Aziz KAVEL

ODTÜ

 

9 yıllık aradan sonra gerçekleşen Trump’ın Çin ziyareti, iki büyük emperyalistin görüşmesinde aldıkları kararlar, yaptıkları açıklamalar ve verdikleri mesajlar dünyanın gidişatı ile paylaşım hesapları açısından büyük bir önem taşıyor.

Trump, çok sayıda tekel temsilcisinin de yer aldığı bir heyetle ziyareti gerçekleştirdi. Heyette Nvidia, Tesla, Apple ve Meta gibi teknoloji tekellerinin yanı sıra Visa, JPMorgan Chase, Boeing ve Cargill yöneticileri de bulundu. Geçmişte bu isimlerle birlikte gerçekleştirdiği Körfez ziyaretleri toplamda trilyon dolarları bulan şirket anlaşmalarıyla sonuçlanmıştı. Bu da açıkça gösteriyor ki Trump; yanında götürdüğü şirketlerle hem karşı tarafa ekonomik gücünü gösteriyor hem de yaptığı anlaşmalarla kendi cebini dolduruyor. Çin’le yürütülen görüşmelerin sonucunda da bu türden anlaşmalara imza atıldı.

Emperyalist merkezlerin birbirlerine bakışları

Görüşmelerde ABD-İsrail siyonist ittifakının İran’a müdahalesinden Çin-Tayvan ilişkilerine kadar pek çok konu masaya yatırıldı. Çin Cumhurbaşkanı Şi görüşmelerde Tukidides Tuzağı’na dikkat çekti. Antik Yunan’da yaşayan tarihçi Tukidides’in adlandırdığı bu kavramın hikayesi ise şöyle: Milattan önce 5. yüzyılda Atina, Ege’nin tartışmasız efendisiydi; ticaret yollarını kontrol ediyor, koloniler kuruyordu. Sparta ise Yunan dünyasının geleneksel kara gücüydü, düzeni o sağlıyor, kuralları o koyuyordu. Atina büyüdükçe Sparta’nın kaygısı arttı. Tukidides bu dinamiği şöyle özetledi: “Savaşın gerçek nedeni Atina’nın büyümesi ve bunun Sparta’da yarattığı korkuydu.” Şi bu kavramı sahiplenerek şunu söylüyor: “Biz yükselen güç olduğumuzu biliyoruz, siz de korktuğunuzu biliyoruz; ama bu savaşa mecbur değiliz.”

Fakat emperyalistlerin çıkarları bu noktada daha da çelişkili bir hal alıyor. İki gücün birbirinin en büyük ticaret ortağı olması onları birbirine bağlarken diğer yandan her ikisi de rakibinin ticaretini zayıflatmaya çalışıyor. ABD, Çin’in petrol kaynaklarını Venezuela’da kesti, İran’da da bunu yapmaya girişti. Çin ise Kuşak ve Yol Girişimiyle 140’tan fazla ülkeyle anlaşma yapıyor, Afrika ülkelerine gümrük vergilerini kaldırıyor. Tüm bu tablo Lenin'in emperyalizm tezini doğruluyor. Lenin buna “çatışma içinde ortaklık” diyordu: Tekeller birbirini tamamen yok edemez çünkü iç içe geçmişlerdir; ama birbirini dizginlemek, rakibin büyümesini yavaşlatmak ve pazar alanlarını daraltmak için sürekli mücadele ederler. Çünkü artık savaşan taraflar yalnızca devletler değil, devletlerin arkasındaki tekelci sermaye gruplarıdır. Yazının başında değindiğimiz Trump heyeti de tam bu amaca hizmet ediyor.

Görüşmenin çıktıları

Görüşmelerin seyri de bunu doğruluyor. Somut sonuçlara bakıldığında tablo oldukça açık: Piyasalarda 500 Boeing uçağı alınacağına dair beklentiler dolaşırken imzalanan anlaşmada rakam yalnızca yaklaşık 200’de kaldı; haber duyulduğunda Boeing hisseleri sert düştü, çünkü piyasalar Pekin’in teklifinin beklentilerin çok altında kaldığını anında fark etti. Yarı iletken alımları konusunda da kısmi bir mutabakat sağlandı; ancak Çinli şirketlerin gerçekte kaç Amerikan çipi satın alacağı büyük belirsizliğini koruyor. Bunun temel nedeni basit: ABD’nin politika değiştirip değiştirmeyeceğini kimse bilmiyor, bu yüzden birçok Çinli firma yerli ikameyi sürdürmeyi daha güvenli buluyor.

Trump daha önce büyük önem atfettiği Tayvan meselesini “9.500 mil ötemizde savaş istemiyoruz” diyerek geri plana iterken 14 milyar dolarlık silah satışını da askıya aldı. Öte yandan Şi’nin Hürmüz Boğazı’nın açılması için çalışacağını ve ABD’den petrol alabileceğini açıklaması da iki emperyalist arasındaki çıkar alışverişinin boyutlarını gözler önüne seriyor.

Rusya’nın ziyareti

Trump’ın Çin ziyaretinin hemen ardından Rusya Başkanı Putin de Çin’e gitti. Özellikle İsrail-ABD-İran savaşı, Rusya’ya uygulanan yaptırımlar ve NATO’nun genişlemesiyle derinleşen kriz ortamında, Moskova-Pekin hattının stratejik ortaklık, enerji işbirliği gibi pek çok şeyi de yeniden öne çıkardı. Görüşmeler sonucunda tarım ve eğitimden medya, ticaret ve ulaşıma kadar 40’tan fazla anlaşma ve mutabakat imzalandı. Trump’ın heyetiyle çıktığı Boeing pazarlığının 200 uçakta kaldığı düşünüldüğünde, bu rakam Moskova-Pekin ekseninin gelişmelerle nasıl da derinleştiğini ortaya koyuyor.

Bu anlaşmalar ve iş birlikleri emperyalistlerin “dünya barışı” söyleminin arkasına sakladığı denge stratejisinden başka bir şey değil. Ancak bu tabloyu yine Lenin’in çerçevesiyle okumak gerekiyor: Tekeller birbirini tamamen yok edemez; ama birbirini dizginlemek için de hiç durmaz. Dolayısıyla bu görüşme dönemleri, ne kadar çok anlaşma imzalanırsa imzalansın, hiçbir zaman gerçek anlamda bir uzlaşmaya dönüşmez. Bugün masa başında el sıkışanlar yarın aynı enerji hatları, aynı pazar alanları ve aynı tedarik zincirleri üzerinde yeniden çatışmaya girecektir. Çünkü bu rekabet kişilerin niyetinden değil, sistemin kendisinden besleniyor. Emperyalistler barış için değil, daha elverişli bir savaş pozisyonu için müzakere eder.

Emperyalistler arasındaki bu kirli anlaşmalar ve verilen sözler bize, gençlere de pek çok farklı biçimde yansıyor. Emperyalistlerin birbirlerine karşı sürekli gündemde tuttukları gümrük vergileri hayatı daha da pahalılaştırıyor; özellikle de teknolojik ürünlere erişim giderek zorlaşıyor. Öte yandan silah satışı ve yeniden inşa süreçleriyle en fazla kâr sağladıkları araç olan savaş, halkları ölüme sürüklüyor ve yurtlarından ediyor.

Bize, gençlere düşen görev; emperyalistlerin kendi hegemonya mücadeleleri uğruna eğitime ve sağlığa harcanması gereken kaynakları nereye aktardığını teşhir etmek ve bu süreçteki yerli işbirlikçilerin rolünü de açığa çıkarmaktır. Emperyalistlerin rekabeti işsizliğe, güvencesizliğe, geleceğe dair umutsuzluğa karşı değil yanlış bir hedef göstererek gençliği emperyalistlerin kendi bloklarının kuyruğuna takıyor.

Gençliğin önündeki yol, başta bu yıl Türkiye’de gerçekleşecek olan ve emperyalistlerin yol haritalarını belirlediği NATO zirvesi olmak üzere emperyalistlerin atacağı adımlara karşı örgütlü bir mücadele hattı kurmaktan geçiyor.