03.06.2026 16:52 / Güncelleme: 17:01

6 yıl 364 gün ayrılık: Nazım, Orhan, dostluk ve toplumcu sanat üzerine

Nazım Hikmet 3 Haziran 1963’te, Orhan Kemal’se 2 Haziran 1970’te hayatını kaybetti. Aramızdan ayrılışlarının üzerinden yıllar geçse de biz onları verdikleri mücadeleyle ve bizi anlatma çabalarıyla hatırlamaya devam edeceğiz.

6 yıl 364 gün ayrılık: Nazım, Orhan, dostluk ve toplumcu sanat üzerine

Orhan Kemal ve Nazım Hikmet

Rojda DİKME

İstanbul Üniversitesi

 

Haziranda ölmek zor demişler. Bu nedenle haziranda ölenleri anacağız bu yazıda. İki dost ve yoldaş Orhan ve Nazım’ı… Bu yazıda onların sanat anlayışını ve dostluklarını anlatmaya çalışacağız.

Onları bir araya getiren fikirleri ve sanata, edebiyata olan sevgileri olmuştur. Elbette ki bu iki insan parkta, bahçede birbirine rast gelmemiştir. Kalemini halk için kullanan insanların olduğu yerde tanışıyorlar: Hapiste. Orhan Kemal o dönem henüz yazarlık yapmıyor; sadece kendince karaladığı bazı şiirler var. Kendine rol model aldığı ve hayran olduğu bir isim hiç şaşırtıcı değil ama tabii ki Nazım Hikmet!

“Nazım Hikmet’le 3,5 Yıl”

Orhan, daha gençliğinin ilk yıllarında, askerliğini yaparken “Maksim Gorki ve Nazım Hikmet kitapları okumak”, “yabancı rejimler lehinde propaganda ve isyana muharrik” suçundan 5 yıl hapis cezasına mahkûm edilir. Ve Bursa Cezaevi’nde bu sürenin dolmasını beklemektedir. Ama beklenmeyen olur ve Nazım Hikmet, yürüttüğü parti çalışmaları bahane gösterilerek tutuklanıp Bursa Cezaevi’ne gönderilir. Nazım’ın özgürlüğünün elinden alınması değil elbette ama bu haber orada coşkuyla karşılanır. Mevcut tabloda biri yazdıkları için, diğeri onu okuduğu için tutsak edilmişti ve artık aynı koğuşu paylaşıyorlardı. Bu da yıllar sürecek derin bir dostluğun başlangıcı olacaktı.

Nazım, Orhan’la her konuda sohbet ediyor, ona dersler veriyordu. Edebiyat, siyaset, felsefe, resim… Orhan da bundan büyük bir zevk duyuyordu. Orada beraber geçirdikleri üç buçuk yıl boyunca elindeki deftere Nazım’ı, onun sözlerini ve yaptıklarını her günün sonunda tek tek yazmış. Bunun sonucunda da bu yazıya da kaynaklık eden “Nazım Hikmet’le 3,5 Yıl” eserini yayınlamıştı. Orhan’ın Nazım’a aldığı tavşanı, beraber yedikleri yumurtalı sucukları, kurdukları dokuma tezgâhını, Nazım’ın portrelerini, Piraye’yle olan kavgalarını buradan okuyoruz. Okurken de ona olan hayranlığını bir kere daha hissediyoruz.

Bu şekilde Nazım, Orhan’ın hayatının çok önemli bir yerinde oraya dâhil olmuş ve hem kendisini hem edebiyatını büyük ölçüde etkilemiştir. Birisi sosyalizmi bir su kadar ihtiyaçmışçasına şiirlerinde anlatmış; diğeri köylüyü, işçiyi, sömürüyü romanlarına taşımıştır ve toplumcu edebiyat dediğimizde ilk akla gelen isimler olmuşlardır. Tabii onları bu edebiyat birleştirdi derken onların sanatını, anlattıklarını konuşmamak da olmaz.

“Sanat sanat için değildir diyorum!”

Elbette ki sanatın sanat için mi olduğu yoksa toplum için mi olduğu tartışması uzun yılların konusudur. Kimi kişiler sanatta toplumsal konulara yer verildiğinde estetiğinin bozulduğunu savunurken, kimisi de sadece estetik amaçla yapılan sanatın eksik olduğunu düşünür. Ancak onlar toplum için sanatı var etmeyi başarmışlardır. Nazım bu tartışmaya “Sanat ve Edebiyat Üzerine” adlı eserinde yer verir. Ve buna şöyle cevap verir: “Sosyal muhitiyle, sosyal sınıfıyla tezat içine düşen sanatkârda sanat sanat içindir noktai nazarına rastlarız. Aksi takdirde sanat gaye içindir, cemiyet içindir görüşü ileri atılır. Ben kendi sosyal sınıfı muhitimle tezat hâlinde değilim. Bundan dolayı da ‘sanat sanat için değildir!’ diyorum.”

Yani işçi sınıfının parçası olan her sanatçının sınıfı için sanat yapması gerektiğini savunur. Çünkü o, sanatın halkı güzel günlere çağırmasını ister; halkın acısına, öfkesine, umuduna, sevincine, hasretine tercüman olması gerektiğini söyler. Bu doğrultuda savaşın getirdiği yıkımı, sömürüyü, işçinin sorunlarını ve işsizin kaygılarını eserlerinde sıkça yer vermişti. Ama elbette ki bunun bazı sonuçları oldu. Fikirleri, yazdıkları ve partisine bağlılığı için onu hapsetmek istediler, ettiler de. Bunu yazdığı otobiyografisinde şu dizelerle anlatır:

“1902’de doğdum
doğduğum şehre dönmedim bir daha
geriye dönmeyi sevmem
üç yaşımda Halep’te paşa torunluğu ettim
on dokuzumda Moskova Komünist Üniversite öğrenciliği
kırk dokuzumda yine Moskova’da Tseka-Parti konukluğu
ve on dördümden beri şairlik ederim
kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
ben hasretlerin
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
ben hasretlerin
hapislerde de yattım büyük otellerde de
açlık çektim açlık grevi de içinde ve tatmadığım yemek
yok gibidir
otuzumda asılmamı istediler
kırk sekizimde Barış Madalyası’nın bana verilmesini
verdiler de”

Bahsi geçen madalya, 1950’de Dünya Barış Konseyi tarafından halklar arasında barış davasına yaptığı katkılar için verildi. Ama o vakitlerde Nazım hapisten yeni çıkmıştı ve pasaport verilmediği için törende yer alamamıştı. Bir yanda yazdıkları için hapsedilirken, diğer yanda alamayacağı bir ödülle ödüllendiriliyordu. Bu durum da işin komik derecede tezatlığını gözler önüne seriyordu.

Türk edebiyatı içinde onu en öne çıkaran şeylerden biri de davasından geri adım atmamasıdır aslında. Tarladaki işçiyi, cephedeki savaşı yazan vardır ama onun gibi sosyalizmi anlatan olmamıştır. Lehistan Mektupları’nda şu dizelere yer vermiştir:

“sosyalizm,
senin anlayacağın yani,
el kapısının yokluğu değil de
imkânsızlığı.
Ekmeğimizde tuz,
kitabımızda söz,
ocağımızda ateş oluşu hürriyetin,
yahut, başkası yel de,
sen yaprakmışsın gibi titrememek,
bunun tersi yahut…”

İki çınar, peş peşe ölüm; tabii ölüm denilebilirse…

Orhan da Nazım’ın şiirleri gibi güzel şiirler yazmak istiyordu. Bir gün cesaretini toplayıp şiirlerini Nazım’a okutur ve onun tenkitleri ve teşvikiyle düz yazıya yönelir, öykü ve romanlar yazar. Ama tabii ki bu, cezaevinden çıktıktan çok sonra olacaktır.

Bu doğrultuda eserlerinde kendi tabiriyle “tanıdığı insanları” kaleme alır. Bunun hakkında “Ben köydeki köylüyü yazmadım. Çok iyi bildiğim köylüyü yazdım. Kemal Tahir gibi yaşamadan yazmadım. Kemal Tahir köyü bilmez. Hele köylüyü hiç bilmez. Hatta sevmez onları. Ben tanıdığım, konuştuğum, birlikte sigara içtiğim, sırtımı sıvazlayan insanları yazdım.” der. Çünkü onun inancına göre insan en iyi bildiği şeyi yazmalıdır. Ve bunun sonucunda kendisi genç fabrika işçisi Cemile’yi, tarlada çalışan Pehlivan Ali ve İflahsızın Yusuf’u, var olan kuralların dışına çıkamayan Murtaza’yı yazmıştır.

Orhan Kemal, Nazım’ın yaptığı gibi sosyalist çizgide eserler vermemiş, esas olarak sınıflar arasındaki durumu gözler önüne sermeyi kendine görev edinmiştir. Yazının başında bahsettiğimiz sanat toplum için yapılırsa estetiğini kaybeder mi tartışmasına dair, eserin sanat değeri yoksa toplumsal konulara yer verdiği için değerlenmediğini söyler. Yani estetik kaygıları kenara bırakarak toplumsal meseleleri anlatmanın sanat yapmak olamayacağını, esas kıymetli olanın ikisini aynı anda yapmak olduğunu belirterek iki fikri ortada buluşturur.

Bu iki çınarın ölüm günlerinin peş peşe gelmesi de çok manidardır. Nazım Hikmet 3 Haziran 1963’te geçirdiği kalp krizi sonucu Moskova’dayken hayatını kaybetti. Orhan Kemal’se 2 Haziran 1970’te Sofya’da geçirdiği beyin kanaması sonucu aramızdan erkenden ayrıldı. Aradaki fark ise tam olarak 6 yıl 364 gün. Orhan’ın sevgili dostu Nazım’la tekrar buluşmak için yedi yıl bile bekleyememesi, biz okurları için üzücü ve dehşete düşürücü bir gerçeklik. Aramızdan ayrılışlarının üzerinden yıllar geçse de biz onları verdikleri mücadeleyle ve bizi anlatma çabalarıyla hatırlamaya devam edeceğiz.

 

KAYNAKÇA

Orhan Kemal, Nazım Hikmet’le 3,5 Yıl
Nazım Hikmet, Sanat ve Edebiyat Üzerine
Asım Bezirci, Nazım Hikmet – Yaşamı, Şairliği, Eserleri, Sanatı
Asım Bezirci, Orhan Kemal – Yaşamı, Sanatı, Eserleri, Anıları

(Genç Hayat)
03.06.2026 10:11 / Güncelleme: 10:23

Kıymada at ve eşek eti, köftede kanatlı eti: İşte yeni ifşa listesi

Tarım ve Orman Bakanlığı, taklit ve tağşiş yapılan gıdalara ilişkin listesini güncelledi. Çok sayıda kıyma, köfte, sucuk, lahmacun ve pide harcında kanatlı eti, sakatat, soya ve tek tırnaklı eti tespit edildi.

Kıymada at ve eşek eti, köftede kanatlı eti: İşte yeni ifşa listesi

Fotoğraf: MA

03.06.2026 14:49

Kardeş Türküler 11 Haziran’da Harbiye Açıkhava’da

Kardeş Türküler, 11 Haziran’da Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda dinleyicileriyle buluşacak. Konserde birbirinden önemli konuk sanatçılar da sahnede yer alacak.

Kardeş Türküler 11 Haziran’da Harbiye Açıkhava’da

Fotoğraf: Most-Uniq Basın Bülteni

03.06.2026 10:26

Gazeteci İsmail Arı 75 gündür tutuklu: 5 Haziran'da ilk kez hakim karşısında

"Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ve "gizliliğin ihlali" suçlamalarıyla tutuklu yargılanan BirGün muhabiri İsmail Arı, 5 Haziran'da ilk kez hakim karşısına çıkacak.

Gazeteci İsmail Arı 75 gündür tutuklu: 5 Haziran'da ilk kez hakim karşısında
03.06.2026 11:29 / Güncelleme: 15:49

Dilek İmamoğlu pankart açtı, Ekrem İmamoğlu yanıt verdi, salonda kahkahalar yükseldi

Dilek İmamoğlu'nun eşinin doğum gününü kutlamak için salonda açtığı “Seni Seviyorum Sevgilim. İyi ki doğdun” yazısına Ekrem İmamoğlu'nun verdiği yanıt salondakileri güldürdü.

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!