EMEP'li milletvekillerinden Bakan Işıkhan'a iş teftişi soruları: İşyerlerinin yüzde 99'u denetlenmiyor
EMEP Milletvekilleri İskender Bayhan ve Sevda Karaca iş teftişi raporunu Meclis gündemine getirdi. İşyerlerinin yüzde 99’unun denetlenmediği belirtilen önergede, “Bu tablo patronlara fiili bir teftiş muafiyeti tanındığını göstermiyor mu?” diye sordu.
EMEP Milletvekilleri Sevda Karaca ve İskender Bayhan
Duygu Ayber Gültekin
[email protected]
Emek Partisi İstanbul Milletvekili İskender Bayhan ve Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, Emek Araştırmaları Derneği’nin “Türkiye’de İş Teftişi: Denetlenmeyen Sermaye, Dizginlenmeyen Sömürü” başlıklı raporunda yer alan verileri Meclis gündemine taşıdı.
Bayhan ve Karaca, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’a “İşyerlerinin neredeyse tamamının denetlenmediği bu tablo patronlara fiili bir teftiş muafiyeti tanındığını göstermiyor mu?” diye sordu.
“Patronlara fiili bir “teftiş muafiyeti” sağlandığının göstergesi”
Emek Araştırmaları Derneği’nin “Türkiye’de İş Teftişi: Denetlenmeyen Sermaye, Dizginlenmeyen Sömürü” başlıklı araştırma raporunun, Türkiye’de iş teftişi sisteminin işçileri koruyan kamusal bir denetim mekanizması olmaktan büyük ölçüde çıkarıldığını; patronların hak ihlallerini önlemek yerine, bu ihlallerin fiilen cezasız kalmasına zemin hazırlayan bir yapıya dönüştürüldüğünü ortaya koyduğu ifade edilen önergede; “Türkiye’de iş teftişi alanındaki en çarpıcı göstergelerden biri iş müfettişi sayısındaki yetersizliktir. Rapora göre Türkiye’de 100 bin çalışana yalnızca 2,8 iş müfettişi düşmektedir. Müfettiş başına düşen kayıtlı işyeri sayısı Bulgaristan’da 550, Portekiz’de 717, Malezya’da 1.345 iken Türkiye’de 2.445’e çıkmaktadır. Bu veri, patronlara yalnızca vergi, teşvik, destek ve muafiyetler değil; işçi haklarını ihlal ettiklerinde yakalanmama ve cezalandırılmama anlamına gelen fiili bir “teftiş muafiyeti” de sağlandığını göstermektedir” denildi.
“İşçiler, haklarını ihlal eden patronlar karşısında büyük ölçüde yalnız bırakılmaktadır”
Rapora göre 2024’te işyerlerinin yaklaşık yüzde 99,7’sinin işçi sağlığı ve güvenliği yönünden, yaklaşık yüzde 99,8’inin ise işin yürütümü yönünden denetlenmediğini gösterdiğine işaret edilen önergede; “Bu oranlar, Türkiye’de teftiş edilmeyen işyerlerinin istisna değil kural olduğunu göstermektedir. Bu durumun işçi sınıfı açısından sonucu açıktır: İşçiler, çalışma yaşamında haklarını ihlal eden patronlar karşısında büyük ölçüde yalnız bırakılmaktadır. Ücretlerin eksik veya geç ödenmesi, fazla mesai ücretlerinin gasp edilmesi, sigortasız çalışma, yıllık izin hakkının kullandırılmaması, kayıt dışı istihdam, işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınmaması, sendikal baskı ve işten atma gibi ihlaller denetim yokluğu nedeniyle yaygınlaşmaktadır. Teftiş sisteminin bu ölçüde zayıflatılması, iş cinayetlerinin, meslek hastalıklarının, ağır ve tehlikeli çalışma koşullarının ve ücret gasplarının zeminini oluşturmaktadır” ifadelerine yer verildi.
“Haberli teftiş uygulaması, patronların denetimden kaçınma olanaklarını korumaktadır”
Raporda dikkat çekilen bir diğer önemli hususun ise 2011’den itibaren hayata geçirilen “programlı/proaktif teftiş” stratejisi olduğu vurgulanan önergede şu bilgilere yer verildi; “Bu strateji kapsamında teftişlerin “ihtiyaca göre işveren veya işveren vekiline haber verilerek” yapılması, teftiş sırasında noksanlık ve aykırılık tespit edilmesi halinde doğrudan idari para cezası uygulanması yerine teftişe ara verilerek işverene süre tanınması, bu süre boyunca eğitim, iletişim ve bilgilendirme faaliyetlerine ağırlık verilmesi öne çıkarılmaktadır. Bu yaklaşım, işçilerin haklarını korumaya yönelik caydırıcı ve bağımsız bir denetim mekanizması değil; patronlara eksikliklerini toparlama, ihlalleri görünmez kılma ve yaptırımdan kaçınma olanağı sağlayan bir “nazik teftiş” anlayışıdır. İşçi sağlığı ve güvenliği ihlalleri, kayıt dışı istihdam, fazla mesai gaspları, çocuk işçiliği, gece çalışması ihlalleri veya sendikal baskılar gibi birçok konuda gerçek durumun saptanabilmesi için denetimin habersiz, bağımsız ve etkili biçimde yürütülmesi gerekir. Bu nedenle haberli teftiş uygulaması, işçilerin yaşamını ve haklarını değil, patronların denetimden kaçınma olanaklarını korumaktadır.”
“Ceza yerine süre verilmesi patronlar için af mekanizması olmuştur”
Raporda üzerinde durulan bir başka temel sorunun, ceza yerine süre verilmesi uygulaması olduğu vurgulanan önergede; “Kadın işçilerin emzirme hakkının engellenmesi, çocuk ve genç işçilerin gece çalıştırılması, gece ve gündüz postalarının mevzuata aykırı düzenlenmesi, ara dinlenme haklarının gasp edilmesi gibi ağır ihlallerde dahi süre verilebilmesinin skandal niteliğinde olduğu belirtilmektedir. İşçinin hakkı gasp edilmişse, işçinin sağlığı veya yaşamı tehlikeye atılmışsa, ortada yalnızca giderilmesi gereken bir “noksanlık” değil, yaptırıma bağlanması gereken bir hak ihlali vardır. Buna rağmen işverene süre verilmesi, patronlar açısından fiili bir af mekanizmasına dönüşmektedir” denildi.
“Çalışma yaşamında kamusal denetimden söz etmek mümkün değildir”
Ortaya çıkan tablonun Türkiye’de iş teftişi sisteminin işçi haklarını korumaktan uzaklaştığını; iş cinayetleri, meslek hastalıkları, ücret gaspları, kayıt dışı çalışma, fazla mesai sömürüsü, çocuk işçilik, sendikal baskı ve güvencesiz istihdam gibi sorunların yaygınlaşmasına zemin hazırladığını gösterdiği vurgulanan önergede; “İşyerlerinin neredeyse tamamının denetim dışında kaldığı, müfettiş sayısının düşük tutulduğu, teftişlerin haberli yapıldığı, ceza yerine süre verildiği, küçük işyerlerinin ve güvencesizliğin yoğunlaştığı sektörlerin denetim dışı bırakıldığı, işçilerin şikâyetlerinin ise etkin teftiş süreçleri yerine bürokratik veya arabuluculuk mekanizmalarına havale edildiği bir düzende, çalışma yaşamında kamusal denetimden söz etmek mümkün değildir” ifadelerine yer verildi.
Bakan Işıkhan’ın cevaplandırması istenen sorular
- Türkiye’de 100 bin çalışana yalnızca 2,8 iş müfettişi düşerken ve müfettiş başına kayıtlı işyeri sayısı 2.445’e ulaşmışken Bakanlığınız milyonlarca işçinin hakkının, sağlığının ve can güvenliğinin korunduğunu nasıl iddia etmektedir? Bu tablo, Bakanlığınızın işçilerin haklarını, sağlığını ve can güvenliğini korumak yerine; işçilerin canı ve emeği pahasına patronların kârını güvence altına alan bir denetimsizlik düzenine hizmet ettiğini göstermiyor mu?
- 2010 yılında 1 milyon 325 bin 749 olan işyeri sayısı 2024’te 2 milyon 241 bin 896’ya yükselmişken, iş teftişlerinin artırılması bir yana azaltılması bilinçli bir tercih midir? Bakanlığınız artan işyeri sayısına ve çalışan nüfusa rağmen denetim kapasitesini neden güçlendirmemiş, iş müfettişi sayısını neden artırmamıştır?
- 2024 yılında işyerlerinin yaklaşık yüzde 99,7’sinin işçi sağlığı ve güvenliği yönünden, yüzde 99,8’inin ise işin yürütümü yönünden denetlenmediği iddiası doğru mudur? İşyerlerinin neredeyse tamamının denetlenmediği bu tablo patronlara fiili bir “teftiş muafiyeti” tanındığını göstermiyor mu?
- Büyük Endüstriyel Kazaların Önlenmesi ve Etkilerinin Azaltılması Hakkında Yönetmelik uyarınca 2021 yılında Bakanlığınız tarafından 477 işyeri teftiş edilmiştir. Bu işyerlerinden bazılarında “mevzuat ihlallerinin ağırlıklı olarak yapısal problemlere işaret ettiği” ve bu işyerlerinin “fiziksel koşullarının yürütülmekte olan işe uygun olmadığı” tespit edildiği halde, niçin işin durdurulması tedbiri uygulanmamıştır?
- Son beş yılda iş cinayeti yaşanan işyerlerinin kaçı, iş cinayetinden önceki son üç yıl içinde Bakanlığınız tarafından denetlenmiştir? Denetlenmeyen ya da eksiklikleri tespit edildiği halde yaptırım uygulanmayan işyerlerinde yaşanan işçi ölümlerinde sorumluluğunuzu kabul ediyor musunuz?
- Bakanlığınızın 2011’den itibaren uyguladığı “programlı/proaktif teftiş” stratejisi işçilerin haklarını korumak için mi, yoksa patronlara eksiklerini toparlamaları ve yaptırımdan kaçmaları için zaman kazandırmak için mi uygulanmaktadır?
- “Programlı/proaktif teftiş” kapsamında yapılan denetimlerin kaçı patrona önceden haber verilerek gerçekleştirilmiştir? Bakanlığınız, patrona önceden haber verilen bir denetimin gerçek çalışma koşullarını ortaya çıkaramayacağını kabul etmekte midir?
- İşçi sağlığı ve güvenliği ihlalleri, kayıt dışı çalışma, fazla mesai ücreti gaspı, çocuk işçilik, gece çalışması ihlalleri ve sendikal baskı gibi konularda patrona önceden haber verilerek yapılan teftişler işçiyi değil patronu koruyan bir uygulama değil midir? Bakanlığınız ağır ve acil ihlal iddialarında habersiz teftişi kural haline getirmeyi düşünmekte midir?
- Teftişlerde noksanlık veya mevzuata aykırılık tespit edildiğinde doğrudan yaptırım uygulamak yerine patronlara süre verilmesi, patronlar açısından fiili bir af mekanizması yaratmıyor mu? İşçinin hakkı gasp edilmiş, sağlığı ve yaşamı tehlikeye atılmışken patrona “telafi süresi” tanımak; işçilerin emeğini ve can güvenliğini değil, patronların kârını ve cezasızlığını güvence altına alan bir uygulama değil midir?
- Kadın işçilerin emzirme hakkının engellenmesi, çocuk ve genç işçilerin gece çalıştırılması, ara dinlenme hakkının gasp edilmesi, gece-gündüz postalarının mevzuata aykırı düzenlenmesi gibi ağır ihlallerde dahi patrona süre verilmesini Bakanlığınız nasıl savunmaktadır?
- Bakanlığınız derhal ve koşulsuz olarak idari yaptırım uygulamak yerine, patronlara süre üstüne süre vererek hak ihlallerinin zamana yayılmasına zemin hazırlamaktadır. Bu “süreler” zarfında, programlı teftişlerin yapıldığı işyerlerinde kaç iş cinayeti yaşanmıştır?
- Başta küçük ölçekli işyerleri, tekstil, tarım ve geri dönüşüm olmak üzere; inşaat, taşeron işyerleri, lokanta-kafe, moto-kurye, küçük atölye ve merdiven altı üretim alanlarında taşeron, güvencesiz, kayıt dışı ve kuralsız çalışma yaygınken bu alanlar neden etkili ve sürekli denetim kapsamına alınmamaktadır? Bakanlığınız bu alanlarda taşeron, güvencesiz, kayıt dışı ve kuralsız çalışmayı engellemek yerine, denetimsizlik yoluyla bu sömürü düzeninin sürmesine göz mü yummaktadır?
- İşçilerin ücret, tazminat, fazla mesai, yıllık izin, sigortasız çalışma ve sendikal baskı şikâyetlerinin kaçı yerinde teftişe dönüşmektedir? Bakanlığınız işçilerin hak gasplarını müfettiş denetimiyle çözmek yerine neden bürokratik süreçlere ve arabuluculuğa havale etmektedir?
- İşyerlerinin ezici çoğunluğunun denetlenmediği, denetimlerin patronlara önceden haber verilerek yapıldığı, ceza yerine süre verildiği ve işçi şikâyetlerinin çoğu kez etkin teftişe dönüşmediği bu tablo; patronların işçilerin ücretini, sağlığını, can güvenliğini ve sendikal haklarını gasp ederken Bakanlığınızın ve Saray düzeninin yarattığı denetimsizlik rejiminden cesaret aldığını açığa çıkarmıyor mu? Bakanlığınız, iş teftişi politikasının işçileri değil patronların sömürü düzenini koruduğu gerçeğini kabul etmekte midir?
Evrensel'i Takip Et