09.05.2026 18:43 / Güncelleme: 19:57

Ayrıştırmalara karşı bağımsız ve demokratik Türkiye mücadelesinde birleşelim!

ODTÜ Bahar Şenlikleri'nde bir grubun bayrak istismarıyla giriştikleri saptırma ve kışkırtma eylemi, şenliğin ve Devrim Yürüyüşü'nün tüm değerlerine gölge düşürme amacıyla ortaya çıktı.

Ayrıştırmalara karşı bağımsız ve demokratik Türkiye mücadelesinde birleşelim!

Fotoğraf: Evrensel

Hüseyin Aslan

ODTÜ Bahar Şenlikleri onlarca yıldır öğrencilerin, mezunların, emekçilerin ve öğretim görevlilerin baharı birlik, mücadele ve dayanışma içerisinde karşılamalarına ev sahipliği yapıyor. Herhangi bir şenlikten ayırt edici yönü arkasında hiçbir sermaye gücü olmadan, maddi çıkar gözetmeden birçok bileşenin ortak emeğiyle düzenleniyor olması. Tam da bu nedenle defalarca kez engellenmek istendi. Başarılamayınca sermaye gruplarının alanına dönüştürülmeye çalışıldı. Ancak ODTÜ öğrencileri başta olmak üzere tüm bileşenler bu girişimleri boşa çıkardı. Neticede bu özgürlük alanı uzun yıllara yayılan mücadelelerin kazanımıyla şekilleniyor. Şenliğin bir diğer önemli özelliği de programın bir gününde ’68 hareketinin mirası olan ‘Devrim’ yazısının bir yürüyüşün ardından mumlarla yeniden yazılması. Yürüyüş aynı zamanda üniversite bileşenlerinin taleplerini, isteklerini ve özlemlerini dile getirdikleri; coşku ve neşeyle kendilerini ifade ettikleri bir alan oluyor. Bu yıl 37’ncisi düzenlenen şenlikte devrim yürüyüşü Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ve Deniz Gezmiş’in idamlarının yıldönümü olan 6 Mayıs’ta planlandı. Binlerce öğrenci “emperyalizme ve faşizme karşı Denizlerin yolunda eşitlik, özgürlük ve sosyalizm için” ana pankartının arkasında yürüdü. Ne var ki bir grubun bayrağın istismarıyla giriştikleri saptırma ve kışkırtma eylemi şenliğin ve Devrim Yürüyüşünün tüm değerlerine gölge düşürme amacıyla ortaya çıktı.

Yürüyüşün başından itibaren yuhalama ve ıslıklarla harekete geçen grup, İlkay Akkaya konserinde dozunu arttırarak devam etti. Neyi yuhalıyorlardı? Son sözleri “Yaşasın bağımsız Türkiye” sloganı olan Denizlerin portrelerinin en önde taşındığı yürüyüşü. Yıllardır bu topraklarda söylenen halk türkülerini. Hatta bin bir emekle şenliği düzenleyen, yaşanan olayın ardından ‘birlik olalım’ konuşması yapan toplulukları. Bu güruhun amacının bayrağa sahip çıkmak olmadığı görülmeli. Nitekim yürüyüşte, stadyumda ve olay sonrasında bayrakların olması bir sorun teşkil etmedi. Önceki yıllarda da etmemişti. Belirli görüntülerin servis edilmesi, sosyal medyanın bir algı ağı için kullanılması ve iktidarın elinde tekelleşmiş medya son derece çarpıtılmış bir tablo ortaya çıkardı. Oysa olay yaşandıktan dakikalar sonra, bayrakların da olduğu stadyumda binlerce öğrenci Çav Bella söylüyordu. Ne var ki son derece hazırlıklı ve hedefli bir şekilde başlatılan bu olay, devamındaki operasyonlar başka bir amaca hizmet ediyor. Biraz daha kapsamlı ve yakından ele alalım.

Ülkemiz ve dünya oldukça kırılgan, kritik bir süreçten geçiyor. ABD emperyalizmi ve Siyonist İsrail temsil ettikleri sermaye gruplarının çıkarları için tüm dünyayı kana bulamayı göze almış durumda. İşbirlikçi Saray rejimi emperyalist-Siyonist saldırganlığın payandası. Öyle ki Ortadoğu’da tırmanan gerilimin, İran’a yönelik saldırıların komuta merkezi Kürecik üssü. Diğer üsler de lojistik merkezi olarak ABD’nin emrinde. Yakın zamanda Erdoğan dünyanın en büyük sermayesini yöneten Blackrock’ın CEO’su ile görüştükten hemen sonra peş peşe yeni maden sahaları ilan edildi. Sadece birkaç hafta içinde Zonguldak büyüklüğünde bir alan uluslararası sermayeye peşkeş çekildi. MESEM projeleriyle çocuklar ve gençler, İşkur projeleriyle üniversiteliler sömürünün cehennem ağzının içine itiliyor. Kısaca, ülkenin yer altı ve yer üstü kaynakları yağmaya açılıyor. Ekonomik, askeri ve politik bağımlılık hiç olmadığı kadar artmış. Emekçi halkın çocukları da bu düzene kurban ediliyor. Diğer yandan desteğini yitiren iktidar seçilmiş belediye başkanlarını tutukluyor. Sendika başkanlarını, gazetecileri hukuksuzca tutsak ediyor. Maaşını alamayan madenciye, toprağını koruyan köylüye, kadın cinayetleri durdurulsun diyenlere kolluk zorbalığıyla cevap veriyor. Bu çürümüş düzenden zehirlenmeyi reddeden, gidişata çomak sokan kim varsa hak-hukuk tanımadan ezmeye girişiyor. Tam da böyle bir dönemde halkın manevi değerlerini ve duygularını istismar ederek böyle organizasyonlar tertipleyenler kime/neye hizmet ediyor? Öğrencileri fişleyen, gözaltıları önceden haber veren bu anlayışın amacı ne? Ülkenin emperyalistlere peşkeş çekilmesine ses çıkarmayanlar, gençliğin geleceği için mücadelesinin önünü tıkayanlar da aynıları. Demek ki dertleri ne bu ülke ne de geleceği. Aksine bu ülkenin çıkarları için sürdürülen mücadelenin sabote edilmesi...

Bir yanda Filistin halkının yanında savaşmış, ülkedeki her türlü yabancı varlığı son bulsun diye yurtsever devrimci bir mücadele vermiş, eşit ve özgür bir Türkiye özlemiyle fedakar ve cesurca dövüşmüş Denizlerin yolunda yürüyenler var. Diğer yanda Gazze’nin işgal planını uygulayan kurula Trump tarafından dahil edilen Erdoğan’ın temsil ettiği düzen... Bu düzenin temsilcileri, ülkedeki sermaye terörü önünde hiçbir engel olmadan yol alabilsin diye canla başla çalışıyor. Üniversite şenliğini dahi bozuşturmaya çalışanların yolu burası. Kökleriyse geride... AKP-Erdoğan’ın eski ortağı Gülen’in içinden çıktığı ‘Komünizm ile Mücadele Derneklerinden Erdoğan ve arkadaşlarının yetiştiği MTTB’ye (Milli Türk Talebe Birliği); Ülkü Ocaklarından dini cemaat ve tarikatlara kadar “dinci” ve “Türkçü” çevreler ABD emperyalizmi ve NATO’nun arkasında saf tutuyorlardı. Dolayısıyla bugün devlet olanakları ve kontrgerilla taktikleriyle tertiplenen bu operasyonların özü yarım asırlık bir bağımlılık ve işbirlikçiliğe dayanıyor.

Bu gruplar bir süredir neredeyse her hak alma mücadelesinde aynı tarzla ortaya çıkıyorlar. Hiç olmazsa mücadele edenleri karalama kampanyaları yürütüyorlar. Kadınların eylemleri, gençlerin protestoları, işçilerin grevleri dahi bozuşturulmaya çalışılıyor. Bu grupların özel bir çabası kendilerini bağımsızmış gibi göstermek olsa da Zafer Partisi ve İYİP gibi oluşumlarla ilişkileri açık. Bu partiler ise yakın zamana kadar göçmen düşmanlığından, mültecilere yönelik saldırılardan, Kürt halkına kin ve nefret yaymaktan başka bir şey bilmiyordu. Şimdi de Türkiye’de yapılacak NATO zirvesine karşı yürüyen, ülkelerinin tam bağımsızlığını isteyen gençleri bayrak düşmanı olarak göstermeye çalışmaları boşuna mı? ODTÜ’ye bayraklarımızla yürüyelim çağrısıyla kapısına dayanıldıktan sonra kin ve nefret kusan açıklamaların ardından son derece aşağılık küfürleri slogan halinde atanlar mı vatanperver? Özerk ve demokratik yapısıyla bilimsel üretimin ve özgür düşüncenin merkezi olan üniversitelerde bunların hiçbirine zerre yer olamaz. Ama zaten iktidar üniversiteleri biat eden, kalifiye/ara eleman yetiştiren, bilimsel içeriği tümüyle boşaltılmış kurumlar haline getirmek istediğinden ölüm tehditleri ve küfürlerle üniversite kapılarına dayanılmasını da sorun etmiyor.

Tarih tekrar etmez ancak benzerlikler taşır. Türkiye tarihinde işçilerin, gençlerin ve kadınların mücadelesinin benzer kışkırtma ve saptırmalarla bölündüğü birçok örnek var. Öyle ki bu nefret politikalarının üzerinden katliamlar dahi organize edildi. Bugün de faşist uygulamalarla sermaye terörünün önündeki engelleri kaldırmak isteyen Saray rejimine hizmet eden her türlü eylem işçilerin ve gençliğin karşısındadır. Hem emekten, gençlikten ve ülkeden yana hem de işbirlikçi kapitalistlerden yana olunmaz. Hem NATO’cu hem yurtsever olunmaz. Hem ülkenin güvenliğinden yana hem de yayılmacı-savaşçı politikalardan yana olunmaz. Bu topraklarda emeğiyle geçinen halkların çıkarlarına değil emperyalist-Siyonist işbirlikçilere uşaklık edenler ortada. Bırakalım ülkenin yağmalanmasına karşı mücadele etmeyi her fırsatta ABD-İsrail ile işbirliğini aklıyorlar. Gerçek ayrımların üzerini örten, aynı sorunları yaşayıp aynı özlemleri duyan emekçilerin ve gençlerin bölünmesini amaç edinenler halkın gerçek düşmanlarıdır. Zalim ve kurnazca örülen bu tuzak emekçileri ve gençliği bölüp parçalayarak karşı karşıya getirmeyi amaçlamaktadır. Halkın manevi değerleri ya da inançları hiçbir zaman devrimcilerin hedefinde olmamıştır ve olamaz. Hassasiyetler hep egemenler tarafından istismar edilmiştir. Kendi değerlerine sahip çıkmak isteyen emekçiler, gençler ve kadınlar bu değerlerin ve inançların bu kirli burjuva siyasetinin malzemesi haline getirilmesine izin vermemelidir.

Ülkemiz önemli bir eşikte. Ya Saray rejimi her tarafından patlayarak tüm pisliğini etrafa saçan bu düzeni ne pahasına olursa olsun sürdürecek ya da eşit ve özgür, tam bağımsız ve demokratik bir Türkiye için daha ileri atılacağız. Bu ülkenin gerçek yurtseverlerinin, devrimcilerinin açtığı yol belli. Birlik, mücadele ve dayanışmaya nefes kadar ihtiyaç duyulurken başta işçiler olmak üzere ezilen tüm kesimler birbirine bu uyanıklıkla kenetlenmelidir.

(Haber Merkezi)
09.05.2026 15:15 / Güncelleme: 15:28

Türkiye’de çöl tozu alarmı: Sahra kaynaklı toz taşınımı 10 gün etkili olacak

Kuzey Afrika’dan gelecek çöl tozu taşınımının yaklaşık 10 gün boyunca Türkiye genelinde etkili olması bekleniyor. Uzmanlar, özellikle büyükşehirlerde hava kalitesinin düşeceğini belirterek kronik hastalığı olan yurttaşları uyardı.

Türkiye’de çöl tozu alarmı: Sahra kaynaklı toz taşınımı 10 gün etkili olacak

Fotoğraf: Matt Palmer/Unsplash

09.05.2026 14:16 / Güncelleme: 14:55

Örgütlenme hakkına ve ifade özgürlüğüne sahip çıkma çağrısı: Mehmet Türkmen’in duruşması 12 Mayıs’ta Antep’te görülecek

BİRTEK-SEN, tutuklu Genel Başkan Mehmet Türkmenin 12 Mayıs’taki duruşması öncesi örgütlenme hakkı ve ifade özgürlüğüne sahip çıkma çağrısı yaptı. Çok sayıda sendika temsilcisi ve milletvekili duruşmaya katılacak.

09.05.2026 13:50

Bu hafta ne oldu? (9 Mayıs 2026)

Enflasyon ilk 4 ayda hedefe dayandı, asgari ücret eridi, patron kârları katlandı. İsrail’e mühimmat sağlayan şirketler SAHA EXPO’da ağırlandı, baskılar sürdü. Refah değil, eşitsizlik büyüdü.

09.05.2026 18:32

Eğitim Sen İstanbul Üniversiteler Şubesi: İstanbul Üniversitesi'nde liyakatin yerine sadakat esas alındı

Eğitim Sen İstanbul 6 No'lu Üniversiteler Şubesi, İstanbul Üniversitesi ve Cerrahpaşa'da gerçekleştirilen görevde yükselme sınavlarında başarılı olanların mülakatla elenmesine tepki gösterdi: “Liyakatin yerine sadakat esas alındı”

Eğitim Sen İstanbul Üniversiteler Şubesi: İstanbul Üniversitesi'nde liyakatin yerine sadakat esas alındı

 Fotoğraf: İBB Basın Bülten

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!