Ateş
Yıldız Teknik Üniversitesi
İlk yayınlandığı andan beri alışılagelmiş süper kahraman anlatısına getirdiği sert eleştiriyle gündemden düşmeyen The Boys, geçtiğimiz hafta yayınlanan final bölümüyle ekran macerasını sonlandırdı. Geneli itibarıyla büyük bir ilgiyle takip edilen yapımın bu son sezonu, tüm dünyada merakla bekleniyordu. Bir süre önce senaryonun bazı can alıcı kısımlarının internete sızdırılması, final sezonuna dair tartışmaları sosyal medyada iyice alevlendirmişti. Herkes artık o büyük “final savaşının geleceğini, süper güçlüler (Supe’lar) ile Boys ekibinin nihai bir ölüm kalım savaşına gireceğini biliyordu. Amazon’un sezon öncesinde paylaştığı iddialı posterler de bu karşılaşmanın çizgi romandaki gibi epik, kanlı ve görkemli bir kavga sahnesiyle taçlanacağı beklentisini yaratmıştı. Ancak fazla detaya girmeden söyleyebilirim ki, genel izleyici kitlesi açısından bu beklenti ne yazık ki tam anlamıyla karşılanamadı.
Diziye hâkim olmayanlar açısından kısaca bilgilendirmek gerekirse The Boys, geleneksel süper kahraman mitini tamamen tersine çeviren bir yapım. “Süper kahramanlar gerçekten aramızda yaşasaydı ve iddia edildiği gibi birer iyilik meleği değil de yozlaşmış, bencil, şöhret budalası birer güç canavarına dönüşselerdi ne olurdu?” sorusuna yanıt arayan; karanlık, satirik ve bolca şiddet içeren distopik bir hikâye sunuyor.
Gerek çizgi romanda gerekse televizyon uyarlamasında temel dinamik aslında hiç değişmiyor: Bir yanda “Vought” isimli devasa bir şirketin finanse ettiği, arkalarına medyanın, devasa bütçeli kampanyalarının olduğu yozlaşmış bir kahramanlar takımı (The Seven) var. Karşılarında ise bu sözde kahramanların verdiği “yan zararlar” yüzünden hayatları kararmış, sevdiklerini kaybetmiş sıradan insanlardan oluşan ve onları dizginlemek ya da tamamen yok etmek için yemin etmiş “The Boys” adlı yeraltı ekibi yer alıyor.
Gücün zirvesi ve mutlak çöküş: 5. sezon ne anlatıyor?
Şimdiyse dizinin bu çok konuşulan son sezonuna daha yakından bir mercek tutalım. Yıllardır alıştığımız süper kahraman hikayelerine yeni soluk getiren dizinin final sezonu tam olarak neyi anlatıyor, odağına neyi alıyordu?
Final sezonu, geçtiğimiz sezonun sonunda Vought tarafından yakalanan bazı Boys üyelerinin toplama kamplarındaki zorlu yaşam mücadelesiyle açılıyor. Dışarıda ise Annie, elindeki kısıtlı imkanlara rağmen umutsuzca savaşmaya devam ederken, köşeye sıkışan ve zamanı daralan Butcher, tüm süper kahraman ırkını yeryüzünden silebilecek ölümcül bir virüs üzerindeki çalışmalarını ilerletiyor. 4. sezonun finalinde ülkenin yönetimini ve tüm iplerini eline alan Homelander ise gücün zirvesinde adeta faşist bir rejime yelken açmış durumda. Karşısında duran veya en ufak muhalif ses çıkaran herkese yönelik baskıların dozunu artıran Homelander kurduğu toplama kamplarıyla, medyadaki mutlak sansürüyle ve devletin tüm şiddet aygıtlarını pervasızca kullanmasıyla korkunç bir diktatöre dönüşüyor. Bu sezon işlenen hikâyenin en temel noktası da Homelander’ın artık tamamen esiri olduğu “Tanrı kompleksi”, güç zehirlenmesi ve bu değişimin topluma yaydığı o karanlık, yıkıcı dalga üzerine kurulmuş.
Hikâyede yaratılan bu karanlık atmosfer, kurmaca bir parodi olmanın ötesine geçerek günümüz dünyası ve Amerika’sı ile belli noktalarındaki benzerlikleriyle gündem oldu. Dizinin yürütücü yapımcısı Eric Kripke, yaptığı açıklamalarda Homelander’ın bu tehlikeli “Tanrı kompleksi”ni işlerken son derece dikkatli davrandıklarını ve karakterin söylemlerinin fazla gerçeküstü durmaması için çabaladıklarını belirtmişti. Ancak Kripke ne kadar hassas davranırsa davransın, “gerçek hayat dizideki hicvi yakalamakta gecikmedi”. Öyle ki, Homelander’ın tanrı olduğunu ilan ettiği bölümün yayınlanmasından sadece birkaç gün önce, Trump’ın sosyal medya üzerinden kendisini İsa olarak resmettiği bir görsel paylaşması izleyicilerde şok etkisi yarattı. Bu tesadüf, The Boys ne kadar absürt ve sınırları zorlayan bir hiciv olursa olsun, seyircinin gerçeklikle bağ kurmasını doğrudan sağladı. Zaten yaşanan bu olayların ardından Eric Kripke de bir röportajında gerçek dünyanın kendi hicviyle yarışmanın artık imkânsız bir hal aldığını belirtti.
Kurmaca ile gerçekliğin sınırında: Trumpizm izleri
Bu tesadüfün ötesinde, final sezonunun bütününe yayılan “Trumpizm” izleri de göz ardı edilemeyecek kadar belirgin. İlk sezonlarda Vought şirketinin kurumsal sınırları ve halkla ilişki stratejileriyle dizginlenen Homelander, bu sezon “şirket kuklası” olmaktan çıkıp “Tanrı kompleksine” yakalanan bir karaktere dönüştü. Şirket kuklalığından sıyrılan karakter; zayıflıklarını durmak bilmeyen güç gösterileriyle perdeleyen, dini duyguları sömüren ve kendi adına kutsallık atfeden “kült bir lider” haline geldi. Trump’ın da kaybettiği gücü perdelemek adına saldırganlığının dozunu arttırdığı bildiğimiz bu zamanlarda dizide işlenen karakterlerde gerçek dünyadan izler görmek hayli kolaylaşıyor.
Sezon boyunca dizinin ilk başladığı andan beri süperlere karşı savaşa giren Boys ekibi içindeki tartışmalar, umutsuzluk meselesi, tüm zorluklara rağmen mücadele etmeye devam edilmesi, mücadele ederken de “düşmanlarına dönüşüp dönüşmeyecekleri” gerginliği sezonun dikkat çeken yanlarından birisi. Genel çapta olmasa da bazı karakterlerin tutumları veya gözden kaçabilecek derecede küçük repliklerle getirdiği sistem eleştirisi de diziyi ilk sezonlarından beri sevilen bir yapım haline getiren detaylardan.
Tüm bunların ötesinde dizinin son sezonu büyük bir yolculuğun sonu olmasının getirdiği burukluk ve beklentileri karşılamamasından kaynaklı küçük de olsa hayal kırıklıklarıyla bitmiş bulunmakta. Genel itibariyle eleştirilse de dizinin takipçisi olarak beni tam anlamıyla olmasa da tatmin ettiğini söyleyebilirim. Süper kahraman hikayelerinin dışına çıkan, hareketli, hiciv dolu The Boys'u “midesi kaldıran” herkese tavsiye ediyorum. İyi seyirler.
Evrensel'i Takip Et