07.05.2026 00:15

1 Mayıs’ın gösterdiği tablo: Birleşme ihtiyacı ve parçalanmışlık çıkmazı

1 Mayıs’ın gerçek anlamı işçi sınıfının ne ölçüde birleşebildiğinden anlaşılır. Bu nedenle İstanbul 1 Mayıs’ını değerlendirirken esas alınması gereken, sınıf hareketinin bütünlüklü durumu ve ve bu durum içinde öne çıkan eğilimlerdir.

1 Mayıs’ın gösterdiği tablo: Birleşme ihtiyacı ve parçalanmışlık çıkmazı

Fotoğraf: Evrensel

Deniz Tezel
Emek Partisi İstanbul İl Yöneticisi

1 Mayıs, tarihsel olarak burjuvazi ile işçi sınıfının güçlerini birbirine karşı sınadığı bir gün olmuştur. Bu nedenle egemen sınıflar açısından ya yasaklanması ya bölünmesi ya da etkisizleştirilmesi gereken bir gündür. İşçi sınıfı açısından ise tersine, birleşmenin, örgütlenmenin ve mücadeleyi büyütmenin en ileri biçimde ifade edildiği günlerden biridir. Bu çelişki, her 1 Mayıs’ta yeniden kendini gösterir. Bugün de durum farklı değildir. Marx’ın ortaya koyduğu gibi, “Ekonomik koşullar, başlangıçta emekçi yığınları bir sınıf haline getirir. Sermayeye karşı mücadele içinde bu yığın birleşir ve kendisi için bir sınıf haline gelir.” 1 Mayıs, bu dönüşümün en görünür olduğu günlerden biridir. 2026 İstanbul 1 Mayıs’ında ortaya çıkan tablo da bu açıdan anlamlıdır. İş yerlerinden başlayan hazırlıkların karşılık bulduğu ölçüde bu eğilim güçlenmiş, ancak parçalanmış yapı bu sürecin ileriye taşınmasını sınırlamıştır.

2026 1 Mayıs sürecinin ortaya koyduğu tablo

2026 İstanbul 1 Mayıs’ına giderken dikkat çeken en önemli yön, 1 Mayıs’ın bir güne sıkıştırılmaması ve haftaya yayılan bir hazırlık sürecinin örgütlenmesi yönünde ortaya konan bilinçli hattı. Fabrikalarda, depolarda, atölyelerde yürütülen çalışmalar, işçilerle kurulan doğrudan temas, yerel düzeyde yapılan çağrılar bu hattın somut ifadeleri oldu. Bu yönelim, işçi sınıfının devrimci partisinin uzun süredir savunduğu, 1 Mayıs’ı iş yerlerinden başlayarak örgütleme ve yaygınlaştırma çizgisinin güncel bir uygulaması olarak şekillendi. Taleplerin iş yerlerinde tartışılması, 1 Mayıs’a bu taleplerle gidilmesi, üretim alanlarından başlayan bir hazırlığın örgütlenmesi, bu hattın temel unsurları olarak öne çıktı. Bu çabaların karşılıksız kaldığını söylemek mümkün değil. Ülkenin birçok yerinde yapılan kutlamalar, yeniden açılan alanlarla ve işçilerin kendi talepleriyle alanlara çıkması, bu çizginin belirli ölçülerde karşılık bulduğunu göstermektedir.

Ancak İstanbul özelinde tablo daha karmaşıktır. İstanbul, işçi sınıfının en yoğun olduğu ve 1 Mayıs’ın en güçlü biçimde hissedildiği merkezdir. Bu nedenle burada ortaya çıkan tablo, yalnızca yerel bir durum değil, genel eğilimleri anlamak açısından da özel bir önem taşımaktadır. 2026 İstanbul 1 Mayıs’ı da bu açıdan çelişkili bir görünüm ortaya koymuştur. Bir yandan iş yerlerinden ve sanayi havzalarından yürütülen çalışmaların yarattığı birikim, işçilerin talepleriyle alana yönelme eğilimi ve yerellerdeki hazırlıkların etkisi hissedilmiştir. Öte yandan bu birikimin birleşik ve güçlü bir çıkışa dönüşmesini engelleyen bölünmüşlük ve dağınıklık tabloya damgasını vurmuştur. Başta sendikal merkezlerin tutumu olmak üzere, İstanbul’da ortak, birleşik ve kitlesel bir 1 Mayıs yönünde bir irade ortaya konulamamıştır. Farklı konfederasyonların ve sendika yönetimlerinin ayrı yönelimleri, işçi sınıfının gücünün tek bir merkezde toplanmasının önüne geçmiştir. Buna çeşitli siyasal çevrelerin ayrı çağrıları ve farklı alanlara yönelimi de eklenince, parçalı tablo daha da derinleşmiştir. Böylece İstanbul’da ortaya çıkan tablo, bir yandan işçi sınıfının birleşme ihtiyacını ve buna dönük eğilimi açığa çıkarırken, diğer yandan bu eğilimin önünde duran sendikal ve siyasal engelleri de somut biçimde görünür kılmıştır.

Sendikal bürokrasinin bölücü ve etkisizleştirici rolü

2026 1 Mayıs sürecinin en belirleyici unsurlarından biri, sendikal bürokrasinin tutumu olmuştur. Türk-İş ve Hak-İş’in İstanbul’dan kaçınarak Edirne ve Bursa gibi merkezleri tercih etmesi, yalnızca bir alan tercihi değil, sınıfsal bir tutumdur. İstanbul’da yapılacak birleşik ve güçlü bir 1 Mayıs’ın yaratacağı etkinin bilincinde olan bu konfederasyonlar, işçi sınıfının birleşik bir güç olarak görünmesini engelleyen bir yönelim sergilemiştir. Bu durum, sendikal bürokrasinin sermaye ile kurduğu ilişkinin bir sonucudur. Sendikalar, işçi sınıfının örgütleri olmaktan çıkarılıp bürokrasi eliyle işçileri denetleme ve pasifleştirme araçlarına dönüştürülmüştür. Bu nedenle 1 Mayıs gibi kritik bir günde, işçilerin birleşmesini değil, bölünmesini kolaylaştıran bir rol oynamaktadırlar.

Öte yandan DİSK ve bağlı sendikaların çağrıları ve tutumu da bu tablo içinde ayrı bir başlık olarak ele alınmalıdır. İşçileri başka illere taşıyan değil İstanbul merkezli bir çağrı yapılmış olsa da bu çağrının örgütlü olduğu fabrika ve iş yerlerinde ne ölçüde sistemli ve yaygın bir hazırlıkla desteklendiği tartışmalıdır. Birçok iş kolunda hazırlıkların sınırlı kaldığı, talepler etrafında birleşik bir hattın örülmesinin ve üretimden gelen gücün harekete geçirilmesine dönük adımların yeterince güçlü biçimde örgütlenemediği görülmüştür. Bu durum, yapılan çağrılarla ortaya çıkan pratik arasındaki mesafeyi büyütmüştür. Mitinglerde öne çıkan talepler ve kürsülerin içeriği de bu durumu doğrulamaktadır. İşçilerin en yakıcı taleplerinden biri olan ek zam talebinin geri plana itilmesi, buna karşılık daha “yönetilebilir” taleplerin öne çıkarılması, yalnızca Türk-İş ve Hak-İş bürokrasisinin değil, genel olarak sendika konfederasyonlarının sınıf mücadelesini sınırlayan eğilimlerini göstermektedir. İşçilerin konuşmalar başlar başlamaz alanı terk etmesi, sendika yönetimlerine duyulan güvensizliğin boyutunu açık biçimde ortaya koymaktadır. Bu durum, yalnızca bir tepki değil, aynı zamanda sendikal hareketin içinde bulunduğu krizin bir ifadesidir.

Sendikal bürokrasi, taban basıncı ve mücadele ihtiyacı

2026 1 Mayıs’ı, işçi hareketinin hem potansiyelini hem de sınırlarını bir arada göstermiştir. Ülkenin birçok yerinde yapılan kitlesel kutlamalar, işçi sınıfının mücadele eğiliminin canlı olduğunu ortaya koymaktadır. Aynı zamanda bu mücadelenin henüz birleşik ve süreklilik kazanmış bir karaktere kavuşamadığı da açıktır. İşçiler, taleplerini dile getirme ve bu talepler etrafında harekete geçme konusunda kararlıdır. Ancak bu eğilimin birleşik ve etkili bir mücadeleye dönüşmesinin önünde ciddi engeller bulunmaktadır. Sendikal bürokrasinin sınıf hareketi üzerindeki denetimi bu engellerin başında gelmektedir. Bunun yanı sıra siyasal parçalanmışlık ve örgütsüzlük de önemli bir rol oynamaktadır. İşçiler açısından sendikalar, sermayeye karşı mücadelenin temel ve vazgeçilmez örgütlenme alanları olmaya devam etmektedir. Ancak bu alanın bürokratik bir kast tarafından tutulması, işçilerin kendi talepleri doğrultusunda birleşik bir mücadele geliştirmesini sınırlamaktadır.

Bununla birlikte süreç tamamen tek yönlü ilerlememiştir. İşçilerden ve bazı sendika şubelerinden gelen müdahaleler, bu tablo içinde dikkat çekici bir başka yönü oluşturmuştur. Türk-İş’e bağlı bazı sendikaların İstanbul’dan kaçınarak Edirne’ye yönelmesine karşı, İstanbul’daki kimi şubelerin bu karara rağmen İstanbul’da 1 Mayıs’a katılma yönünde tutum alması ve Türk-İş Konfederasyonunun da bu basınç karşısında İstanbul’a katılım yönünde açıklama yapmak zorunda kalması, tabandan gelen basıncın somut bir sonucu olmuştur. Bu tutum, işçi sınıfının birleşik bir 1 Mayıs ihtiyacının sendika bürokrasisinin tercihleriyle tamamen bastırılamadığını göstermesi bakımından önemlidir. Ancak bu müdahalelerin sınırlı kalması, genel tabloyu değiştirmeye yetmemiştir. İşçilerin sendika yönetimlerine ve kürsülerine dönük artan tepkisi bu alanın gerçek bir mücadele zemini haline getirilmesi ihtiyacının güçlendiğini göstermektedir.

Sonuç ve ileriye dönük görevler

Bugün açık olan şudur: İşçi sınıfının gerçek gücü, alan tercihlerinde değil, iş yerlerinden başlayarak kuracağı birleşik ve örgütlü mücadelede yatmaktadır. Bu güç ortaya çıkmadığı sürece, her yıl aynı tartışmalar yeniden üretilecek, ortaya çıkan birikim ya dağılacak ya da sınırlandırılacaktır. Dolayısıyla mesele artık yalnızca 1 Mayıs gününün nasıl geçtiği değil, onun açığa çıkardığı tabloyu nasıl ileri taşıyacağımızdır. İş yerlerinden yükselen taleplerin kalıcı bir örgütlülüğe dönüşmesi, sendikal alanda bürokratik engelleri zorlayan bir hattın güçlenmesi ve sınıfın kendi sözünü doğrudan kurduğu bir mücadele düzeyinin geliştirilmesi, önümüzde duran asıl görevlerdir.

(İşçi Sendika Servisi)
06.05.2026 15:23

Diyarbakır'da iş cinayeti: Fabrikada elektrik akımına kapılan işçi hayatını kaybetti

Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi’nde bir mobilya fabrikasında elektrik akımına kapılan 29 yaşındaki işçi Halit Yoldaş yaşamını yitirdi. İş cinayetine ilişkin soruşturma başlatıldı.

Diyarbakır'da iş cinayeti: Fabrikada elektrik akımına kapılan işçi hayatını kaybetti

Fotoğraf: DHA

İçerik yükleniyor...

(İşçi Sendika Servisi)
06.05.2026 15:56

Nolan’dan dikkat çeken benzetme: 'Homeros, döneminin Marvel’ıydı'

Christopher Nolan, yeni filmi The Odyssey öncesi yaptığı açıklamada Homeros destanlarını “kendi döneminin Marvel’ı” olarak tanımladı.

Nolan’dan dikkat çeken benzetme: “Homeros, döneminin Marvel’ıydı”

The Odyssey adlı filmden bir sahne.

06.05.2026 14:48

İzmir Barosu: Avukatlar cezasızlık politikalarının sonucunda saldırıya uğruyor

İzmir Barosu, Av. Zeynep Öykü Arun’a yönelik saldırıya ilişkin yaptığı açıklamada, avukatlara dönük şiddetin cezasızlık politikaları nedeniyle arttığını belirtti.

İzmir Barosu: Avukatlar cezasızlık politikalarının sonucunda saldırıya uğruyor

Fotoğraf: Evrensel

06.05.2026 18:22

Bakan Gürlek Rojin Kabaiş'in ailesiyle görüştü: Dosyasının üzerine sonuna kadar gideceğiz

Adalet Bakanı Akın Gürlek, Rojin Kabaiş'in ailesi ile görüşmesinde “Biz devlet olarak bu işin sonuna kadar üzerine gideceğiz” dedi.

Bakan Gürlek Rojin Kabaiş'in ailesiyle görüştü: Dosyasının üzerine sonuna kadar gideceğiz

Fotoğraf: DHA

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!