Kulaklığın ucundaki görünmez kölelik ve Turkcell Global işçilerinin isyanı
Takım liderlerinin ekranlarına düşen uyarılar; anında mobbing, performans düşüklüğü gerekçesiyle savunma isteme, prim kesintisi ya da doğrudan işten çıkarma tehdidi olarak işçinin tepesine biniyor.
Mehmet Şerif Can
İletişim-İş Örgütlenme Uzmanı
Pandemi dönemiyle birlikte çalışma hayatına "büyük bir teknolojik devrim", "özgürlük" ve "konfor" ambalajıyla sokulan "evden çalışma" (home-office) modeli, çağrı merkezi işçileri için kısa sürede parıltılı bir yalandan ibaret olduğunu kanıtladı. Şirketlerin ofis kirası, elektrik, internet, su, iklimlendirme, temizlik ve hatta yemek gibi en temel işletme maliyetlerini tamamen işçinin sırtına yıktığı bu düzen, evleri birer sıcak yuvadan ziyade, yedi gün yirmi dört saat denetlenip gözetlenen birer açık cezaevine dönüştürdü. Bugün çağrı merkezi sektörü; saniyelerin hesaplandığı, tuvalet molalarının bile lüks sayıldığı, emeğin en vahşi ve rafine biçimde sömürüldüğü modern birer dijital fabrika bandıdır.
Ancak bu görünmez kölelik düzeni, her geçen gün derinleşen ekonomik kriz, yüksek enflasyon ve kurumsal şeffafsızlıkla birleştiğinde, işçilerin sabır taşını çatlatıyor. Bunun en somut, örgütlü ve kararlı örneği bugünlerde Turkcell Global Bilgi bünyesinde yaşanıyor. Kulaklığın ucunda yalnızlaştırılmaya, yalıtılmaya ve sessizleştirilmeye çalışılan işçiler, yapısal sektörel sömürüye karşı hakları için seslerini birleştiriyor, evlerin duvarlarını aşan ortak bir hat örüyor.
Fabrika Bandından Dijital Gözetime: Sektörün Yapısal Gerçeği
Çağrı merkezi sektörü, dışarıdan bakıldığında "klasik beden işçiliği içermeyen, plazalarda ya da ev konforunda bilgisayar başında yürütülen temiz bir iş" gibi pazarlansa da aslında Taylorist[1] üretim bandının dijital ortama kusursuzca ve çok daha acımasızca uyarlanmış halidir. Bir otomotiv fabrikasında işçinin hızı nasıl makinelerin dönme hızına ayarlanıyorsa, çağrı merkezi işçisinin yaşamı da önündeki ekrana otomatik olarak düşen çağrıların sıklığıyla belirlenir. İşçi, sistemin insafına kalmış bir robottan farksızdır; kulaklığı taktığı andan itibaren nefes alması dahi matematiksel formüllerle denetlenir ve cezalandırılır.
Bu sektörde işçi sınıfı literatürüne giren SLA (Hizmet Seviyesi Anlaşması) ve AHT (Ortalama Çağrı Süresi) gibi teknik terimler, işçinin tepesinde sallanan modern birer kırbaçtır. Bir çağrıyı müşteri memnuniyeti adına ya da sadece insani bir diyalog kurabilmek için birkaç saniye uzatmak, bir sonraki çağrıya geçişte beş saniye duraksamak ya da biyolojik bir ihtiyaç için tuvalete gitmek, sistemde anında "kırmızı alarm" olarak yanar. Takım liderlerinin ekranlarına düşen bu uyarılar; anında mobbing, performans düşüklüğü gerekçesiyle savunma isteme, prim kesintisi ya da doğrudan işten çıkarma tehdidi olarak işçinin tepesine biner.
Evden çalışma modeli, bu denetimi ve gözetimi azaltmamış, aksine daha sinsi ve yaşam alanlarına sızan bir boyuta taşımıştır. İşçiler bugün adeta dijital bir Panoptikon[2] hapishanesinin sakinleri haline getirilmiştir. Klavyeye basma hızını ölçen, bilgisayar başında geçirilen süreyi saniyelik kaydeden, anlık ekran görüntüleri alan casus yazılımlar; bazı şirketlerde yüz tanıma sistemleri ve sürekli açık kalması dayatılan kameralarla desteklenmektedir. İşçi, ekrandaki yöneticinin kendisini o saniye izleyip izlemediğini bilmez, ancak her an izlenebileceği korkusuyla evindeki koltukta bile robotlaşır. İşçinin en güvenli ve mahrem alanı olan evi, patronun her saniyesini gözetlediği, nefes alışverişini bile dinlediği bir üretim üssüne dönüştürülmüştür. İşçi, evindeyken bile sürekli izlendiği duygusuyla baş başa bırakılarak psikolojik bir ablukaya alınmaktadır.
Evlerin Gasbı, Esnek Çalışma ve Bedenin Sistematik Tahribatı
Esnek çalışmanın egemen kılınmasının getirdiği en büyük toplumsal tahribatlardan biri de "mesai" kavramının, yani sekiz saatlik iş gününün tamamen ortadan kaldırılmasıdır. Ev ve işyeri arasındaki fiziksel sınır ortadan kalktığı için işçiler "7/24 ulaşılabilir" birer nesne haline getirilmiştir. Vardiya bitse, bilgisayar kapatılma aşamasına gelse bile "Sistemde yoğunluk var", "Çağrı kuyruğu birikti", "Hattı kapatamazsın" denilerek ucu açık, çoğunlukla kayıtsız ve tabii ki ücretsiz fazla mesailer kalıcı bir çalışma biçimi haline getirilmiştir. İşçinin dinlenme zamanı, ailesine ayıracağı vakit, kısacası yaşamın kendisi esnek çalışma bahanesiyle patronlar tarafından gasp edilmektedir.
Bu amansız sömürünün ve bitmek bilmeyen performans dayatmasının işçi bedeninde ve ruhunda yarattığı hasar ise artık gizlenemez bir halk sağlığı sorunu boyutundadır. Günde 8 ila 10 saat boyunca, genellikle şirketler tarafından sağlanmayan ve ergonomik olmayan sandalyelerde, daracık masalarda sabit pozisyonda oturarak çalışmak; yirmili yaşlardaki genc işçilerde bile kronik bel ve boyun fıtıklarına, karpal tünel sendromuna, duruş bozukluklarına yol açmaktadır. Sürekli kulaklık kullanımı erken yaşta işitme kayıplarına ve bitmek bilmeyen kulak çınlamalarına neden olurken, durmaksızın ve nefes almaksızın konuşmak ses teli nodüllerini ve faranjiti meslek hastalığı haline getirmektedir.
Ancak fiziki çöküşten çok daha yıkıcı olanı, ruhsal tahribattır. "Hata yapma" korkusu, haksız müşteri hakaretlerine kurallar gereği boyun eğme zorunluluğu ve kesintisiz denetlenme hissi; ağır bir performans anksiyetesini, depresyonu ve panik atak nöbetlerini beraberinde getirmektedir. Çağrı merkezi işçileri, her sabah bilgisayarlarını derin bir mutsuzlukla, midelerine giren kramplarla açmaktadır. Sektör, genç ve nitelikli işgücünü adeta bir öğütücü gibi tüketip posasını dışarı atmaktadır.
Turkcell Global Bilgi’de Bardak Taştı: Promosyon ve Prim Sömürüsü
İşte çağrı merkezi sektörünün bu kronik, ağır ve yapısal sorunlarının üzerine binen güncel ekonomik adaletsizlik, Turkcell Global Bilgi çalışanlarını haklı bir isyana ve direnişe sürükledi. Türkiye’nin en büyük iletişim ve teknoloji devlerinden biri olan, her çeyrekte kârlılık rekorları açıklayan Turkcell’in çağrı merkezi ayağında, işçilerin aylardır dile getirdiği üç temel talebi bulunuyor:
● Gasp Edilen Banka Promosyonları: Milyarlarca liralık nakit akışını, devasa bütçeleri ve binlerce işçinin maaş hacmini yöneten Turkcell’in, bankalardan işçiler adına aldığı promosyonları şeffaf olmayan süreçlerle geçiştirmesi, eksik yatırması veya tamamen şirket kasasında tutması bardağı taşıran ilk damla oldu. İşçiler, kendi emekleri ve maaşları üzerinden bankaların ödediği bu hakkın tek bir kuruşunun bile şirkete bırakılmamasını, ödemelerin eksiksiz ve şeffaf şekilde kendilerine yapılmasını talep ediyor.
● Eriyen Ücretler ve Kırpılan Primler: Yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı karşısında taban ücretler asgari ücret seviyesine gerilemiş durumdadır. İşçilerin ev kirasını ödeyebilmek, geçinebilmek için bel bağladığı tek nefes borusu olan teşvik primleri ise akılalmaz, ulaşılamaz ve sürekli güncellenen yapay metriklerle sistematik olarak kırpılmaktadır. Şirket kârını katlarken, işçinin payına düşen reel ücret sürekli azalmakta, prim havuzu daraltılmaktadır.
● Süreklileşen Sektörel Baskı ve Mobbing: Hedefleri tutturmak, operasyonel başarı puanlarını yüksek göstermek adına amirlerin ve takım liderlerinin kurduğu psikolojik baskı; esnek çalışma saati bahanesiyle gasp edilen serbest zamanlar ve insani dinlenme haklarının tamamen yok sayılması.
Şirket yönetimi, işçilerin bu haklı isyanı, X (Twitter) veya diğer dijital platformlarda sansürlemeye, profesyonel halkla ilişkiler (PR) ajanslarının parıltılı duvarlarının arkasına gizlemeye çalışsa da işçilerin kendi imkanlarıyla ürettiği dijital içerikler, videolar ve sosyal medya eylemleri bu duvarları çoktan çatlatmış, kurumsal imaj makyajını akıtmıştır.
Yalnızlaştırmaya Karşı Sınıfın Örgütlü Yanıtı
Çağrı merkezi patronlarının esnek ve uzaktan çalışma modelini bu denli canhıraş savunmasının, bunu geleceğin çalışma biçimi olarak dayatmasının arkasında sadece lojistik ve operasyonel maliyetleri işçiye devretmek yatmıyor. Asıl stratejik ve sınıfsal amaç; işçiyi evine kapatarak yalnızlaştırmak, iş arkadaşlarıyla yan yana gelmesini, dertleşmesini, sorunların ortak olduğunu fark etmesini ve dolayısıyla ortak bir öfkeyi örgütlemesini engellemektir. Ofis ortamında yan yana çalışan, yemekhanede, sigara ve çay molasında birbirinin gözündeki yorgunluğu ve sömürüyü görüp dayanışma büyüten işçi sınıfı, evlere hapsedilerek yalıtılmak ve atomize edilmek istenmiştir.
Ancak Turkcell Global Bilgi işçilerinin bugünkü hamlesi, bu yalnızlaştırma politikasını darmadağın ediyor. Bu mücadele, sadece bir promosyon ya da prim mücadelesi değildir; çağrı merkezlerinde yaratılmak istenen "yalnızlaştırılmış, sendikasız, güvencesiz, hakkını aramaktan korkan yeni işçi" modeline karşı verilmiş güçlü bir sınıfsal yanıttır. İşçiler, evlerin kapılarını dijital ve fiziksel bağlarla, kurdukları dayanışma ağlarıyla kırarak İletişim-İş Sendikası çatısı altında yan yana geliyor.
Çağrı merkezi patronları iyi bilmelidir ki; evlere kapattığınız, kulaklıkların arkasına gizlediğiniz, saniyelerle, performans puanlarıyla ve işsizlikle tehdit ettiğiniz işçiler artık yalnız değildir. Turkcell Global Bilgi işçilerinin yaktığı bu çoban ateşi, tüm sektöre yayılan, kulaklıkları söküp atan bir güvenceli çalışma ve insanca yaşam mücadelesidir.
Dün fabrikalarda çarkları durdurarak, şalterleri indirerek tarihi yazan işçi sınıfı, bugün evlerinden o kulaklıkları çıkarıp masaya vurarak hakkını arıyor. Ve o kulaklıklardan artık patronların mobbing dolu emirleri, saniyeleri sayan mekanik sesleri değil; örgütlü işçilerin hep bir ağızdan haykırdığı o eski, köklü ve asla eskimeyen hakikat yükseliyor: "Birleşen işçiler yenilmez!"
Dipnotlar
[1] Taylorizm: Bir işin en küçük parçalarına ayrılması, her hareketin kronometreyle ölçülerek standartlaştırılması ve işçinin bir makine dişlisi gibi maksimum hızda çalıştırılması esasına dayanan bilimsel yönetim ilkeleridir.
[2] Panoptikon: Ortasında tek bir gözetleme kulesi bulunan ve çevresindeki tüm hücrelerin bu kuleden net bir şekilde görülebildiği dairesel bir hapishane modelidir. En büyük özelliği, mahkumun kuledeki gözlemciyi görememesi, dolayısıyla "her an izleniyor olabileceği" duygusuyla kendi davranışlarını sürekli denetlemek zorunda kalmasıdır.
Evrensel'i Takip Et