‘Tuvalete gittiği için’ işten atıldı, kanser olduğunu öğrendi: 'Emeklilerin hâli bu, geçinmek değil idare etmek'
30 yıl forklift operatörlüğü yapan emekli Ahmet, yetmeyen maaşı nedeniyle yeniden işe girdi. İşten “lavaboya fazla gidiyor” diye çıkarıldıktan sonra kanser olduğunu öğrendi. Şimdi hem hastalıkla hem de geçim derdiyle mücadele ediyor.
Fotoğraf: Pexels
Eylem Nazlıer
[email protected]
İstanbul’un Esenyurt ilçesinde bir apartman dairesinde yaşayan Ahmet, emekliliği yıllarca “nefes almak” olarak hayal etti. Otuz yıl boyunca fabrikalarda forklift operatörü olarak çalıştı. Sabah karanlığında servis bekledi, mesailere kaldı, ağır işlerde çalıştı. Emekliliğinde, yıllarca verdiği emeğin karşılığını alacağını düşündü. Şimdi ise aldığı maaşla ne mutfağını doldurabiliyor ne de hastalığını gerektiği gibi tedavi ettirebiliyor.
Ahmet üç yıl önce emekli oldu. Ama emekli olduğu gün yeniden iş aramaya başladı. Çünkü iki çocuğu üniversitede okuyordu, bir çocuğu ise işsizdi. Evleri kira değildi ama o bile yetmedi: “Emekli olduktan sonra dinleneyim diyemedik. Çocuklar okuyordu, mecbur çalışacaktık.”
Bir ambalaj fabrikasında işe giriyor. Emeklilik maaşının yetmediği yerde bedenini yeniden üretim bandına koyuyor. Ancak kısa süre sonra vücudu alarm vermeye başlıyor. Sürekli karın ağrısı çekiyor. Sık sık tuvalete gidiyor. Ama çalışmaya devam ediyor. Çünkü başka seçeneği yok. İş yerindeki kameralar her hareketini izliyor. Lavaboya fazla gittiği gerekçesiyle işten çıkarılıyor: “Bizi kameradan sürekli izliyorlardı. Lavaboya çok gidiyorum diye çıkardılar. O zaman kötü oldum ama şimdi düşünüyorum da iyi olmuş. Çıkarmasalardı doktora gitmeyecektim. Karın ağrısını iş stresindendir diyordum.”
"İşten atıldıktan sonra kanser olduğumu öğrendim"
İşten çıkarıldıktan sonra doktora gidiyor. Önce kalp rahatsızlığından şüpheleniliyor. Ardından genel cerraha sevk ediliyor. Yapılan tetkiklerin ardından kanser teşhisi konuluyor. Şimdi günlerinin büyük bölümü hastanelerde geçiyor. Ama çalışamadığı her gün, eve daha büyük bir borç olarak dönüyor.
“Şu an evde yatıyorum. Çalışamıyorum. Ama geçinemiyoruz. Mecbur yine iş arıyoruz” diyor. İş başvurusu yaptığı yerlerde sağlık kontrolünden geçemediğini anlatıyor: “Muayenede ortaya çıkıyor. ‘Kanser hastasısın, seni çalıştıramayız’ diyorlar. Peki ben ne yapacağım?”
Bu sorunun cevabı yok.
"Kredi kartı olmasa aç kalırız"
Ahmet’in maaşı ayın ilk günlerinde tükeniyor. Maaş hesabının sürekli ekside olduğunu söylüyor: “Maaş yatıyor, direkt kredi kartına gidiyor. Asgarisini yatırıyoruz, sonra tekrar eksiye düşüyoruz. Kredi kartı olmasa ay sonunu getiremeyiz.”
Kanser hastalarının sağlıklı beslenmesi gerektiğini biliyor. Ama pazarda fiyatlara bakınca eve eli boş döndüğünü anlatıyor: “Nerede sağlıklı besleneceğiz? Meyve yok, et yok, balık yok. Domates, patates alıyoruz ancak. Önceden 5 kilo domates alıyorduk, şimdi 1 kilo alamıyoruz. Sayılı alıyoruz, her şeyden. Akşam pazara gidiyoruz, ucuz ne kaldıysa onu topluyoruz. Ucuzsa alıyoruz artık. Başka şansımız yok. Et desen zaten hayal oldu. Balık alamıyoruz. Tavuk bile zor.”
"Kahvede çay bile içemiyoruz"
Kırmızı eti yalnızca Kurban Bayramı’nda birilerinin getirmesiyle yiyebildiklerini söyleyen Ahmet, emekliliği anlatırken en çok “gezememekten” değil, en basit şeyleri bile yapamamaktan söz ediyor: “Kahvede bir çay içemiyoruz artık. Yeni kıyafet almayalı altı yıl oldu. Emekli olmadan önce almıştım. Hala onları giyiyorum.”
Tatile en son yıllar önce çalıştığı iş yeri tarafından gönderildiğinde Didim’e gitmiş. Ondan sonra hiçbir yere gitmemişler. Memlekete bile gidemediklerini söylüyor. Bugün onları ayakta tutan tek şeyin evlerinin kira olmaması olduğunu söylüyor Ahmet. Çünkü Esenyurt’ta kiralar emekli maaşını geçmiş durumda. Kendi evleri olmasa sokakta kalacaklarını söylüyor. Ama ev sahibi olmak da hayatlarını kurtarmıyor. Çünkü maaş faturalarla eriyor: “Su 2 bin lira geliyor. Doğal gaz 3 bin lira. Elektrik ayrı. İnternet 900 lira. Telefon faturası 700-800 lira. Bir ekmek 20 lira olmuş. Beş kişiyiz. Günde 5 ekmek yesen 100 lira. Ayda sadece ekmek 3 bin lira yapıyor. Daha hiçbir şey yemeden. 30 yıl çalıştık karşılığı bu mu?”
"Otuz yıl köle gibi çalıştık"
Ahmet yıllarca fabrikalarda çalışmış. Ağır işlerde çalıştığını anlatıyor. “Otuz yıl köle gibi çalıştık. Ben emekli olmadan önce emekli maaşı asgari ücretin üstündeydi. Şimdi asgari ücretin altında kaldı.”
Emeklilerin artık yaşamaktan çok “idare etmeye” çalıştığını anlatıyor:
“Parkta oturuyoruz. O bana bakıyor, ben ona bakıyorum. Emeklilerin hali bu. Geçinmek başka bir şey, yaşamak başka bir şey. Biz artık yaşamıyoruz. Otuz senenin hakkını versinler yeter. Başka bir şey istemiyoruz.”
Evrensel'i Takip Et