Mavi Vatan yasası: Emperyalist yeniden dizaynda pozisyon arayışı
Bölgede emperyalist yeniden dizayn girişimi sadece kara sınırlarını hedef almıyor, denizler üzerinde de mülkiyet kavgası şiddetleniyor.
Fotoğraf: Deniz Kuvvetleri Komutanlığı
Seyit Aslan
Atina – Türkiye medyasında “mavi vatan” kapsamında deniz hakları yetkisi ve kullanım alanlarına ilişkin bir kanun maddesinin hazırlandığına yönelik çeşitli haberler yapıldı. “Adalar için tarihi karar”, “Atina’yı korku sardı”, “Türkiye mavi vatan yasasına hazırlanıyor” gibi başlıklarla sunulan haberlerde Akdeniz ve Karadeniz’de kara sularının 12 deniz miline, Ege’de ise 6 mile çıkarılacağı; yeni kanun ile Türkiye’nin münhasır ekonomik bölge, balıkçılık ve koruma alanlarına ilişkin haklarının yasal statü altına alınacağı vurgulandı.
Yunanistan medyasında ise haberler tam tersi yönde oldu. “Mavi vatan, suların sakin kalmasına hizmet etmiyor”, “Mavi vatan yasa tasarısı gerginlik yaratıyor” vb. yorumlara yer verilerek Yunan hükümet yetkililerinin açıklamaları üzerinde duruldu.
Yunanistan, ABD ve İsrail ile ilişkilerine yatırım yapıyor
İki ülke arasında kıta sahanlığı, ekonomik münhasır bölge, gri bölgeler, adaların statüsü gibi bir dizi sorun uzun yıllardır mevcut. Ankara ve Atina yönetimleri bu sorunlara yönelik tek taraflı atılan adım ve politikaların “casus belli” yani savaş nedeni olarak değerlendirileceğini her fırsatta belirtiyorlar. Uluslararası veya bölgesel güç eksenleri içinde yer alarak emperyalist planların tarafı olunması ve uluslararası tekellerin çıkarlarıyla çakışan politikaların izlenmesi ise daha komplike bir durumun ortaya çıkmasına neden oluyor.
İsrail ve ABD’nin bölge ülkelerine yönelik savaş ve işgalleri, İran’a karşı başlatılan savaş, Suriye’deki yönetim değişikliği, İbrahim Anlaşmaları doğrultusunda Arap ülkeleriyle ABD-İsrail arasında yapılan anlaşmalar, Ukrayna-Rusya savaşı vb. bölgede ciddi denge değişikliklerinin olduğu ve olacağı anlamına geliyor. Yunanistan bu süreçte emperyalist yayılmacılık ve saldırı planlarına tam destek veren politikalar izliyor ve bu doğrultuda özellikle ABD ve İsrail ile olan ilişkilerini güçlendiriyor. Askeri iş birliği anlaşmaları, savunma sanayisi alanında atılan imzalar, başta Chevron olmak üzere uluslararası tekellere sunulan fırsatlar, yeni üslerin açılması ve kullanım olanaklarının genişletilmesi, Yunan egemen sınıflarının yeni konjonktürel durumdan pay kapma politikalarına yatırım yaptığını göstermektedir.
Türkiye’de iktidar pazarlık gücünü artırmaya çalışıyor
Bölgede oluşan dengeleri ve yayılmacılık politikalarının “stratejik” ortaklığına soyunarak fırsata çevirmeye çalışan Yunanistan karşısında elini güçlendirmeye çalışan Türkiye yönetimi ise bir yandan bağımlılık ilişkilerini geliştirir ve emperyalist egemenlik ve bölgenin yeniden dizayn edilmesi politikalarına dolaylı ve dolaysız destekler sunarken, pazarlık gücünü ve değerini artırmaya yönelik bir hamle olarak “mavi vatan” doktrinini yasal bir çerçeveyle kalıcılaştırmaya çalışıyor.
Şimdiye kadar deniz yetki alanlarına, münhasır bölge sorununa ve balıkçılık alanlarına ya da koruma alanlarına yönelik adımların atılmamış olması hükümetlerin beceriksizliğinden mi kaynaklanıyordu? Kuşkusuz hayır. Anlaşmazlık konusu olan meseleler ancak iki taraflı anlaşma ya da uluslararası anlaşmalar doğrultusunda çok taraflı katılımları öngörüyor. Bu konulardaki tek taraflı adımların destek bulması ya da uygulanabilir olması ise bütünüyle bölgede oluşan ve oluşacak olan emperyalist bağımlılık ilişkilerine bağlı durumda.
Her iki ülke yönetimi de her fırsatta deniz hakları ve uluslararası anlaşmalara atıfta bulunarak izlenen politikaların altını doldurmaya çalışıyor. Ancak öncelikle söylemek gerekir ki, emperyalist, kapitalist sistem içinde yapılan uluslararası anlaşma ve sözleşmeler yayılmacılığa, halkların sömürülmesine ve dolayısıyla egemenlik kurmaya meşruluk kazandırmak veya bu amaç etrafında bir uzlaşma yaratmak için gündeme getirilmiş anlaşmalardır. Yaşadığımız bölgede paylaşım kavgalarının artmış olması, doğal zenginliklerin işlenmesinin gündeme gelmesi; deniz ticaretindeki denge değişiklikleri, yeni enerji hatları ve projeleri emperyalist, kapitalist rekabeti sertleştirdi. Bu nedenle uluslararası anlaşmalar, daha çok “kılıf uydurma” ve “gerekçe yaratma”nın bir aracı durumundalar.
Dolayısıyla tek taraflı adım atmanın temel kriteri uluslararası tekellerle uyumlu politikalar izlemekten, paylaşım plan ve kavgalarının tarafı olmaktan; egemen eksen ve ittifaklar içinde yer almaktan veya askeri güç kullanmaktan geçiyor. Dolayısıyla Erdoğan Hükümetinin hazırlayacağı ve yasallaştıracağı bir yasanın uygulanabilirliğinin temel kıstası da aynı zamanda emperyalist politikalara bağlı kalıp kalmayacağı ve güç dengeleri içinde hangi eksende yer alacağı olacak. Geçerli kıstas tam da budur.
Denizler kimin ‘mülkü’?
Bugün dünyada denize kıyısı olan her ülkenin münhasır ekonomik bölge ilan etmesi durumunda ortaya çıkacak olan tablo, bu ülkelerin bütün denizlerin yüzde 35.8’ini kontrolleri altına almaları anlamına geliyor. Bu, balıkçılık yapılan alanların yüzde 90’ının, doğal kaynaklara sahip olduğu bilinen deniz alanlarının ise yüzde 87’sinin kapitalistlerin mülkü haline gelmesi demek. Bu nedenle denizler üzerindeki anlaşmazlıklar basit sınır anlaşmazlıkları değil, paylaşım kavgasının önemli unsurlarıdır.
“Mavi vatan” ya da Yunanistan’da öne sürülen Türkiye’nin “temel tehdit” olduğunu iddia eden “floros doktrini” vb. argümanlar aslında tekelci çıkarların, pazar kavgalarının, yayılmacı ve paylaşım politikalarının kılıflarıdır. Kıta sahanlıklarının ve sınırların BM kararıyla nasıl tahrip edildikleri, ulusal egemenliklerin nasıl rafa kaldırıldıkları biliniyor. Türkiye yönetimi Doğu Akdeniz ve Ege’de, ülkenin çıkarlarından taviz verilmeyeceğinden bahsederken, Yunanistan hükümeti de Yunanistan kara sularının AB kara suları ve dolayısıyla AB sınırı olduğu şeklinde açıklamalar yaparak, kıta sahanlığını 12 mile çıkarma tehditleri savuruyor. Mevcut durumda Ege Denizi’nin yüzde 43.5’i Yunanistan’a, yüzde 7.5’i Türkiye’ye ait. Yüzde 49’u ise uluslararası kara sular olarak kabul ediliyor. Yunanistan’ın kara sularını 12 mile çıkarması durumunda Yunanistan’ın kara suları yüzde 71.5, Türkiye’ninki yüzde 8.8 olacak. Uluslararası kara sular ise 19.7’e düşecek.
Yunanistan basını: Tasarı iç kamuoyuna
Yunanistan hükümetinin hazırlanan yasa tasarısının yayımlanmasını beklediğini ve içeriğine göre politika belirleyeceğini belirten Yunan medyası, tasarının daha çok iç kamuoyunu etkilemeye yönelik olduğu üzerinde duruyor. Erdoğan yönetiminin ekonomik sorunlar, muhalefetten duyulan rahatsızlık ve yargı operasyonlarının beklenen desteği bulmaması nedeniyle mavi vatan tasarısını gündeme getirdiği yorumları ağırlıkta. Yasa tasarısının uluslararası sözleşmeler ve Yunanistan’ın kırmızı çizgilerini aşmayacak yönde olduğu, ayrıca Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle de yürürlüğe girmesinin olası olduğu belirtiliyor.
Basında üzerinde çok durulan konulardan biri ise “gri bölgeler.” Medyada bu soruna ilişkin kaygı verici yorumların yapıldığı, Erdoğan yönetimi yetkililerinin de bu yorumları yalanlamadıklarına dikkat çekiliyor.
Ne Yunan kamuoyunda ne basında ne de Yunan hükümetinin açıklamalarında bir panik havası var. Dışişleri Bakanı Yorgos Petridis “İç kamuoyuna yönelik ve uygulanabilirliği yok” açıklaması yaptı.
Evrensel'i Takip Et