ÇMO İstanbul Şube: İstanbul'un yaşam alanları ranta teslim edilemez
ÇMO İstanbul Şubesi, 2026 Çevre Durum Raporu’nu Sazlıdere’de açıkladı. Açıklamada, Sazlıdere Barajı, Kanal İstanbul ve Yenişehir projeleri kapsamında inşaat rantına kurban edildiği vurgulandı.
Fotoğraf: Evrensel
Eylem Nazlıer
[email protected]
Ekolojik Yıkımla Mücadele Haftasında TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, Sazlıdere’de basın açıklaması yaptı. Açıklamaya çevre örgütleri, meslek odaları ve yurttaşlar katıldı. Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi tarafından hazırlanan 2026 İstanbul Çevre Durum Raporunun da duyurulduğu açıklamada, “İstanbul’un kuzeyinde artan yapılaşma baskısı, su havzalarının durumu ve Kanal İstanbul projesinin olası etkilerine dikkat çekildi.
“Bir imza ile ekolojik yıkım yasallaştırılamaz” başlıklı basın açıklamasında “Resmi verilerle 16 milyona yaklaşan nüfusu, geçmişten bu yana gelen plansız kentleşme ve altyapı sorunları ile İstanbul, deprem tehlikesi ve iklim değişikliği karşısında son derece kırılgan durumdadır. 1980’li yıllardan bu yana piyasacı politikalar doğrultusunda dönüşüme uğratılan kentimiz; su havzalarını, kuzey ormanlarını ve kıyı alanlarını hızla kaybetmeye devam etmektedir. İstanbul'un kuzeyini hedef alan 3. Köprü, Kuzey Marmara Otoyolu ve İstanbul Havalimanı gibi entegre mega projeler, kentin ekolojik bütünlüğünü tahrip etmiş; yalnızca Kuzey Marmara Otoyolu sebebiyle dahi 1.465,1 hektarlık orman alanı yok edilmiştir” ifadelerine yer verildi.
Fotoğraf: Evrensel
Sazlıdere havzası inşaata kurban gidiyor
İstanbul’un su havzalarının ranta kurban edildiğine dikkat çekilen açıklamada, “Bir ‘su yolu’ projesinden ziyade bir ‘gayrimenkul geliştirme’ projesi olarak başlatılan Kanal İstanbul ve Yenişehir Rezerv Yapı Alanı projesi kapsamında, su havzalarımız geri dönüşsüz bir tahribata uğramıştır. Rant uğruna, İstanbul’un su ihtiyacını karşılayan, yıllık verimi 55 milyon m³ olan Sazlıdere Barajı'nın içme suyu maksatlı kullanımı Cumhurbaşkanlığı kararı ile iptal edilmiş, bölgede TOKİ ve Emlak Konut eliyle toplu konut inşaatlarına başlanmıştır. Bu yapılaşma baskısının bir benzeri, İstanbul’a verilen suyun yaklaşık yarısını tek başına karşılayan Anadolu Yakası'ndaki Ömerli Havzası üzerinde de yaşanmaktadır. Tarım ve mera vasfındaki 250 hektarlık alan üzerine, 20.000 insanın çalışacağı Tuzla Biyoteknoloji İhtisas Organize Sanayi Bölgesi kurulmak istenmektedir. Üretim prosesleri sonucunda kompleks ve toksik kirleticiler yaratacak olan bu projenin Ömerli Barajı'na vereceği zarar ortadadır. Çevre Mühendisleri Odası tarafından açılan davada hazırlanan bilirkişi raporları, Ömerli İçme suyu Havzasının korunması yönündeki kamu yararının, ekonomik amaçlı kamu yararından üstün olduğunu teyit etmiştir. Kuzey Ormanları ve İstanbul’un Su Havzaları Yeni Bir Yıkım Dalgasıyla Karşı Karşıya Kamuoyuna bir ulaşım yatırımı olarak sunulan yaklaşık 127 kilometrelik Kuzey Demiryolu Geçişi (INRAIL) projesi; Kuzey Ormanları'nı parçalayacak, yaban hayatı koridorlarını kesintiye uğratacak, Ömerli, Büyükçekmece, Sazlıdere ve Alibey gibi kentin kritik su havzaları üzerinde ciddi baskılar yaratacak bir hat üzerinde tasarlanmıştır. Proje, İstanbul'un kuzeye doğru büyümesini sınırlandıran üst ölçekli planlarda yer almamasına rağmen hayata geçirilmek istenmekte; milyonlarca metreküplük hafriyat, yeni şantiye alanları, tünel ve köprü inşaatlarıyla ekosistem üzerinde geri dönüşü olmayan etkiler yaratma riski taşımaktadır” ifadelerine yer verildi.
“Yeşil dönüşüm değil, yeni bir yapılaşma koridoru”
Projenin “yeşil dönüşüm” ve “iklim dostu ulaşım” söylemleriyle uluslararası finans kuruluşlarının desteğine sunulduğunun hatırlatıldığı açıklamada, “Gerçekte İstanbul'un son doğal varlıklarını yeni bir yapılaşma ve lojistik koridoruna dönüştürme girişimidir. Oysa Kuzey Ormanları İstanbul'un en önemli yaşam güvencesidir. Bu nedenle kentin geleceğini tehdit eden tüm projeler bilimsel, katılımcı ve kamu yararını esas alan bir anlayışla yeniden değerlendirilmelidir” denildi.
Afetlere karşı dirençli bir İstanbul için altyapının yetersiz olduğuna dikkat çekilen açıklamada, “İstanbul’u bekleyen olası bir deprem felaketinde en hayati konulardan biri su arzının ve atıksu yönetiminin güvenliğidir. İSKİ tarafından içme suyu isale hatlarında esnek boru bağlantı uygulamalarına başlanması olumlu bir adım olsa da kentin en yoğun nüfusuna hizmet veren Ömerli ve Kağıthane İçme Suyu Arıtma Tesislerinin deprem güçlendirme uygulama projelerine henüz başlanmamış olması büyük bir zafiyettir. Ayrıca, deprem sonrası oluşacak devasa miktardaki enkaz ve inşaat yıkıntı atıklarının, yeraltı ve yüzeysel su varlıklarını kirletmeyecek şekilde depolanması için gerekli alanların ivedilikle planlanarak kamuoyuyla paylaşılması gerekmektedir” ifadelerine yer verildi.
“ÇED süreçlerinin ekosistem aleyhinde zayıflatılması ekolojik yıkımı derinleştiriyor”
2026 yılı içerisindeki yeni yasal ve çevresel tehditlerin yıkımın boyutunu daha da derinleştirdiği ifade edilen açıklamada, “Son dönemde ÇED Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikler ve ilgili genelgelerle birlikte çevresel denetim mekanizmaları daha da zayıflatılmış, halkın karar alma süreçlerine katılımı sınırlandırılmış ve yatırım projelerinin önünde engel olabilen çevresel güvenceler önemli ölçüde aşındırılmıştır. ÇED süreçleri tamamlanmadan izin ve ruhsat mekanizmalarının işletilebilmesinin önü açılırken, birçok proje için kapsamlı çevresel değerlendirme zorunluluğu fiilen ortadan kaldırılmıştır. Bilimsel ve teknik çevre politikalarının yatırım baskısı karşısında geri plana itilmesi; Anayasa’nın güvence altına aldığı sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını da tartışmalı hâle getirmekte, süreçler kamusal denetimin, hukuk devletinin ve toplumun geleceğini doğrudan ilgilendiren bir demokrasi meselesine dönüşmektedir” vurgusu yapıldı.
İstanbul için yapılması gerekenler
İstanbul’un geleceği için önerilerde bulunulan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
Kanal İstanbul ve Yenişehir Rezerv Yapı Alanı projesi derhal iptal edilmeli, Sazlıdere Barajı’nın içme suyu havzası niteliği yeniden tesis edilmelidir.
Ömerli Barajı Havzasını tehdit eden Organize Sanayi Bölgesi projeleri durdurulmalı, Ömerli Barajı Taslak Havza Koruma Planı acilen onaylanarak yürürlüğe sokulmalıdır.
Olası büyük Marmara depremine hazırlık kapsamında kentin tüm su ve atıksu altyapısı hızla dayanıklı hale getirilmeli, enkaz yönetimi için çevre sağlığını temel alan eylem planları uygulamaya konulmalıdır.
İstanbul’da bulunan tüm atık su arıtma tesisleri ivedilikle İleri Biyojik seviyesine revize edilmelidir. Bu tesislerin çıkış sularından, yeniden kullanılmak üzere optimum düzeyde geri kazanım sağlanmalıdır.
Kuzey Ormanlarının tamamı "Muhafaza Ormanı" ilan edilerek sıkı koruma altına alınmalı, İstanbul’u kuzeye doğru genişleten tüm projelerden vazgeçilmelidir.
Evrensel'i Takip Et