Nilüfer Hatun Kız Öğrenci Yurdu’nda öğrencilere baskı ve mobbing
Gebze Teknik Üniversitesi içerisinde bulunan Nilüfer Hatun Kız Öğrenci Yurdunda kalan öğrenciler baskı ve mobbinge uğradıklarını, haklarında haksız yere tutanak tutulduğunu ifade etti.
Temsili | Fotoğraf: Gökberk Keskinkılıç/Pexels
Hasret Gültekin Kozan
[email protected]
Gebze Teknik Üniversitesi'nde (GTÜ) Malzeme Bilimi bölümünde okuyan K. A. isimli öğrenci gazetemize ulaşarak, kaldığı Nilüfer Hatun Kız Öğrenci Yurdunda yaşanan sorunları dile getirdi. Yurtta yaşadıkları sorunları şikayet ettikleri gerekçesiyle mobbing ve baskılara maruz kaldıklarını ifade etti.
Yurtta öğrencilerin çeşitli dini etkinliklere katılmadıkları halde 'katılmışlar gibi' gösterildiğini vurgulayan K.A, "Yurtta öğrencilerin katılım göstermediği hasbihal, dini ve çeşitli özel etkinliklerde, bulunmamamıza rağmen varmışız gibi gösterildiğimizi tespit ettik. Ben ve arkadaşlarım bu duruma itiraz ederek, yapılan işlemlerin hukuka aykırı olduğunu defalarca dile getirdik. Ancak tüm uyarılarımıza rağmen bu uygulamalara devam edildi. İmzamız ve onayımız, bilgimiz dışında kullanıldı; yurtta bulunmadığımız zamanlarda dahi etkinliklere katılmış gibi gösterildik" dedi.
"Yurttan atmak, diğer öğrencileri korkutmak istiyorlar"
"Yurtta ciddi bir yemek sorunu var" diyen K.A, "Öncelikle yemek sorunun çözülmesi amacıyla idare temsilcileriyle görüşmeler gerçekleştirdik, ardından da CİMER üzerinden şikayetlerde bulunduk. Ancak bu haklı taleplerimiz ve başvurularımız, yurt idaresi tarafından ‘suç’ ve ‘yurt düzenini tehdit’ olarak değerlendirildi. Yurtta yapılan bu usulsüzlüklere karşı ses çıkardığımız için susturulmaya çalışıldığımızı düşünüyorum. Beni yurttan uzaklaştırma fikriyle diğer öğrencilerin de korkutulmak ve susturulmak istendiğini düşünüyorum" diye konuştu.
"Hastanede kanser tedavisi görürken 'izin hakkın doldu, idareye gel' dediler"
Yurtta yaşanan sorunları ve usulsüzlüklere karşı hareket ettiği için üzerindeki baskı ve mobbingin arttığını vurgulayan K. A, "6 Aralık 2025 Cumartesi günü, yurtta yaşayan bir kedimiz, yurt memuru C. H.’nın yeğeni tarafından vahşice öldürülmüştür. Daha önce de aynı kişinin hayvanlara şiddet uyguladığına şahit olmuş ve gerekli uyarılarda bulunmuştuk. Olay sonrası yurt idaresi ile görüştüğümüzde, başlangıçta durum inkâr edilmiş, kamera kayıtlarının ortaya çıkmasının ardından ise ‘kedi zaten hastaydı’ şeklinde savunmalar yapılmıştır. Bu süreçte tarafıma karşı sert ve aşağılayıcı bir tutum sergilenmiştir. Biz öğrenciler olarak bu olayla ilgili savcılığa suç duyurusunda bulunduk. Yaklaşık bir ay sonra, aynı memurun yurtta bir kına gecesi düzenlediğini öğrendik ve bunu da şikâyet ettik. Bu olayların ardından üzerimdeki baskı ve mobbing açık bir şekilde artmaya başlamıştır. Bu süreçte bana tiroit kanseri teşhisi konulmuş ve tedavi sürecine başlanmıştır. 26 Şubat tarihinde hastanedeyken yurt tarafından aranarak izin hakkımın dolduğu ve idareye gelmem gerektiği tarafıma bildirilmiştir. Hastaneden ayrılarak yurda geldiğimde sistemde izin hakkımın devam ettiğini gördüm. Daha sonra bunun bir hata olduğu ifade ettiler" dedi.
"Hakkımda tutanak tutuldu, disiplin süreci devam ediyor"
Tedavi süreci için memleketine ailesinin yanına gitmek zorunda kaldığını belirten K.A, "Ameliyat öncesinde yurttan izin talebinde bulunarak patoloji sonuçlarımı ilettim. İstenen belgeleri hazırlamak için yoğun çaba sarf ettim ancak sağlık durumum oldukça kritikti. Sorunun çözülmemesi üzerine Gençlik ve Spor Bakanlığı yetkilisi H.B. ile iletişime geçtim ve sonrasında izin işlemlerim tamamlandı. 31 Mart 2026 tarihinde sınavlarım için yurda döndüm. Ertesi gün yurt idaresi tarafından aranarak odamda 'yasaklı madde' bulunduğu iddia edildi. Aynı gün hastaneden gelmiş, sevk almıştım. İdareye gittiğimde söz konusu ‘yasaklı maddenin’ bir 'ısıtıcı' olduğu söylendi. Odamda ne bana ne de oda arkadaşlarıma ait bir ısıtıcı bulunmadığını belirterek, iddia edilen eşyanın gösterilmesini talep ettim. Uzun bir bekleyişin ardından bunun bir ‘yanlışlık’ olduğu ifade edildi. Ertesi gün tekrar idareye çağrıldım ve bu kez odamızdaki buzdolabının yerini değiştirdiğim iddia edildi. Bu iddiayı da reddettim. Ancak görevli memur kendi gözleriyle gördüğünü ifade edince, yaşadığım sağlık sorunlarının ve maruz kaldığım baskının etkisiyle tepki gösterdim. Bu sözlerim ‘hakaret’ olarak değerlendirilmiş ve hakkımda tutanak tutuldu" diye konuştu.
Sağlık sorunlarıyla boğuşurken de baskı ve mobbing arttı
"Hakkımda yurttan çıkarılmam için çeşitli iddialar ortaya atıldı" diyen K.A, "Bu süreçte Kürt kimliğim üzerinden değerlendirmeler yapıldığını düşünüyorum. Hukuki haklarımı aradığım için, bana ‘devlete başkaldırmak’ ve ‘örgüt kurmak’ gibi ağır ve mesnetsiz suçlamalar yöneltildi. Benden yurt personelinden özür dilemem istenmiş, ardından okulumuz genel sekreteri ile yapılan görüşmede savunmaları imzalamam gerektiği söylendi. Ancak yapılan haksızlıkları ve iftiraları kabul etmediğim için bu belgeleri imzalamayı reddettim" dedi.
K.A., avukatıyla birlikte hakkındaki asılsız suçlamaları reddeden savunmayı yurt idaresine resmi olarak sunduklarını söyledi. Savunmada, kendisine yöneltilen iddiaların gerçek dışı olduğunu; sağlık süreci ve yurtta daha önce yaşanan olaylar dikkate alınmadan hakkında haksız bir işlem yürütüldüğünü açıkça ifade ettiklerini belirtti. Savunmayı teslim ettikten sonra gelen yeni patoloji raporunda, daha önce alınan tümöre ilişkin hastalık sürecinin devam ettiğini ve yeniden ameliyat ile tedavi gerektirebilecek ciddi tıbbi bulgular bulunduğunu öğrendiğini söyleyen K.A, bu nedenle tedavisini sürdürebilmek ve aile desteği alabilmek için memleketine dönmek zorunda kaldığını kaydetti.
Bu durumu yurt idaresine ilettiğini ve güncel patoloji sonuçlarını paylaştığını belirten K.A, buna rağmen idarenin belgeleri yeterli bulmadığını, yeniden hastanede yatış raporu ve ameliyat belgesi talep ettiğini söyledi. Ancak mevcut durumda vücudunun yeni bir ameliyata hazır olmadığını, ameliyat tarihinin henüz netleşmediğini ve tedavi sürecinin tamamını hastanede yatarak geçirmesinin mümkün olmadığını ifade etti.
Sağlık durumunun ciddiyetine ve sunduğu tıbbi belgelere rağmen yerine getirilmesi fiilen mümkün olmayan evrakların istenmesinin kendisine yönelik baskı ve yıldırma politikasının sürdüğünü gösterdiğini söyleyen K.A, bunun keyfi uygulamaların ve yetki kötüye kullanımının devamı niteliğinde olduğunu dile getirdi.
Öğrenci grupları yurt müdürlüğü tarafından takip mi ediliyor?
Öte yandan iddialara dair yurt müdürlüğünden Gebze Emek Gazetesi'ne yapılan açıklamada, "Öğrencimiz kendisinden talep edilen belgeleri bu zorlu sürecinde tarafına yönelik baskı ve yıldırma süreci olduğu kanaatine varmış olsa da bu iddiasını doğrulayacak herhangi bir uygulamamız bulunmamaktadır. Öğrencimiz K.A’nın kendisiyle ilgisi olmadığı halde birçok konunun içinde yer aldığı, kendisinin şahit olmadığı ve bilgisi bulunmadığı, doğruluğunu sorgulamadığı tüm konularda farklı öğrencilerin şikâyetlerini kullanarak ve diğer öğrencileri örgütleyerek, saygı sınırlarını aşarak, idarenin iş ve işlemlerini zorlaştırmaya, suçlamaya yönelik eylemlerde bulunduğu öğrenci whatsapp gruplarında yapmış olduğu sohbetlerle tespit edilmiştir" denildi. Bu açıklama, "Öğrenci grupları yurt müdürlüğü tarafından takip mi ediliyor?" sorusunu akıllara getirdi.
Evrensel'i Takip Et