Solgun Sarı/Tor Hikayeleri: Kuzey Mezopotamya’nın büyük boşluğu ve öteki renklerin hikayesi
Kuzey Mezopotamya topraklarının akla ve hayal gücüne sığmayan acılarla dolu tarihi, Sadık Aslan’ın kalemiyle sarsıcı bir yüzleşmeye dönüşüyor. Yazar, felaketi kanlı sahnelerle değil, arkada bırakılan o devasa ve dipsiz boşluklarla anlatıyor.
Elif Ekin Saltık
[email protected]
Kuzey Mezopotamya... Yüzyıllar boyunca farklı inançların, dillerin ve kültürlerin bir arada var olduğu, rengarenk bir coğrafya. Ancak bu toprakların tarihi, aynı zamanda insanlığın en ağır trajedilerine de sahne oldu. Yazar Sadık Aslan, Solgun Sarı romanında bu kadim toprakların acıyla yazılmış tarihini ezberlerin dışına çıkan bir üslupla ele alıyor.
Kanlı sahneler olmadan felaketi anlatabilmek
Lis Yayınevi etiketiyle 2. baskısı yapılan kitap, katliam resimleri çizmeden, kanlı sahneleri körüklemeden derin bir sarsıntı yaratmayı başarıyor. Aslan, kayıp bir dünyayı, yok edileni ve insanın insanlıktan çıkarılışını, okuyanın yüreğine işleyecek kadar güçlü bir gerçeklik duygusuyla aktarıyor.
Solgun Sarı, Kuzey Mezopotamya Hıristiyanlarına ve Êzidîlerine yönelik soykırımın en büyük kanıtının, geride kalan devasa, dipsiz ve sonsuz bir boşluk olduğunu gözler önüne seriyor. Kitap, okura vahşetin büyüklüğünü akan kanla değil, o gidenlerin geride bıraktığı derin sessizlikle hissettiriyor.
“O renkler niye yoktu artık yerlerinde?”
Romanın asıl sarsıcı gücü ise sordurduğu o can yakıcı soruda gizli: O bilinen “çok renklilik” içinde, maddi ve manevi tüm değerleriyle o topraklara can veren “öteki” renkler niye yoktu artık yerlerinde?
Sadık Aslan, Solgun Sarı ile sadece geçmişe bir ağıt yakmıyor; aynı zamanda bugünün insanını, o renklerin eksilmesiyle çoraklaşan bir coğrafyanın büyük boşluğuna bakmaya ve düşünmeye davet ediyor.
Evrensel'i Takip Et