Safiport liman işçisi: ‘Ben varım’ sözünün arkasında kölelik düzeni var
“Ben varım” sözünün arkasında nasıl bir çalışma koşulu ve yaşam koşullarımız var sizlere açıklamak istiyorum. Liman tam gaz çalışıyor. Tempo arttıkça baskı da artıyor. Kuru maaş, tek sosyal hak yok. Kurban parası yok...
Fotoğraf: AA
Safiport liman işçisi
Merhaba evrensel okurları. Safiport limanında bir işçiyim. Fenerbahçe kulüp başkanlığına adaylığını koyan Hakan Safi’nin sahibi olduğu limanda çalışıyorum. Ben bu mektubu tek yazıyorum ama çalışanlar olarak aşağı yukarı aynı duyguları paylaşıyoruz. Patronumuz kulüp başkan adaylığını açıklarken; “Fenerbahçe’ye 3-4 bölgeye dünya yıldızı futbolcu alacağız. Kulübün kaynak problemi yok, BEN VARIM” dedi. Yarattığımız zenginliğin, “Ben varım” sözünün arkasında nasıl bir çalışma koşulu ve yaşam koşullarımız var sizlere açıklamak istiyorum. Liman tam gaz çalışıyor. Tempo arttıkça mobbing ve baskı da artıyor. Köşe başı amirlerden “hadi hadi” sözünü duymayan kalmamıştır. Yeni rıhtım yapılıyor, büyük gemiler için kule vinçler geliyor. Liman büyümeye, Hakan Safi “Ben varım” demeye devam ediyor. Daha önce de arkadaşlarımız yazdı bu sayfada. Kuru maaş, sosyal tek yan hak yok. Kurban parası yok. Ne kadar çalış o kadar kuru maaş. İşe gelmediğin gün hemen kesinti. Mazeretli izinlerde, ki inanırlarsa kesinti yapmıyorlar. İş makinelerinde klima sıkıntısı var. Geçen yıl çok çektik, hemen hepsi arızalı. Kavurucu sıcaklarda bir kez daha kavurulacağımız kesin. Çünkü bunu çözmeye hiç mi hiç niyetleri yok. Şubat zammı zaten çok düşüktü. Kimine 300 lira, kimine 1000 lira zam yaptılar. Bizi aşağılayan bir zam yaptılar.
Resmi enflasyon rakamı alenen yalan, bizim hissettiğimiz yüzde 60. Hemen her şeye haftalık zam geliyor. 4 ayda masraflarımız iki katına çıktı. Ama maaş aynı, daha 7 ay bu maaşla geçineceğiz. Geçinebilirsek tabi. Geçinebilmek için ek iş için koşturan çok arkadaşımız var. Dinlenemeyen, yorgun ve uykusuz kalan işçi limanda kaza riski demektir. Limanda kaza hiç eksik olmuyor. Liman hep kapasitenin üzerinde çalışıyor. Konteynerler, yükler, arabalar vs. dar alanda çalışma kaza oranını artırıyor. Kaza mı oldu, direk işçi sorumlu. Parası işçiden kesilir. Yetmez tutanak tutulur. Üç tutanak tazminatsız işten atılma gerekçesi sayılır.
Hafriyat alanında, amir, arabasını park etmemesi gereken yere park etti, haliyle kaza oldu. Sorumluluğu ve yetkisi olmadığı halde işçi arkadaşımız “Operasyonu durdurmadı” gerekçesiyle işten atıldı. Sorumluluğu üzerine attılar. Yetmedi kazanın masrafını tazminatından kestiler.
Başka bir işçi arkadaşımız kaza geçirdi. Üç parmağı koptu. 7 ay çalışmadı. Şimdi tekrardan limana döndü. Geçmiş olsun yok, hastanede ziyaret yok. Yardım yok. Duyduğumuza göre parasını dahi vermediler. Limanı dava etmiş, bakalım adalet işçiden yana mı işleyecek.
Limanda patron da var, patroncu da var. Amirler de işçinin sırtına bindikçe biniyor. İnsan kaynakları da… Makine mi, can mı önemli? Liman yönetimi için makine daha önemlidir. Parmağı kesilen işçiyi 7 ay neden ziyaret etmediniz, geçmiş olsun demediniz? Demek ki makineler sizin için işçinin canından daha kıymetli.
Eğer insanın sadece karnı doyuyorsa o kişi köle demektir. Bizim sadece karnımız doyuyor. İşçi ek işte, işçi ekstra mesaide, işçi uykusuz, işçi borçlu… Maaş yetmiyor kredi kartlarına yükleniyoruz. Ama bizim patron futbolcu için milyon avro harcayabiliyor. Aynı patron yasal hakkımız olan promosyonlara el koyuyor. Neden? Çünkü köle gibi görüyorlar.
Biz maaşı ayın 1 ile 10’u arası alıyoruz. Bayrama beş parasız girdik. Avans yok, yan hak yok. Yiğidi öldür hakkını yeme derler, bayram öncesi kocaman kutularda içinde en fazla 5-10 çikolata olan o ‘eşsiz’ bayram hediyesini unutmuyoruz! Bizimle alay ediyorlar. Bize reva görülen budur. Sizin dağıttığınız yanık kandil simidini, minik bayram çikolatasını eve götürmeyip çöpe atanlara selam olsun. Kısaca limanda, patronun “BEN VARIM” sözünün arkasında kocaman bir kölelik düzeni var. Herkese iyi bayramlar.
Evrensel'i Takip Et