Tunçbilek’te madencilerin direnişi sürüyor: Yeraltında ölüme gönderiliyoruz
Kütahya Tunçbilek’teki Egetaş Kömür İşletmesi işçileri iş bırakma eyleminin 10. gününde. Yaklaşan bayram öncesi çocuklarına bayramlık bile alamadıklarını belirten madenciler: Çalışmak istiyoruz ama bile bile ölüme gönderilmek istemiyoruz.
Fotoğraf: Berivan Özkara/Evrensel
Berivan Özkara
Kütahya- Kütahya’nın Tunçbilek beldesinde bulunan Egetaş Kömür İşletmesi işçileri, aylardır ödenmeyen ücretleri, geriye dönük hak kayıpları, ağır çalışma koşulları ve iş güvenliği eksikliklerine karşı başlattıkları direnişin 10. gününde mücadeleyi sürdürüyor. Türkiye Maden-İş Sendikasından ayrılarak Genel Maden İşçileri Sendikasına (GMİS) geçen işçiler, 13 Mayıs’tan bu yana iş bırakma eyleminde. Evrensel olarak direniş alanını işçileri ziyaret ettik, yeraltındaki çalışma koşullarını ve yaşadıkları hak gasplarını konuştuk.
Bayram yaklaşıyor ama…
Direnişteki işçiler özellikle aylardır düzensiz yatan maaşların ve ödenmeyen haklarının yaşamlarını nasıl çıkmaza sürüklediğini anlattı. Bir işçi, geçen ay ücretlerinin ayın 20’sinde yatması gerekirken 29’una kadar beklediklerini, bu ay ise ödeme gününün geçmesine rağmen yine ödeme yapılmadığını söyledi. Geriye dönük zam farklarının, kömür yardımlarının ve çeşitli hak edişlerin yaklaşık bir yıldır ödenmediğini anlatan işçiler, bayram öncesi yaşadıkları geçim sıkıntısının daha da ağırlaştığını dile getirdi.
Direniş alanında konuştuğumuz işçilerden biri, evli ve küçük bir çocuk sahibi olduğunu söyleyerek “Eve ekmek götürememek, çocuğuna bayramlık alamamak bir baba için çok ağır” dedi. İşçiler, yaklaşan Kurban Bayramı nedeniyle yaşadıkları sıkıntının daha görünür hale geldiğini anlatırken Türkiye’nin dört bir yanında insanların bayram hazırlığı yaptığını, kendilerinin ise maden önünde hak mücadelesi verdiğini söyledi. Bir işçi, “Herkes çoluğunun çocuğunun elinden tutup bayram alışverişine çıkıyor, biz burada 10 gündür direniyoruz” derken bir başkası, “Belki çocuklarımıza bayramlık bile alamayacağız” sözleriyle yaşadıkları tabloyu özetledi.
Yeraltında güvenlik yok, üretim baskısı var
Madenciler yalnızca hak gasplarını değil, yeraltındaki ölümcül çalışma koşullarını da anlattı. İşçiler; yangın ya da göçük anında kullanılmak üzere verilen oksijenli ferdi kurtarıcı (OFK) maskelerinin işlevsiz olduğunu, olası bir faciada içeride hayatta kalma şanslarının bulunmadığını söyledi. Bir işçi, “Maskeleri takıp kurtulma ihtimalimiz yok, tamamen ölüme terk ediliyoruz” derken iş güvenliği önlemlerinin büyük ölçüde göstermelik olduğunu ifade etti. İşçiler ayrıca ocakta ambulans bulunmadığını, herhangi bir iş kazasında yaralıların pikaplarla hastaneye taşındığını aktardı.
Çalışma saatlerinin önce 8 saat olduğunu, daha sonra yasal olarak 6 saate düşürüldüğünü ancak aynı üretim baskısının sürdüğünü söyleyen işçiler, “8 saatte yapılan işin 6 saate sığdırılması isteniyor” dedi. Üretimi yetiştiremediklerinde ise tutanak tehdidiyle karşı karşıya kaldıklarını belirten işçiler, üç tutanağın işten atılma anlamına geldiğini ifade etti. Sürekli baskı altında çalıştıklarını söyleyen işçilerden biri, haklarını aramaya başladıklarında kendilerine “vatan haini” diye yaftalanıp hakarete uğradıklarını ve “Defolup gidin” sözleriyle karşılaştıklarını anlattı.
“Bile bile ölüme gitmek istemiyoruz”
Madenciler, tüm baskılara rağmen geri adım atmayacaklarını söylüyor. Taleplerinin açık olduğunu belirten işçiler; ödenmeyen haklarının verilmesini, iş güvenliği önlemlerinin eksiksiz sağlanmasını ve insanca çalışma koşullarının oluşturulmasını istiyor. Direniş alanında en çok tekrar edilen cümle ise süreci özetler nitelikte: “Biz çalışmak istiyoruz ama bile bile ölüme gönderilmek istemiyoruz.”
Fotoğraf: Berivan Özkara/Evrensel
“Bu sömürü yılların birikimi”
Genel Maden İşçileri Sendikası Ege Bölge Şube Örgütlenme Daire Başkanlığı Sorumlusu Gürsel Köse, yaşananların bir günlük ya da birkaç aylık bir sorun olmadığını, yıllardır biriken sömürünün sonucu olduğunu söyledi. Köse; işçilerin yıllardır sendikalı olarak çalıştığını, yetkili sendika tarafından 2025-2027 yıllarını kapsayan toplu iş sözleşmesi imzalandığını ancak sözleşmeden doğan hakların uygulanmadığını belirtti. İşçilerin uzun süre hem işverene hem de önceki sendikalarına başvurduğunu fakat hiçbir sonuç alamadığını anlatan Köse, sorunun yalnızca ücretler olmadığını vurgulayarak yeraltındaki çalışma koşullarına dikkat çekti.
Tarihi geçmiş maskeler, delik çizmeler...
“Arkadaşlarımız yerin 300, 500 metre altında çalışıyor” diyen Köse, işçilere verilen maskelerin son kullanma tarihlerinin geçmiş olduğunu, birçok koruyucu ekipmanın ise kullanılamaz halde bulunduğunu söyledi. Çizmesi delinen işçinin yenisini istediğinde “Bununla idare et” cevabı aldığını aktaran Köse, işçilerin çoğu zaman eldivenini ve çizmesini kendi cebinden almak zorunda kaldığını ifade etti. “Böyle bir çalışma düzeni olabilir mi?” diye soran Köse, yıllardır süren baskı ve sömürünün ardından işçilerin “Bıçak kemiğe dayandı” diyerek sendika değiştirdiğini anlattı.
“İş bırakma eylemi yasal hakkımızdır”
İşçilerin Genel Maden İşçileri Sendikasına üye olduktan sonra sorunlarını birlikte değerlendirdiklerini belirten Köse, 13 Mayıs’ta başlayan iş bırakma eyleminin tamamen yasal bir hak olduğunu söyledi. 4857 sayılı İş Kanunu’na dikkat çeken Köse, işçinin ücretinin 20 günden fazla gecikmesi halinde iş yapmama hakkını kullanabileceğini hatırlatarak şunları söyledi: “Arkadaşlarımız bugün anayasanın, yasaların ve uluslararası sözleşmelerin verdiği hakkı kullanıyor. Biz işverene defalarca söyledik; işçilerin alacaklarını ödeyin, çalışma koşullarını düzeltin, insanlar insanca çalışsın. Biz burada mankenlik yapmıyoruz. Sorunlar çözülürse arkadaşlarımız işbaşı yapacak. Ama işveren hâlâ ‘Burası benim, ne dersem o olur’ anlayışıyla hareket ediyor. Bu ülkenin yasası var, hukuku var. İşçiler kimsenin kölesi değil. Biz Genel Maden-İş olarak emek sömürüsüne izin vermeyeceğiz. Bu mücadele başarıya ulaşana kadar da buradayız.”
Evrensel'i Takip Et