Aybüke ASLAN
Ege Üniversitesi
Brezilya’nın kuzeyinde Şili’nin doğusunda kalan ve son haftalarda adını sıkça duyduğumuz Latin Amerika ülkesi Bolivya; son birkaç yılın en kitlesel ayaklanmalarına şahit oluyor. Bu dönem ekonomik krizin günden güne derinleştiği, dolar kurundaki patlamalar nedeniyle petrol ithalatı düşüşlerinin gerçekleştiği, Bolivya halkının ise her geçen gün açlık ve yoksullukla biraz daha sınandığı bir dönem. Peki uzun süredir doğrudan ABD sermayesinin radarında olan Bolivya’daki bu hareketliliğin geçmişi neydi?
Morales devri
2000’lerin başında ülkenin su ve doğalgaz kaynaklarının özelleştirilmeye açılması ve çeşitli uluslararası şirketlerin bu kaynakları devralması sonrası gelişen protestolar, Sosyalizme Doğru Hareket Partisi (MAS)’nin geniş halk kesimleri tarafından benimsenen ve desteklenen antiemperyalist çizgisiyle buluşmuştu. MAS’ın 2005 başkanlık seçimi adayı olan Evo Morales ise yüzde 53,7’lik bir oy oranıyla başkanlığa seçilerek Bolivya tarihinin ilk yerli devlet başkanı unvanını kazanmıştı. Özellikle ABD emperyalizminin öncelikli listesinin neredeyse başında gelen Bolivya’nın doğalgaz kaynakları, Morales başkanlığıyla birlikte sermaye pençesinden alınıp kamulaştırıldı. Yine başkanlığının ilk dönemlerinde yeni anayasa sürecini başlatan Morales; Bolivya yerli halklarının dilini, kültürünü ve siyasal temsiliyetini güvence altına alınmasını sağlayarak ‘Çok uluslu Devlet’ olarak yeniden tanımlanmasının adımlarını attı. 2006 ve 2009 yılları arasında sendikalar, sokak hareketleri ve köylü örgütlenmeleriyle kendini yapılandıran MAS; 2010 sonrası yıllarda bugün sonuçlarını çokça tartışacağımız kırılmalar yaşamaya başlamıştı. Parti içerisindeki iç tartışmaların çeşitli yönleriyle halka yansıması, partinin yoğun olarak örgütlenme faaliyeti sürdürdüğü sendikaların sendikal bürokrasiye neredeyse yenik düşmesi, bir yandan yoksulluğu azaltan ve halk refahını arttıran politikalar getirilirken; bir yandan tarım ve madencilik alanında sermayedarlarla geliştirilen uzlaşılar bu kırılmaların temellerini atıyordu diyebiliriz.
Morales’in 2019 seçimlerinde 3. kez adaylığını koyması ve geçmiş senelere göre azalan oy oranı ile birlikte yine seçilmesi, muhalefet temsilcileri ve yıllardır ülkenin üzerinde adeta fırtına alameti getiren kara bulutlar gibi dolaşan yerli ve yabancı sermaye grupları için bir fırsat niteliği taşıyordu. Sağ muhalefetin elini güçlendirdiği ve kendi içerisindeki ilişkileri kılcallaştırdığı dönem, Morales’in seçilmesiyle birlikte bir dışavurum dönemiydi ve bu hareketlenmelerin sonucu ise sağ muhalefetin askeri darbesiydi. Can güvenliği ve anayasal haklarının güvence altına alınmaması gibi sebeplerden ötürü ülkeden kaçmak zorunda kalan Arjantin, Meksika gibi Latin ülkelerinde bir süre yaşayan Morales; 2020 yılında partisinden doğru desteklediği Luis Arce’nin yüzde 55’lik oy oranıyla başkanlığa geçmesiyle birlikte ülkesi Bolivya’ya geri dönebildi.
2025 ve 2026 Bolivya’sı
Başta ABD olmak üzere yabancı sermayenin ince eleyip sık dokuduğu ülkelerden biri olan Bolivya, emperyalist güçler arasındaki namını stratejik düzeyde sahip olduğu “enerji” kaynaklarına borçlu desek yeridir. Önemli enerji hammaddelerinden biri olan lityum rezervinin yaklaşık yüzde 20-25'lik bir kısmına sahip olan ülke “Lityum Üçgeni” içerisinde yer alıyor. Yenilenebilir enerjinin, elektrikli araç bataryalarının, yüksek teknoloji üretiminin vazgeçilmez yapı taşı olan lityum; bu ülkedeki yoğunluğu emperyalist ülkeler açısından bulunmaz hint kumaşı niteliği taşıyor. Morales döneminde ülkenin doğal kaynaklarının kamulaştırılması ve iktidar partisinin halktan yana programları adeta sağ muhalefetin diz bağlarını çözerken; 2021 seçimlerinde “terörizm ve isyana teşvik” suçundan hüküm giyen aşırı sağ senatör Anez’in 2025 seçimlerinde tutukluluğunun düşürülmesi ve ardından gelen sermayenin çıkarlarını korumaya yönelik adımlar, geniş halk kesimlerinin ayaklanmasının fitilini yakan dönemeçlerden biriydi. Yeni hükümet büyük sermaye gruplarının vergilerini tek hamlede kaldırırken halkın yoksulluğu da aynı oranda artıyordu. Ülkede enflasyon ise resmi verilere göre yüzde 14’lere dayanmış durumdaydı. Yakıt ithalatı krizinin gölgesi tüm ülkeyi sararken temel tüketim ürünlerine gelen fahiş zamlar ve günden güne alım gücünün düşmesi halk içerisinde protestolara gebe olarak tartışılıyordu. Akaryakıt sübvansiyonlarının azaltılmasıyla birlikte ulaşıma gelen maliyet artışı özellikle işçi mahallelerinde hoşnutsuzluk ve öfke ile karşılanırken sendikalar, madenciler ve gençler için bir kıvılcım olmuştu. Madencilerin ve sendikaların grev çağrısı ülkenin dört bir yanında karşılık bulurken büyük kentlerin yollarını kapatma eylemi de Bolivya’da hayatı durduran haftaların yaşanmasına neden oldu. Başta madenciler olmak üzere işçi emekçi kesimlerin “Hükümet istifa!” sloganları, eylemlerin ekonomik nitelik taşımaktan çıkıp doğrudan siyasal nitelik kazanmasının sonuçlarından biriydi.
Mesele ekonomik krizden ibaret değil
Gençliğin bu eylemlerdeki pozisyonu ise azımsanamayacak durumda. Üniversitelerdeki bütçe kesintileri, artan işsizlik ve gelecek kaygısı gençliğin öfkesini daha diri tutuyordu. Üniversitelerde öğrenciler ders boykotları ve forumlar örgütlerken genç işçiler ve işsiz gençlerse sendikalarla birlikte sokak eylemlerine katılıyor. Eylemler bir yanda sokaklarda sendikalar ve öğrenciler tarafından örgütlenirken bir yandan madenciler hayatı durduran adımlar atıyorlar. Bugün Bolivya’daki gelişmeler aslında bizim için çok uzak gelişmeler değil. Nasıl Bolivya’daki maden kaynakları emperyalist saldırganlığın pençesinde duruyorsa Türkiye’de de Trump’ın çokça bahsettiği “nadir toprak elementleri” benzer durumda. Bu elementlere göz diken ABD ve onun yerli sermayesi başta olmak üzere emperyalistler dünyanın yeraltı ve yerüstü kaynaklarını sömürmeye adeta yemin etmişlerdir. Bu doğrultuda ne gerekiyorsa yapmaya da hazır görünüyor. Sermaye ve onun rant hırsı bugün Bolivya’da çeşitli gündemlerle karşımıza çıksa da bu saldırganlık ne yeni başladı ne de hemen bitecek. Bugün Bolivya’da yükselen mücadele yalnızca ekonomik krize karşı yükselen bir tepkiler silsilesi değil; emperyalist yağmaya, sermaye düzenine ve halkları yoksulluğa mahkûm eden politikalara karşı ortak bir direniş hattıdır. Madencilerin, gençlerin, halkın sürdürdüğü mücadele dünyanın dört bir yanında aynı sömürü koşullarına karşı direnen tüm halklara umut olmalıdır. Bizler biliyoruz ki doğal kaynakların büyük tekeller için değil halk için kullanıldığı, eğitimin ve yaşamın bir avuç emperyalistin programlarına bırakılmadığı eşit ve özgür bir düzen örgütlü mücadele ile kazanılır. Türkiye’den Bolivya’ya uzanan mücadele hattını ise yine biz öreceğiz, öreceğiz ki biz kazanacağız!
Evrensel'i Takip Et