meşruiyetini baştan kabul etmek Bugün Garrett Graham'ın milyonlarca kişi tarafından “green flag” olarak tanımlanıyor olması aslında da popüler kültürün bu alandaki karnesine dair de bir şeyler söylüyor. Çünkü yıllarca televizyonlarda takıntı, ısrar, kontrol ve kıskançlık normalleştirildi. Bir erkeğin bir kadının sınırlarını ihlal etmesi çoğu zaman romantik gerilim olarak paketlenip önümüze kondu. Bunun aksini yapabilmesi dizinin yarattığı o tarif edilmesi zor “güvenli bir liman” hissinin kaynağı tam olarak burada yatıyor.

Erkeklik mirasına karşı çıkmak ve rızayı kabul etmek

Garrett'ın hikâyesi yalnızca Hannah ile kurduğu ilişki üzerinden okunabilecek bir hikâye değil. Onun anlatısının merkezinde aynı zamanda “erkekliğin” kuşaktan kuşağa aktarılma biçimi de bulunuyor. Garrett'ın babası anlatının üzerinde dolaşan bir gölge gibi. Başarıyı baskıyla kuran, sevgiyi kontrolle karıştıran, otoriteyi korku üzerinden inşa eden bir erkeklik modelini temsil ediyor. Daha da önemlisi Garrett'ın esas korkusu bu “erkekliğin” kendisinde de ortaya çıkması. Garrett burada şu soruyu soruyor: “Ya bana öğretilen erkeklik biçimi olmak istemiyorsam?” Bu soru bireysel bir soru olmaktan öte, çok daha politik bir soru. Çünkü erkeklik, yalnızca kişisel bir kimlik değil; aileden okula, spordan medyaya kadar sayısız kurum tarafından yeniden üretilen toplumsal bir pratik. Garrett'ın hikâyesi nesiller arası aktarım zincirinin kırılabileceği ihtimalini ortaya çıkarıyor. Onun en büyük başarısı daha güçlü olmak değil, babasına dönüşmemek.

Dizinin bir kısmında Dean'in Garrett'a Hannah'nın sınırlarına saygı duyması gerektiğini söylediği bir sahne var. Popüler kültürün alışıldık anlatılarında iki erkek arasındaki konuşmalar çoğu zaman sahip olmak ya da rekabet etmek üzerinden ilerlerken Dean ise tam tersini söylüyor: Eğer Hannah seni seçerse ne âlâ, seçmezse de onun kararı. Yani aslında rızayı yalnızca kabul etmiyor; onu çekici de buluyor. Aslında Off Campus'ün erkekleri olağanüstü insanlar değiller. Onları ilginç yapan şey yıllardır erkeklik temsillerinin dışında bırakılmış özellikleri görünür kılıyor olmaları. Dinliyorlar, emek veriyorlar, duygularını ifade ediyorlar. Ve bütün bunları yaparken erkekliklerinden hiçbir şey de kaybetmiyorlar.

Hayatı yaşanabilir kılan kadınlar…

Off Campus'ün dikkat çekici yanlarından biri de kadınlar arasındaki ilişkileri ele alış biçimi. Çünkü popüler kültürde kadın karakterler uzun yıllar boyunca birbirlerinin rakibi olarak yazıldı. Ancak bu dizi, Hannah'nın Garrett'a ilgi duyan diğer kadınlarla ilişkisini bir kıskançlık anlatısına dönüştürmüyor. Allie ve Hannah, arasındaki dostluğu erkekler etrafında kurmuyor. Onların birbirlerine tanıklık etmelerine ve birbirleri için güvenli bir alan oluşturmalarına izin veriyor. Bu da tesadüf değil. Çünkü kadınların ürettiği anlatılarda dostluk çoğu zaman yalnızca yan hikâye değildir. Hayatta kalmanın, iyileşmenin ve direnmenin koşullarından biridir. Belki de Hannah ve Allie'nin ilişkisi bu yüzden bu kadar tanıdık hissettiriyor. Çünkü birçok kadın için hayatı yaşanabilir kılan şey yalnızca romantik ilişkiler değil; başka kadınlarla kurulan dayanışma ağlarıdır.

Anlatıcı değişirse aşkın kendisi de değişir mi?

Off Campus'un bu kadar geniş bir karşılık bulmasının nedeni bize kusursuz insanları göstermemesi. Bize güvenli ilişkilerin ihtimalini gösteriyor. Emeğin, sabrın ve karşılıklı saygının romantizmin düşmanı değil, tam da zemini olduğunu. Dizinin asıl başarısı burada. Bir kadın yazarın kaleminden çıkıp kadın yaratıcıların emeğiyle şekillenen bu anlatı, yıllar boyunca görmezden gelinen deneyimlerin, duyguların ve ilişki biçimlerinin merkezde olduğu başka bir dünyanın mümkün olduğunu gösteriyor. Ve bu yüzden de politiktir. Bir yapımı politik yapan şey, yüksek sesle slogan atması değildir. Bazen politik olan şey, yıllardır görünmez bırakılan bir deneyimi merkeze yerleştirmektir. Off Campus tam da bunu yapıyor. Bir aşk hikâyesi anlatırken aslında başka bir soruyu gündeme getiriyor: Eğer hikâyeyi anlatanlar değişirse, aşkın kendisi de değişir mi? Dizinin asıl iyi yaptığı şey de bu soruyu sordurabilmesinde yatıyor.

(Genç Hayat)
10.06.2026 15:00 / Güncelleme: 16:16

Ermenistan'ın seçimi: Zafer kimin oldu? | Bindik Bir Alamete

Ermenistan’da ‘kim’ kazandı? İran: Kırılgan ateşkes, pusudaki savaş... Türkiye, Suriye, Irak: Barrack’ın ‘stratejik dengesi’... Gazeteciler Fehim Taştekin ve Hakkı Özdal, "Bindik Bir Alamete" programında değerlendirdi.

10.06.2026 15:57 / Güncelleme: 16:40

Eğitim Sen'den tepki: Yıkım kararı var, 1650 öğrenci hâlâ derste

Eğitim Sen İzmir 5 No'lu Şube, depreme dayanıksız olduğu tespit edilen ve boşaltılması istenen Şehit Hüseyin Şimşek Ortaokulunda yaklaşık 1650 öğrencinin eğitim görmeye devam ettiğini belirterek yetkililere çağrıda bulundu.

Eğitim Sen'den tepki: Yıkım kararı var, 1650 öğrenci hâlâ derste
10.06.2026 23:48 / Güncelleme: 23:52

Kuşadası Kadın Platformu: Nafaka hakkının engellenmesine, ırkçılığa ve cinsiyetçiliğe hayır

Kuşadası Kadın Platformu, Medeni Kanunun yalnızca bir yasa değil, kadınların yüzyıllara yayılan eşitlik mücadelesinin sonucu olduğunu vurgulayarak, “Nafakanın sınırlandırılması kadın yoksulluğunu daha da derinleştirecektir” dedi.

Kuşadası Kadın Platformu: Nafaka hakkının engellenmesine, ırkçılığa ve cinsiyetçiliğe hayır

Fotoğraf: Evrensel

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!