14.05.2026 00:15 / Güncelleme: 00:17

Beraat eden BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen: Şimdi sıra birleşik bir işçi cephesini inşa etmekte

57 günlük tutukluluğun ardından beraat eden Mehmet Türkmen gazetemize konuştu: "Şunu bilsinler, Antep’in patronları ne kadar güçlü olursa olsun, işçilerin birleşik gücü o barajları da cezaevi duvarlarını da yıkacak."

Beraat eden BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen: Şimdi sıra birleşik bir işçi cephesini inşa etmekte

Fotoğraf: Evrensel

Elif Ekin Saltık
[email protected]


Gaziantep Başpınar Organize Sanayi Bölgesi, Türkiye’nin en büyük üretim havzalarından biri olmasının yanı sıra, işçi haklarının en çok ayaklar altına alındığı modern kölelik merkezlerinden biri. Bu sömürü çarkına karşı işçilerin yanında saf tutup, Gaziantep’te tekstil patronlarının huzurunu kaçırdığı gerekçesiyle hedef alınan BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen, önceki gün görülen duruşmada beraat ederek özgürlüğüne kavuştu. Tahliyesinin üzerinden henüz 24 saat geçmeden sendika binasında bir araya geldiğimiz Türkmen, söze doğrudan bundan sonrası ile başlıyor. Mehmet Türkmen, cezaevinde geçirdiği 57 günü bir kayıp değil, biriktirme süreci olarak görüyor: “İçeride ya da dışarıda olmamız, bu devasa sömürü çarkının karşısındaki duruşumuzu değiştirmez. Aksine, dünkü beraat kararı ve kapıdaki o coşkulu kalabalık gösterdi ki biz bitti demeden bu kavga bitmez. Şimdi ekmek kavgasını, hürriyet kavgasıyla birleştirme zamanıdır.”

Geçen yıl ev hapsi, bu yıl 1 Mayıs’ta cezaevi... Bu tutuklama ve beraat sürecini genel olarak nasıl değerlendiriyorsun? Mahkemede Şireci patronuna yönelik sözlerin de çok tartışıldı. Nedir bu işin arkasındaki gerçek tablo?

Asıl amaç, sendikamızın öncülüğünde büyüyen ya da büyüme ihtimali olan işçi mücadelesinden duyulan korkudur. 2023 şubat ayında Başpınar’da 30 fabrikada yaşanan grev dalgasını hatırlayın, o dönem valilik yasakları ve asker barikatlarıyla işçilerin önüne set çekilmişti. Bu yıl da benzer bir kaygıyla hareket ettiler. Özellikle tekstil sektöründe yaşanan daralma ve işten atmalar, faturanın işçiye kesildiği bir süreç yaratıyor. Sırma Halı (Şireci) fabrikasındaki hak gasplarına karşı ses çıkardığımızda, Başpınar’ın sözü ikiletilmeyen patronlarının şikayetiyle düğmeye basıldı.

Resen soruşturma açtıklarını söylüyorlar ama bu aslında bir utancın perdelenmesidir. Kamuoyunda “Patron şikayet etti, sendikacı tutuklandı” tepkisinden çekindikleri için resen diyorlar. Oysa biz içeriden biliyoruz, Şireci patronlarının rahatsızlığı üzerine bu dosya hazırlandı. Savcılar benim ifademi alırken suçlamayı “Halkı yanıltıcı bilgiyi yaymak” olarak değiştirdiler. Hangi cümlem yalan, hangi cümlem suç belli değil.

‘Kenti yöneten bir patron oligarşisi var’

Savunmanda bu kentin yargı ve mülki amirlerinin patronların hizmetinde olduğunu belirttin. Antep’te yargı nasıl bir işlev görüyor?

Ben o konuşmamda Antep’te sakat kalan, ölen işçilerden bahsediyorum. Eğer savcılar gerçekten kamu adına hareket etseydi, “Bu işçiler nasıl ölüyor?” diye patronlara hesap sorardı. Ama Ankara’da Bakanlık önünde yaptığım çok daha sert konuşmalar suç sayılmazken, Antep’te Şireci’nin önünde konuşunca tutuklanıyorum. Bu kentte bir patron oligarşisi var. Kenti yönetenlerin, kaynakları dağıtanların ve yargının bir kısmı bu güce göre yönleniyor. Bir sendika başkanı bir patronun telefonuyla gözaltına alınabiliyor ama yüzlerce işçinin ölümüne sebep olan bir patron ifadeye bile çağrılmıyor. Bu duruşma, bu oligarşik yapıyı bir kez daha teşhir etmiştir.

Sendikal mücadele üzerinde bir korku iklimi yaratmayı hedefledikleri açık. Sence bu baskılar amacına ulaştı mı?

Mücadeleyi tamamen engelleme şansları yok. Ben 30 yıldır bu kentte işçi sınıfı mücadelesinin içindeyim, bizi sınadıkları kadar tanıdılar. Ben içerideyken BİRTEK-SEN her gün duraklardaydı, fabrika önlerindeydi. Aksine, bu süreç dayanışma duygusunu geliştirdi. Ama dürüst olmak gerekirse, bu baskıların işçi üzerinde anlık geri çekilmeler yarattığını kabul etmek lazım. Örgütsüz işçi, işini kaybetme veya hapse girme korkusuyla bir süre izlemeye geçebiliyor. Ancak bu kalıcı bir korku değil, daha güçlü bir örgütlülüğe olan ihtiyacın birikmesidir. İşçiler artık bu baskıları aşacak bir birlikten başka çareleri olmadığını görüyor.

‘Sendikal bürokrasi, işçi hareketinin en büyük prangasıdır’

Türkiye işçi hareketinin parçalı ve dağınık yapısına çokça dikkat çekiliyor, 2000’li yılların başından bu yana yaşanan bu gerilemeyi neye bağlıyorsun ve BİRTEK-SEN bu tabloda nerede duruyor?

Aslında Türkiye’de uzunca bir süredir işçi sınıfı içinde, hükümetin ekonomik politikalarına karşı biriken devasa bir öfke var. Bunu küçük direnişlerde, yerel grevlerde görüyoruz. Ama sorun şu, bu öfke bir türlü güçlü, istikrarlı ve birleşik bir harekete dönüşemiyor. Bunun en temel nedeni, 2000’lerin başından itibaren sendikalardaki mücadeleci mevzilerin çok zayıflamış olmasıdır. Sendikaların ana gövdesi bugün ne yazık ki fazlaca bürokratik bir yapıya dönüştü. İşçinin iradesinin yansımadığı, sadece genel merkezlerde koltuk koruma derdinde olan bir sendikal anlayış hakim.

Bir diğer neden ise hafızasızlık. Bugünkü işçi kuşakları, yakın tarihin o büyük mücadele deneyimlerinden, hafızasından koparıldı. İşte BİRTEK-SEN tam burada bir seçenek olarak duruyor. Biz sadece tekstil işçisinin temsilcisi değiliz, biz o bürokratik duvarları yıkan, tabanın söz ve karar sahibi olduğu bir hattın temsilcisiyiz. İşçi, sendikasını bir “yardım kuruluşu” ya da “avukatlık bürosu” gibi görmemeli, sendikasını sömürüye karşı tek kalesi ve kavgayı örgütleyeceği meclisi olarak görmeli. Bizim sendikacılığımız, işçiyi sadece aidat ödeyen bir üye değil, kavgayı yöneten bir özne haline getirmeyi hedefler.

‘Birleşik mücadele bir lüks değil, hayatta kalma meselesidir’

Sık sık senin dile getirdiğin “Birleşik mücadele hattı” vurgusu çok merkezi bir yer tutuyor. Dağınık direnişleri ortak bir hatta birleştirmenin nesnel koşulları sence bugün Türkiye’de mevcut mu?

Bugün işçi sınıfı, belki de cumhuriyet tarihinin en büyük saldırısıyla karşı karşıya. Ücretlerin bu kadar baskılandığı, kazanılmış hakların bu denli tehdit altında olduğu başka bir dönem hatırlamak zor. İktidarın uyguladığı ekonomi politikaları, faturayı doğrudan işçinin boğazına kesiyor. Bu saldırganlık karşısında tek tek fabrikalarda kazanmak çok zorlaştı. Artık hiçbir sendika, hiçbir iş kolu bu saldırıyı tek başına püskürtemez.

Birleşik mücadele bir lüks değil, zorunluluktur. Antep’teki tekstil işçisinin ücret zammı talebiyle, İstanbul’daki motokuryenin iş güvencesi talebi aynı krizin ürünüdür. Bizim görevimiz, bu mücadele odaklarını asgari bir hatta birleştirmektir. Nedir o hat? İşçi sınıfının en hayati ve en acil talepleri etrafında yan yana gelmek. Bakın, ben tutuklandığımda bin civarında sendikacı dayanışma gösterdi; dün mahkeme kapısında onlarca farklı sendikadan temsilci vardı. Bu, Türkiye’de sınıf sendikacılığını esas alan potansiyelin ne kadar diri olduğunu gösteriyor. Ekmek kavgası hürriyet kavgasıyla birleşmek zorundadır. İşçiler ancak kendi hürriyetlerini, ekmeklerini korumak için birleştiğinde gerçek bir güç olur. Biz BİRTEK-SEN olarak bu birleşik mücadele cephesinin bir bileşeni, lokomotifi olmaya devam edeceğiz.

‘Haziran kongresi bir hamle dönemi olacak’

Peki, bundan sonraki yol haritanız nasıl şekillenecek? BİRTEK-SEN’in yeni iddiaları neler?

BİRTEK-SEN, tekstil işçilerinin kalıcı birliğini yaratmak için yola çıktı. Önümüzdeki haziran ayında ikinci olağan kongremizi gerçekleştireceğiz. Bu kongre bizim için sıradan bir genel kurul değil, yeni bir hamle dönemi olacak. Evet, önümüzde baraj denilen, yetki denilen yasal engeller var. Bu yasalar zaten işçi örgütlenmesin diye patronların ricasıyla çıkarılmış. Ama biz son 4 buçuk yılda gösterdik ki, toplu sözleşme yapma yetkimiz olmasa bile bu iş kolundaki grev ve direnişlerin yüzde 90’ında BİRTEK-SEN’in emeği ve öncülüğü var.

Yeni dönemde hedefimiz sadece Antep, Urfa ya da Malatya değil artık; Türkiye’nin batısında da tekstil ve dokuma sanayinin yoğun olduğu her havzada BİRTEK-SEN tabelasını asmak değil, BİRTEK-SEN’in mücadele çizgisini fabrikaların içine sokmak. Tekstil sektörü ciddi bir daralma yaşıyor, son 3 yılda 450 bin istihdam kaybı var. Patronlar “kriz var” diyerek işçinin tazminatına çöküyor. Biz bu tasfiye sürecine karşı işçinin tek güvencesi olacağız. Kongremizle birlikte profesyonel, daha yaygın ve daha militan bir örgütlenme ağını hayata geçireceğiz.

‘Biz bitti demeden bu kavga bitmez’

Size destek veren işçilere ve kamuoyuna bir mesajınız var mı?

Dün mahkeme kapısında beni bekleyen o coşkulu kalabalık, aslında bu operasyonun neden başarısız olduğunu gösterdi. Bizi hapsetmekle, sendika başkanını tutuklamakla binlerce işçiye gözdağı vereceklerini sandılar. Ama sonuç ne oldu? Dayanışma büyüdü. Ben tahliye olmadım, daha güçlü bir mücadele azmiyle fabrikaların önüne dönmek üzere yola çıktım. Şunu bilsinler, bu kentin patronları ne kadar güçlü olursa olsun, işçilerin birleşik gücü o barajları da cezaevi duvarlarını da yıkacak. Mücadele şimdi, daha kararlı ve daha birleşik bir şekilde yeniden başlıyor.

Mahkemede dinlenmeyen tanıklar: Parmağım ne zaman çıkacak baba?

Mahkemede dinlenmesi istenen ama kabul edilmeyen iki işçi tanık vardı. Kimdi bu arkadaşlar ve ne anlatacaklardı?

Mustafa Akurt ve Mustafa Tomurcuk... İkisi de iş kazası geçirmiş, uzuvlarını kaybetmiş işçiler. Mustafa Akurt’la 2010’daki tarihi Çemen direnişinde tanışmıştık. Sonrasında elini kaybetti, 10 yıldır tazminatını alacak muhatap bulamıyor. Diğer Mustafa ise Akınal Sentetik’te elini makineye kaptıranlardan sadece biri.

Onun anlattığı bir hikaye vardır, hiç unutmam: “Çocuğumun elini tutamıyorum, bana sürekli ‘Baba parmakların ne zaman çıkacak?’ diye soruyor” derdi. Mahkeme bu tanıkları dinlemedi çünkü bir işçinin elini kaybetmesinin ne anlama geldiğinin duyulmasını istemiyorlar. Benim tutuklanma gerekçem olan Şireci’deki iş kazası dosyasında bile takipsizlik kararı vermişler. Deliller karartılmış, makineler temizlenmiş ama savcı patronun personel müdürünün beyanını yeterli bulmuş. İşte adalet bu.

Cezaevleri Başpınar işçileriyle dolu

Cezaevindeki gözlemlerin de oldukça çarpıcıydı. ‘Cezaevi Başpınar işçileriyle dolu’ dedin. Neden yoksullar ve işçiler orada?

Kaldığım koğuşlarda pek çok insanla tanıştım. Yarısından fazlası Başpınar işçisiydi. Uyuşturucu suçu çok yaygınlaşmış. Ama içeride hiç büyük baron yok. Hepsi torbacı ya da içici dedikleri yoksul gençler. Bu insanları bu illete iten koşullar var, geçinememek, geleceksizlik... Bir kaynak işçisiyle kaldım mesela, o içeride olduğu için 11-12 yaşındaki oğlu okulu bırakıp tekstile girmek zorunda kalmış.

İşçi sınıfı için eğer örgütlü bir mücadele yoksa, geriye iki seçenek kalıyor: Ya köle gibi çalışıp peygamber sabrı gösterecek ya da suça bulaşacak. Cezaevleri ise rehabilitasyon merkezi değil, bir öfke biriktirme alanı. 25 metrekarede 65 kişinin tek tuvaletle yaşadığı, hijyenin olmadığı bir yerden bahsediyoruz. Bu sistem suçun önüne geçmiyor, suçu ve öfkeyi büyütüyor.

13.05.2026 20:18 / Güncelleme: 20:52

Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri: '12. yılında Soma'nın acısını yaşamaya devam ediyoruz'

Ankara’da Soma’nın 12. yılında yapılan açıklamada, katliamın özelleştirme ve denetimsizlik politikalarının sonucu olduğu vurgulandı; davadaki cezalar “ödül gibi” sözleriyle eleştirildi.

Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri: “12. yılında Soma'nın acısını yaşamaya devam ediyoruz”

Fotoğraf: Doğa Baybuğa / Evrensel

13.05.2026 14:46

Icardi'nin Galatasaray'da kalma şartı ortaya çıktı

Galatasaray, sözleşmesi sezon sonunda bitecek Mauro Icardi için yeni kontrat hazırlığında. Sarı-kırmızılıların Mauro Icardi’ye 1+1 yıllık yeni sözleşme teklif etmeyi planladığı öne sürüldü.

Icardi'nin Galatasaray'da kalma şartı ortaya çıktı

Fotoğraf: AA

13.05.2026 14:27

CHP'nin yeni miting adresi açıklandı: 109'uncu miting Balıkesir'de

CHP’nin “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinglerinin 109’uncusu 17 Mayıs Pazar günü saat 16.00'da Balıkesir Kuvayı Milliye Meydanı’nda yapılacak.

CHP'nin yeni miting adresi açıklandı: 109'uncu miting Balıkesir'de

Fotoğraf. CHP

13.05.2026 17:36

Filipinler Senatosu'nda silah sesleri

Filipinler Senatosu'nda en az 10 el silah sesi duyulduğu belirtildi. Senato Başkanı Alan Peter Cayetano da sosyal medya hesabından "Burası Filipinler Senatosu; söylenene göre saldırı altındayız." dedi.

Filipinler Senatosu'nda silah sesleri

Fotoğraf: DHA

13.05.2026 16:43

TMMOB'dan Soma katliamının yıldönümü açıklaması: 'Her yıl yaklaşık 7 Soma faciası yaşanıyor'

Soma Katliamı’nın 12. yılında açıklama yapan TMMOB Maden Mühendisleri Odası, iş cinayetlerinin yapısal bir sorun olmaya devam ettiğini belirterek, "Sermayenin taleplerini değil, can kayıplarını önlemeyi esas alın" dedi.

TMMOB'dan Soma katliamının yıldönümü açıklaması: "Her yıl yaklaşık 7 Soma faciası yaşanıyor"

Temsili | Fotoğraf: Mehmet Orak/Pexels

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!