Eskişehir’de işçilerle mutlak butlanı konuştuk: Bugün muhalefet, yarın sendikalar
“Ülkede mevcut durumdan rahatsız milyonlar varken organize bir muhalefetin olmaması en büyük sorun. Yapılması gereken en öncelikli hareket, toplumun tamamını kapsayacak bir muhalefetin tesis edilmesi. Baskılar bitene kadar mücadele etmek."
Fotoğraf: ANKA
Çağlar Kazak
[email protected]
Eskişehir bir işçi kenti. Öyle ki 670 bin seçmeni olan ilde, kayıt dışı çalıştırılanlar hariç sadece SGK’de kayıtlı 300 bin işçi var. Eskişehir’in bir diğer özelliği ise uzun bir dönem belediye yönetiminde CHP’nin yer alıyor olması. Dolayısıyla mutlak butlan kararı ve CHP’deki gelişmeler, yoksullaşma ve geçim derdiyle birlikte fabrikaların da temel gündemi arasına girmiş durumda.
İşçilerin ortaklaştığı ve ayrıştığı yönler var. Ezici çoğunluğu kararın siyasi olduğu ve Erdoğan’ın kendisini yenebilme şansı olan rakibini saf dışı ettiği yönünde. Mahkeme kararıyla genel başkan olarak atanan Kemal Kılıçdaroğlu’na ise tepki büyük. AKP’nin iddialarına ya da Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarına ikna olmuş işçi yok denecek kadar az.
Görüştüğümüz işçiler memleketin hem ekonomik hem de politik atmosferinden son derece şikayetçi. Ülkede yaşam ve çalışma koşulları başta olmak üzere, eğitim, sağlık alanlarında yaşanan sorunlar da dillerde. Bunu da iktidarın kural tanımazlığı, anayasa tanımazlığı, hak hukuk tanımazlığı ile açıklıyorlar. Ekonomik verilerin artık maniple edilemeyecek bir krize işaret ettiği bir dönemde, Saray’ın adımları siyasi alanın daraltıldığı yönünde. Eskişehir özelinde işçiler temel tüketim ürünlerine her gün gelen zamlarla, Saray iktidarı arasındaki bağı artık daha rahat kurduğu söylenebilir. Ekonomik taleplerin politik bir programa dönüştürmenin ihtiyacı her konuşmada hissediliyor.
İktidarın attığı adımlar işçiler arasında seçimle bir değişim yaratılabileceği umudunun yavaş yavaş bittiğine işaret ediyor. Ancak en azından şimdilik işçilerin çözümü kendinde görmediğini söyleyebiliriz. Bekleme durumu hakim.
Az da olsa harekete geçmek gerektiğini söyleyen işçiler de var. Bu işçilerin söyledikleri, böylesi dönemlerin yeni çıkışların mayası olabileceğinin de göstergesi. Yurtbay Seramik işçisinin birleşik bir muhalefet cephesinin oluşturulması önerisi artık bir temenniden çok bir zorunluluk gibi konuşuluyor. İşçi sınıfının sadece seçimlerde oy kullanan bir kitle olmaktan çıkmak zorunda olduğu da. Saray rejiminin baskı ve zor politikaları ağırlaşırsa da fabrikalarda öfke birikiyor, ülkenin geleceğini şekillendirecek bir arayış kendini gösteriyor.
AKP’ye oy veren işçiler: Yapılanları doğru bulmuyoruz
Yıllardır AKP’ye oy verdiğini söyleyen bir Dündarlar Makine işçisiyle konuşuyoruz. Şunları söylüyor: “Recep Tayyip Erdoğan iktidarda kalabilmek için her şeyi yapıyor. Ben bunu ahlaken doğru bulmuyorum. Çıksın yarışsın ve kazanana herkes saygı duysun. CHP’nin iç işlerine müdahale ederek, rakip partiyi karıştırarak alınacak bir seçim zaferini ben doğru bulmuyorum.” Belediye operasyonları ile ilgili de görüşlerini ileten işçi konuşmasını şöyle sürdürdü; “Önce Aydın belediye başkanı ardından da Afyon belediye başkanı AKP’ye geçti. Bu kişiler madem yolsuzluk yaptılar, madem rüşvet aldılar AKP’de bunların ne işi var diye sormak istiyorum. Dereyi geçerken at değiştirilmez diye bir atasözümüz vardır. Bu belediye başkanları zor bir süreçte AKP’ye geçtiler. Bunların siyasi anlayışlarına, sözlerine ne kadar güvenilir? Ben kendi adıma siyasi parti değiştiren birine oy vermek istemem. Şahsen Nebi Hatipoğlu AKP’den büyükşehir belediyesine aday gösterildiğinde de oy vermemiştim. Bence bir partiden diğer partiye geçen vekiller, belediye başkanlarına asla güven olmaz. Kesin maddi çıkarlar söz konusudur.”
‘Bu kadar zorbalık bana fazla geliyor’
Şehir hastanesinde çalışan bir sağlık işçisi ise; “Yıllardır oyumuzu ailecek AKP’ye veriyorduk. Ancak artık AKP’nin desteklenecek bir hali kalmadı. Sesini çıkartanı cezaevine atıyor. Dışarıda muhalif bırakmayacaklar herhalde. Bu kadar zorbalık bana fazla geliyor. CHP’ye de güvenen biri değilim. Belediyelerde yolsuzluklar, usulsüzlükler kesinlikle oluyordur. Bunu AKP’li belediyeler de yapıyorlardır. Bu yolsuzluk işini normalleştirenler var. Bence bu durumu normalleştirmemek lazım. Ahlaklı, dürüst, güvenilir yöneticilere ihtiyaç var. Mutlak butlan meselesinde de bir partinin iç işleriyle bu kadar uğraşmamak lazım. Parti kongresini yapmış genel başkanını seçmiş, bir sonraki kongreye kadar görevinde kalmalı diye düşünüyorum. Özel ve ekibi CHP’nin birinci parti olduğunu söylüyor. Doğru, fakat bence AKP’nin ekonomi politikaları onları birinci parti yaptı. AKP son dönemlerde ekonomiyi batırdı ve halk da bir alternatif arayışına girdi. AKP’yi yenebilecek en etkili gücün CHP olduğunu gördü ve son yerel seçimlerde bir yöneliş oldu. Ancak CHP bu fırsatları yine kötü kullandı. Kendileri bir politika üretemiyor ya da politik anlamda yetersiz çıkarcı kişileri göreve getiriyorlar. Belediye operasyonlarında da durumun böyle olduğunu gördük” dedi.
‘Böyle giderse sendikalar kapatılabilir, grevler yasaklanır’
Sendikalı iş yerlerinde konuştuğumuz işçiler ise ülkenin geldiği tablonun çok vahim olduğunu çok net bir biçimde ifade ediyorlar. Yetkilerin tek bir adamın elinde toplanmasının neticesi olarak değerlendiriyorlar mutlak butlan kararını. Beko’da çalışan Türk Metal üyesi bir işçi konuşmasına “YSK, Anayasa, AİHM, TBMM yok hükmünde. Hüküm bir tek kişinin elinde.” diye başladı. Ülkenin geleceğine ilişkin korku ve kaygısının artığını söyleyen Beko işçisi sözlerini şu şekilde sürdürdü; “Ülke iyice provokasyona açık bir hale geldi. Bir olay olur hemen OHAL ilan edilebilir. Bu OHAL’e de kimse muhalefet edemez. Zira artık muhalefetin kolu kanadı kırık.”
Kristal-İş Sendikasına üye bir cam işçisi ise Erdoğan’a muhalif olduğunu ancak Erdoğan’ın iyi siyaset kuran bir lider olduğunu ifade etti. Bu iddiasını şu sözle özetledi; “Erdoğan siyasi tarihinin en zayıf döneminde, AKP iktidar tarihinin en güçlü muhalefetini parmağında oynatmayı başarıyor.”
Ana muhalefete bunu yapan…
Hava İkmal Fabrikasında çalışan Harb-İş üyesi bir işçi ise şunları anlattı: “Karar tamamen siyasidir. YSK denetiminden geçmiş ve fiilen uygulanmış bir siyasi iradenin yıllar sonra yargı kararıyla tersine çevrilmesinin demokratik ve hukuki olmadığı apaçık ortadır. Mesele artık bir siyasi partinin meselesi değildir. Bir ülkede ana muhalefet partisinin başkanına bile müdahale edilebiliyorsa, diğer siyasi partilere, sendikalara, meslek odalarına, derneklere, öğrenci örgütlerine yargı müdahalesi çok daha kolay olacaktır. Bu durum tüm toplumsal örgütlenmeleri etkiyecektir. Emekçilerin mücadeleleri karşısında sendika kapatmaları, kayyım benzeri müdahaleler, grev yasakları karşımıza daha rahat konacak.”
CHP’ye oy veren işçilerde Kılıçdaroğlu’na öfke var
Eskişehir’de CHP’ye oy vermiş on binlerce işçi ve emekçi var. CHP üyesi ve yaşadığı mahallede de partisinin sorumlusu olan Tepebaşı Belediyesinde çalışan Genel İş üyesi bir işçiyle de mahallede yaşayan partililerin ne düşündüğünü, ruh hallerini konuştuk. 21 Mayıs’tan bu yana eylemliliklerinin ve il binasında nöbetin devam ettiğini söyleyen işçi eylemlere katılımın zayıf olduğunu ve CHP’li yurttaşların morallerinin fazlasıyla bozuk olduğunu aktardı. CHP’nin iç kapışması gibi algılandığı ve koskoca CHP birbirine düştü yorumlarının olduğunu ve CHP tabanından eylemlere katılanların sayısının düştüğünü ve katılsak ne olacak, neyi değiştirebileceğiz duygusunun insanlarda hakim olduğunu aktardı. Kılıçdaroğlu ve ekibine büyük bir öfke olduğunu, protestolara katılım olmasa bile Kılıçdaroğlu’nun yanında saf tutan kimsenin olmadığını da söyledi.
‘Mücadele etmekten başka yol yok’
Bundan sonra ne yapmak gerekir, bu karanlıktan çıkış yolu ne olabilir sorusunu da işçilere yönelttik. Bu meseleye ilişkin değerlendirmelerin biraz daha zayıf kaldığını söyleyebiliriz. Sorunu kendi dışında görme eğilimi yüksek. “Biz ne yapabiliriz ki” duygusunun olduğunu belirtmek lazım. Burada belki farklılaşan bir işçi görüşünü aktarmak gerekir; Yurtbay Seramik Fabrikasında çalışan işçi çözüm önerisini şöyle dile getirdi: “Ülkede mevcut durumdan rahatsız ve şikayetçi milyonlar varken herhangi bir organize muhalefetin olmaması en büyük sorun. Yapılması gereken en öncelikli hareketin, toplumun tamamını kapsayacak organize sol bir muhalefetin en hızlı şekilde tesis edilmesidir. Sol-sosyalist partiler birleşmeli ne kadar etkili olacağı bilinmez ama AKP’ye tek alternatif gösterilen CHP’nin yerine, siyasi disiplin ve kabiliyet gösterebilecek bir ittifak partisinin acilen oluşturulması gerekiyor kanısındayım. AKP tarafından yapılan bir zulümdür. Mutlak butlan kararını tanımamak gerekir. Baskılar bitene kadar mücadele etmekten başka da yol yok.”
Evrensel'i Takip Et