Beypazarı’nda Doruk Madencilik işçileri direnişi anlattı: 'Hak verilmez, alınır'
Doruk Madencilik işçileri, 17 gün süren direnişin kendilerini değiştirdiğini anlattı. Ankara yürüyüşünden polis barikatlarına kadar yaşadıkları süreci aktaran işçiler, “Hak verilmez, alınır” diyerek örgütlü mücadelenin önemine dikkat çekti.
Sevim Saylam
[email protected]
Ankara — 17 gün boyunca hakları için mücadele eden Doruk Madencilik işçileriyle Beypazarı’nda buluştuğumuzda bizi yorgun ama dimdik duran bir kalabalık karşıladı. Günlerce Ankara yollarında yürüyen, polis barikatlarının önünde bekleyen, maaşlarını ve haklarını almak için direnen işçilerin anlattıkları yalnızca bir ücret mücadelesini değil; değişen hayatları, dönüşen insanları ve birlikte mücadelenin yarattığı dayanışma bilincini de ortaya koyuyor.
Kimi ilk kez bir eylemin içinde yer almış, kimi hayatında ilk kez kilometrelerce yürümüş. Ancak hepsinin ortak cümlesi aynı: “Bu mücadele bize çok şey öğretti.”
İşçilerden biri ise direnişin kendilerini nasıl değiştirdiğini şu sözlerle anlatıyor: “Başlarken hepimiz vasıfsız birer işçi olarak başladık ama şu an hepimiz artık bilinçli birer işçiye dönüşmüş vaziyetteyiz.”
“Hak verilmez, alınır”
İşçiler, mücadele sürecinin kendilerine Türkiye’de hakların ancak örgütlü mücadeleyle kazanıldığını öğrettiğini söylüyor. Bir işçi, “Sendikal dayanışma ve birlikte hareket etmenin ne olduğunu öğrendik. Hakkın Türkiye’de maalesef verilmeyip alınmak zorunda kalındığını gördük” diyor.
Direnişi “kutsal bir mücadele” olarak tanımlayan işçiler, emek ve alın teri için mücadele ettiklerini ifade ediyor: “Emek var işin içinde, alın teri var. İnsanlar birleşip hareket ettiğinde yapamayacakları hiçbir şey yok.”
Maden işçilerinin Ankara’ya yürüdükleri günleri anlatırken yüzlerde hem gurur hem de öfke var. Davayı kazandıkları için mutlu olduklarını söyleyen işçiler, haklarını bu şekilde almak zorunda bırakıldıkları için ise üzgün olduklarını ifade ediyor.
“Artık bir eylem görünce korkmuyoruz”
Direniş öncesinde eylemlerden çekindiklerini anlatan bir işçi, yaşadıkları sürecin kendilerine cesaret verdiğini söyleyerek, “Önceden bir grev ya da eylem görünce yanaşmaya çekinirdik. Ama bundan sonra nerede bir polis barikatı, nerede bir eylem görsem ilk önce ben koşarım artık” dedi.
İşçiler, direniş boyunca yalnızca hak aramayı değil, “dik durarak yürümeyi” öğrendiklerini anlatarak, “Evden işe, işten eve giden insanlardık. Grevi biliyorduk ama böylesini bilmiyorduk. Dik durarak yürümeyi öğrendik” diyor.
“Çocuklarımız maaşı soruyordu”
Direnişin en ağır yüklerinden birini aileler taşımış. Özellikle Ramazan ayında yaşanan ekonomik sıkıntılar evlerde derin iz bırakmış. İki çocuk sahibi bir işçinin eşi, çocuklarının her gün maaşı sorduklarını anlatırken sesi titriyor:
“Çocuklarımız sürekli ‘Anne babam duymasın, babam çok üzülüyor. Biz babama nasıl destek olabiliriz?’ diye soruyordu. Çok zor bir Ramazan geçirdik.”
“Evden greve zorlandık”
İşçiler, süreç boyunca önceden örgütlü oldukları sendikanın (T. Maden İş) kendilerini pasif kalmaya yönlendirdiğini de anlatıyor. “Bizi hep ‘Evinizde durun, dışarı çıkmayın’ diyerek engellemeye çalıştılar. Biz eylemi evden yapıyorduk” diyen işçiler, mücadelede en büyük desteği Bağımsız Maden İş Sendikası’ndan gördüklerini söylüyor.
“Bakışımız değişti, özgüvenimiz geldi”
Direnişin ardından hayata bakışlarının değiştiğini anlatan işçiler, artık kendilerine daha çok güvendiklerini söylüyor. Bir işçi Ankara yürüyüşünü gülümseyerek şöyle anlatıyor:
“Hayatta o kadar yolu yürüyemem sanıyordum. Hatta bir arkadaşımız dedi ki ‘Ben araba almayı düşünüyordum ama Ankara’ya yürüdüm. Artık araba almıyorum.’”
Beypazarı’nda işçilerle yapılan sohbetten geriye yalnızca bir direniş hikâyesi kalmıyor. Aynı zamanda yıllarca “evden işe, işten eve” sıkışmış insanların nasıl yan yana geldiği, nasıl değiştiği ve hak mücadelesi içinde yeniden kendilerini bulduğu da görülüyor.
Evrensel'i Takip Et