'Hak, hukuk, adalet'ten mutlak butlana: Halkın umudunu tüketen siyaset
Bugün ihtiyaç duyulan şey; mutlak butlan tartışmalarıyla geçmişi kurtarmaya çalışan bir siyaset değil, halkın gerçek sorunlarına yönelen, emekçinin yanında duran, samimi ve mücadeleci bir halk muhalefetidir.
Fotoğraf: Evrensel
Yaşar Polat/KESK Haber Sen 2 No’lu Şube Başkanı
Bir dönem bu ülkenin meydanlarında “Hak, hukuk, adalet” sloganları yankılanıyordu. Kilometrelerce yollar yüründü. Emekçilere, işçilere, işsiz gençlere umut verildi. “Bu düzen değişecek” denildi. Adaletin sadece saray koridorlarında değil; fabrikalarda, PTT şubelerinde, atölyelerde, tarlalarda da hissedileceği söylendi.
Milyonlarca insan o günlerde yalnızca bir siyasi partinin değil, halktan yana gerçek bir değişimin mümkün olduğuna inanmak istedi. Çünkü yıllardır yoksullukla, baskıyla, hukuksuzlukla boğuşan halk artık kendisini gerçekten anlayan bir muhalefet görmek istiyordu.
Fakat bugün gelinen noktada büyük bir siyasal çürüme ve güven kaybı ortaya çıkmıştır. Çünkü yıllarca demokrasi, hukuk ve adalet söylemleriyle siyaset yapanların önemli bir kısmı, halkın değişim talebi karşısında geri çekilmiş; koltuklarını halkın beklentilerinin önüne koymuştur.
Bu hayal kırıklığının merkezindeki isimlerden biri de Kemal Kılıçdaroğlu olmuştur. Yıllarca kendisini mağdurun, emekçinin ve ezilenin sesi olarak sunan bir siyasetçinin, seçim yenilgilerinin ardından halkın değişim çağrısına kulak vermek yerine siyasal pozisyonunu korumaya yönelmesi; milyonlar açısından ciddi bir güven krizine dönüşmüştür. Üstelik bugün ortaya atılan “mutlak butlan” tartışmaları da bu siyasal krizin en çarpıcı göstergelerinden biri haline gelmiştir. Çünkü halk şunu sormaktadır:
Yıllarca demokrasi, hukuk ve milli irade söylemleriyle siyaset yapanlar, neden şimdi parti içi tartışmaları hukuki teknikler ve “mutlak butlan” hesapları üzerinden şekillendirmeye çalışmaktadır? Halkın iradesiyle çözülmesi gereken meseleler neden masa başı hukuk oyunlarına indirgenmektedir?
“Mutlak butlan” kavramı hukuken bir işlemin baştan itibaren yok hükmünde sayılması anlamına gelir. Ancak siyasette bu kavramın sürekli gündeme taşınması, toplumun gözünde başka bir anlam yaratmaktadır:
Kaybedilen siyasal meşruiyeti hukuki tartışmalar üzerinden yeniden kurma çabası…
Oysa milyonlarca yurttaş için asıl mesele nettir:
Bir siyasi hareket halkın güvenini kaybetmişse, bunu hukuk terimleriyle değil siyasal özeleştiriyle çözmek zorundadır.
Bugün işçiler açlık sınırının altında yaşam savaşı verirken, gençler gelecek umudunu kaybederken, emekliler temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelirken; halk muhalefetten güçlü bir mücadele hattı beklemektedir. Ancak bunun yerine günlerdir koltuk hesapları, kurultay tartışmaları ve mutlak butlan senaryoları konuşulmaktadır.
İşte halkın öfkesi tam da buradadır.
Çünkü insanlar artık siyasetçilerin birbirleriyle olan iktidar kavgasını değil; kendi hayatlarına dokunan gerçek çözümleri görmek istemektedir. Emekçinin maaşı erirken, çiftçi borç altında ezilirken, gençler işsiz kalırken; siyasetin halktan kopup kendi iç hesaplaşmasına gömülmesi büyük bir tükenmişlik yaratmaktadır.
Daha düne kadar “hukuk yok” diyerek kilometrelerce yürüyenlerin, bugün siyaseti yalnızca hukuki manevralarla tartışır hale gelmesi toplumda ciddi bir samimiyet sorgulaması doğurmuştur. Çünkü demokrasi yalnızca seçim dönemlerinde halka umut dağıtmak değildir. Demokrasi; kaybedildiğinde sorumluluk almak, eleştiriye açık olmak ve halkın değişim talebine direnmemektir.
Bugün Türkiye’de milyonlarca insan artık şunu çok net görmektedir:
Sorun yalnızca iktidarın baskıcı politikaları değildir. Sorun aynı zamanda halkın beklentilerini tüketen, yenilgilerden ders çıkarmayan ve siyaseti halka rağmen şekillendirmeye çalışan muhalefet anlayışıdır.
Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelen eleştirilerin temelinde de tam olarak bu gerçek yatmaktadır. Çünkü insanlar artık büyük sloganlardan çok samimiyet görmek istemektedir. Adalet yürüyüşlerinde verilen sözlerin arkasında durulmasını istemektedir. İşçinin grevinde, memurun direnişinde, gençlerin gelecek kaygısında gerçekten halkın yanında duran bir mücadele görmek istemektedir.
Bu ülkenin emekçileri artık biliyor:
Sadece iktidarın değişmesi yetmez. Muhalefetin de kendi içindeki koltuk düzenini, siyasal kariyer hesaplarını ve halka rağmen sürdürülen anlayışı değiştirmesi gerekir. Çünkü halkın umudu hiçbir siyasi figürün kişisel geleceğinden daha değersiz değildir.
Ve tarih göstermiştir ki; halkın değişim talebine kulak tıkayanlar, bir süre sonra yalnızca kendi siyasal yalnızlıklarını büyütürler.
Bugün ihtiyaç duyulan şey; mutlak butlan tartışmalarıyla geçmişi kurtarmaya çalışan bir siyaset değil, halkın gerçek sorunlarına yönelen, emekçinin yanında duran, samimi ve mücadeleci bir halk muhalefetidir.
Evrensel'i Takip Et