Hapishanelerden sürgüne uzanan bir ömür: Nâzım Hikmet ölümünün 63. yılında anılıyor
Şiirleri 50'den fazla dile çevrildi, yıllarca yasaklandı, 12 yılı aşkın süre cezaevinde kaldı. Nâzım Hikmet, ölümünün 63. yılında şiirleri ve mücadelesiyle anılıyor.
Merve Tur
[email protected]
Türkçe şiirin en büyük dönüşümlerinden birine imza atan Nâzım Hikmet Ran, ölümünün 63. yılında dünyanın dört bir yanında anılıyor. Şiirleri onlarca dile çevrilen, eserleri yasaklanan, düşünceleri nedeniyle yıllarca hapis yatan ve ömrünün son yıllarını sürgünde geçirmek zorunda kalan Nâzım Hikmet, yalnızca bir şair değil; aynı zamanda Türkiye'nin en önemli toplumsal ve siyasal figürlerinden biri olarak hafızalardaki yerini koruyor.
1902 yılında Selanik'te doğan Nâzım Hikmet, genç yaşlarda şiir yazmaya başladı. Kurtuluş Savaşı yıllarında Anadolu'ya geçti, ardından Moskova'da eğitim gördü ve burada sosyalist düşünceyle tanıştı. Türkiye'ye döndüğünde ise hem edebiyatta hem de siyasal yaşamda etkili bir isim haline geldi.
Şiirde yeni bir dönemin öncüsü
Nâzım Hikmet, Türk şiirinde serbest nazmın öncüsü kabul ediliyor. Geleneksel kalıpları kırarak şiire yeni bir ritim ve yeni bir dil kazandırdı. Özellikle işçileri, köylüleri, yoksulları ve yurttaşların yaşamlarını şiirin merkezine taşıdı.
Onun şiiri yalnızca bireysel duyguların değil, toplumsal mücadelenin de dili oldu.
Bugün hâlâ en çok okunan dizeleri arasında yer alan "Davet" şiirindeki şu sözler, onun dünyaya bakışını özetliyor:
"Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim..."
12 yılı aşkın hapis hayatı
Komünist kimliği ve siyasi faaliyetleri nedeniyle yaşamı boyunca çok sayıda davada yargılanan Nâzım Hikmet, İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde toplam 12 yılı aşkın süre hapis yattı.
1938 yılında açılan Harp Okulu ve Donanma davalarında aldığı cezalar sonucunda uzun yıllar özgürlüğünden mahrum bırakıldı. Ancak cezaevi yılları onun üretimini durdurmadı. Türk edebiyatının başyapıtları arasında gösterilen "Memleketimden İnsan Manzaraları" ve "Kuvâyi Milliye Destanı" gibi eserlerini bu dönemde kaleme aldı.
Dünya çapında özgürlük kampanyası
Nâzım Hikmet'in serbest bırakılması için Türkiye'de ve dünyada büyük bir dayanışma kampanyası yürütüldü. Albert Camus, Pablo Picasso, Jean-Paul Sartre, Simone de Beauvoir ve Pablo Neruda gibi isimler özgürlüğü için çağrılarda bulundu.
1950 yılında çıkarılan genel afla cezaevinden çıkan Nâzım Hikmet, kısa süre sonra yeniden baskılarla karşı karşıya kaldı.
Memleket özlemiyle geçen sürgün yılları
1951 yılında Türkiye'den ayrılmak zorunda kalan Nâzım Hikmet bir daha ülkesine dönemedi. Yaşamının son yıllarını Sovyetler Birliği başta olmak üzere çeşitli ülkelerde geçirdi.
Sürgünde olmasına rağmen şiirlerinde Türkiye'yi, Anadolu'yu ve memleket özlemini işlemeyi sürdürdü.
Bir şiirinde şöyle diyordu:
"Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket, bizim."
Moskova'da son bulan hayat
Nâzım Hikmet, 3 Haziran 1963 sabahı Moskova'da geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi. Novodeviçi Mezarlığı'na defnedilen şairin mezarı bugün de ziyaret edilmeye devam ediyor.
1951 yılında vatandaşlıktan çıkarılan Nâzım Hikmet'in Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı, ölümünden 46 yıl sonra, 2009 yılında yeniden iade edildi.
Aradan geçen onlarca yıla rağmen Nâzım Hikmet'in şiirleri; özgürlük, barış, emek ve kardeşlik taleplerinin en güçlü edebi tanıklıkları arasında yer almayı sürdürüyor.
Evrensel'i Takip Et