Geçmişten bugüne NATO zirveleri: Emperyalist savaş politikalarının yol haritası
NATO zirveleri, emperyalistlerin bir araya gelerek Dünya’yı nasıl kana bulayacaklarına karar verdikleri ve halklara yapılan ya da yapacakları saldırılara meşruiyet kazandırmaya çalıştıkları zirvelerdir.
Fotoğraf: Evrensel
Sinan ÖZGÜR
ODTÜ
Kuruluşu itibariyle tarihte işçi sınıfının iktidarda olduğu ilk devlet olan Sovyetlere karşı kollektif savunma örgütü olarak tanımlayan NATO, İşçi sınıfının geçici yenilgisinden sonra SSCB’nin dağılmasıyla beraber varlık nedeni 1990'lı yıllarda yapılan zirvelerde tartışma konusu oldu.1990’lardan itibaren düzenlenen NATO zirveleri ise örgütün yalnızca varlığını sürdürmeyen, aksine yeni tehdit tanımları üzerinden askeri müdahale kapasitesini genişlettiğini gösterdi.
1991 Roma
Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinde gerçekleşen Roma Zirvesi’nin en önemli çıktısı yeni Stratejik Konsept belgesinin kabul edilmesiydi. Bu belge ile NATO, artık anlayışını Sovyetlerin askeri tehdide dayalı yapıdan çıkararak daha geniş kapsamlı tehditlere yöneltti. Artık etnik çatışmalar, siyasi istikrarsızlıklar, ekonomik krizler ve devlet otoritesinin çökmesi de güvenlik tehdidi olarak değerlendiriliyordu. Bu dönüşüm özellikle de Yugoslavya’nın dağılmasıyla Balkanlar’da gerçekleşen çatışmalar ile doğrudan bağlantılıydı. Bu karar ile birlikte NATO, artık Avrupa’daki istikrarsızlıkları kendi lehine yönetmeye çalışan bir örgüt haline geldi.
1999 Washington
NATO’nun 50. Yılında gerçekleşen Washington Zirvesi 1990’lı yıllarda Yugoslavya’nın parçalanması sürecinde Bosna ve Kosova üzerinden yürütülen müdahalelerle, NATO’nun “savunma ittifakı” sınırlarını fiilen aşmasına neden olduğu atmosferde gerçekleşmişti. Washington Zirvesi ise bu fiili dönüşümü resmî stratejiye dönüştürdü. NATO 1990’lu yıllar boyunca Doğu’ya doğru genişlemeye başladı, yeni askeri görev alanları tanıdı, kriz yönetimi, insani müdahale ve istikrar operasyonu gibi kavramları güvenlik doktrinine ekledi. Bunları ekleyerek kendi müdahale alanının genişlemesini meşrulaştırmaya çalıştı. Bosna Savaşı sırasında NATO ilk kez doğrudan askerî operasyon yürüttü. Ancak asıl kırılma 1999 Kosova müdahalesi oldu. NATO Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden açık bir savaş yetkisi almadan Yugoslavya’yı bombalamaya başladı. Bu kritik bir eşikti, çünkü NATO ilk kez üye olmayan bir devlete karşı büyük çaplı saldırı düzenledi. 78 gün süren bombardımanlarda altyapı, köprüler, televizyon merkezleri, enerji tesisleri hedef alındı. Çok sayıda sivil yaşamını yitirdi. NATO’nun askeri teknolojik omurgasının ABD merkezinde şekillendiği bu zirvenin en önemli ideolojik sonucu olan “insani müdahale” maskesi, daha sonraki pek çok operasyona da meşru zemin oluşturdu.
2004 İstanbul
Washington Zirvesi nasıl “müdahale hakkını” doktrin haline getirdiyse, İstanbul Zirvesi de bu müdahaleciliğinin sınırlarının Ortadoğu’ya genişlediği zirvedir. NATO, İstanbul Zirvesi ile birlikte Avrupa-Atlantik savunma örgütü kimliğini daha da aşarak Ortadoğu, Körfez, Kafkasya ve Karadeniz hattında kalıcı güvenlik mimarisi kurmaya yöneldi.
11 Eylül saldırıları sonrası ABD; saldırıları yalnızca bir güvenlik tehdidi değil, küresel askerî müdahalelerin meşruiyet zemini olarak kullanarak 2001’de Afganistan’ı ve 2003’te Irak’ı işgal etti. ABD ve NATO’nun Ortadoğu’nun pek çok yerine üs açtığı bu dönemde gerçekleşen İstanbul Zirvesi, bölgenin enerji hatlarını kullanmak isteyen ve Balkanlar’dan Ortadoğu’ya genişlemek isteyen emperyalistler için önemliydi. Bu zirvede kurulan İstanbul İş Birliği Girişimi, zengin doğal kaynaklara sahip körfez ülkelerini de NATO ağına entegre etmeyi amaçlıyordu.
2026 Zirvesine Giderken
Görüldüğü üzere NATO zirveleri, emperyalistlerin bir araya gelerek Dünya’yı nasıl kana bulayacaklarına karar verdikleri ve halklara yapılan ya da yapacakları saldırılara meşruiyet kazandırmaya çalıştıkları zirvelerdir. Yapılan her zirve dünya halklarını sömürü çarkına daha da itmiştir ve fakirleştirmiştir. 2025 NATO Zirvesi’nde savunma harcamalarının GSYH’nin %2’sinden %5’ine çıkarılması kararı, savaş sanayisine ayrılan kaynakların büyütülmesi anlamına gelirken ekonomik yükü de halkların omuzlarına yüklemektedir. Türkiye için bu yaklaşık 66 milyar dolarlık askerî harcamaya karşılık gelmektedir.
2026 Zirvesinin hazırlığı için daha şimdiden 11.5 Milyar TL harcanması da zirvelerin ekonomik yükünün boyutunu bizlere gösteriyor. Özellikle de ABD-İsrail siyonist ittifakının İran’a müdahalesinin olduğu koşullarda gittiğimiz 2026 NATO zirvesi de tıpkı diğerleri gibi halklara sefalet ve ölüm sunacaktır. Bizlere düşen görev ise NATO'ya ve emperyalist savaşlara karşı mücadele alanlarımızı büyütmektir.
(Genç Hayat)
Evrensel'i Takip Et