06.05.2026 00:16

Şiir yazamadık, ama iyi konum aldık

“Un Poeta” şiiri anlatan bir film değil. Bir şair izliyoruz. Film, çok incelikli ama sert bir yerden vuruyor: Şiirin politikleşmesi değil mesele. Şiirin, politikanın temsil rejimine teslim olması.

Şiir yazamadık, ama iyi konum aldık

Ayşegül Tözeren

Geçen gün izleyip takılıp kaldığım “Un Poeta” şiiri anlatan bir film değil. Daha doğrusu, şiiri anlatmayı reddeden bir film. Çünkü anlatmaya kalktığınız anda onu kutsallaştırmak zorunda kalırsınız. Oysa bu filmde kutsal yok. Şair yok. Deha yok. İlham yok. Sadece dağılmış bir hayat var.

Bir şair izliyoruz. Ama o bize belletildiği türden değil. Ne büyük bir sesi var ne de arkasında duran bir “dünya”. Yazmış, evet. Hatta ödüller de almış. Ama sonra o başarıyı sürdürememiş. Daha doğrusu, sürdürememekle kalmamış, o başarıya hiç ait olamamış. Alkolle boğuşuyor, ilişkileri dağılıyor, akademide kalabilecekken orayı da bırakıyor. Hayatın kıyısında, kendini şiirle değil, şiirin hayaletiyle ayakta tutmaya çalışan bir figür.

Onun trajedisi yazamaması değil. Yazdığı şiirin hiçbir yere ait olamaması.

Bu yüzden “kaybeden” gibi görünüyor. Oysa belki de mesele şu: Kazananların kurduğu oyuna katılmayı reddettiği için kaybeden ilan ediliyor.

Film boyunca bu şairin bir “şiir evi”yle ilişkisini izliyoruz. Söyleşiler, okumalar, küçük edebiyat toplantıları… İlk bakışta tanıdık bir sahne: Kendi seslerini birbirlerine onaylatan kapalı bir çember.

Ama o çemberin görünmeyen bir merkezi var: Fon.

Şiir evi bir yerden fon alıyor. Ve fon, yalnızca parayı değil, şiirin yönünü de belirliyor.

Genç bir lise öğrencisi giriyor bu dünyanın içine. Filmin başkarakteri olan şairin desteğiyle. Olağanüstü bir şiir yeteneği var. Ama yazdığı şeyler “yanlış”. Çünkü fazla kişisel. Fazla sahici. Fazla kendisi.

Ondan beklenen başka bir şey: Siyah olmasını yazması. Yoksulluğunu yazması. Kısacası, temsil edilebilir ve “kullanışlı” bir hikayeye dönüşmesi.

Şiir artık yazılan bir şey değil; beklenen bir şey.

Tam burada film, çok incelikli ama sert bir yerden vuruyor: Şiirin politikleşmesi değil mesele. Şiirin, politikanın temsil rejimine teslim olması.

Şiir evindeki tartışmalara baktığınızda derinlik değil, pozisyon görüyorsunuz. Birbirlerine söyledikleri sözler şiirin içinden değil, konumlarının içinden geliyor.

Bir noktadan sonra şunu fark ediyorsunuz: Şiir konuşulmuyor. Kim konuşacak, o konuşuluyor.

Bu sahneleri izlerken ister istemez Türkçe şiir çevrelerinde son dönemde dönen tartışmaları hatırlıyorum. Şiirin ne söylediğinden çok, kimin neyi söylemeye hakkı olduğu üzerine kurulu o bitmek bilmeyen polemikleri. Büyük teorik çerçeveler, ağır kavramlar, keskin cümleler…

Ama hayat? Hayat o tartışmaların içinde yok.

Ödüller iptal edilirken, kültür etkinlikleri bir bir susarken… şiirin dünyasında hâlâ aynı steril tartışmalar dönüyor. Sanki şiir, yaşadığı ülkeyle bağını çoktan koparmış gibi.

Şiirin ontolojisi tartışılırken, şiirin yaşadığı dünya gözaltına alınıyor.

Filmdeki şiir evi neyse, bizim edebiyat ortamımız da çoğu zaman o: Kendi içine kapanmış, kendi diline hayran, ama hayatla teması giderek zayıflayan bir alan.

Ve o şair… Genç lise öğrencisi festival gecesinde dağılırken sadece izliyor. Çünkü zaten kendisi tutunamamış biri. Başkasını tutacak hali yok.

Sonra suçlanıyor. Yanlış anlaşılmalar, söylentiler, dışlanmalar…

Ama asıl çöküş orada değil.

Asıl çöküş, onun zaten çoktan düşmüş olması.

Filmde beni en çok sarsan şey ise başka bir yerde: Annesi. Ne kadar dağılırsa dağılsın, nereden kovulursa kovulsun… Annesi hep orada. Büyük laflar etmiyor. Sadece soruyor:

“Bir sıcak çikolata yapayım mı?”

Şiirin kurtaramadığı bir hayatı, bu basit cümle ayakta tutuyor.

Belki de şiirin kaybettiği şey tam olarak bu: Sahicilik.

Bugün şiir büyük meseleleri tartışıyor olabilir. Kimlikleri, temsilleri, politik pozisyonları… Ama bütün bunların ortasında çok temel bir şeyi unutuyor: İnsanı.

Şiirin krizi estetik bir kriz değil.

Şiir artık yazılmıyor; konum atıyor.

(Kültür Servisi)

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
05.05.2026 11:22

Sezon finali öncesi yaprak dökümü: Kızılcık Şerbeti’nde ayrılıklar peş peşe

Kızılcık Şerbeti’nde sezon finali öncesi sürpriz ayrılık yaşanıyor. Çimen karakterine hayat veren Selin Türkmen ikinci kez diziden ayrılıyor.

Sezon finali öncesi yaprak dökümü: Kızılcık Şerbeti’nde ayrılıklar peş peşe

Kızılcık Şerbeti adlı diziden bir sahne.

05.05.2026 13:17

Erivan'da ABD ve Rusya'ya verilen mesajlar

Erivan’daki tablo, gelecekte ABD’nin daha fazla yalnızlaşabileceğini gösterdi. AB, Ermenistan ile de ilişkileri geliştirerek hem Rusya’nın bölge üzerindeki etkisini kırmayı hem de Asya’ya ulaşan ticaret yolları üzerinde söz sahibi olmayı hedefliyor.

Erivan'da ABD ve Rusya'ya verilen mesajlar

Fotoğraf: Ukrayna Devlet Başkanlığı

05.05.2026 15:45 / Güncelleme: 16:45

2 Emek Gençliği üyesi gözaltına alındı

İzmit'te 2 Emek Gençliği üyesi; Yusuf, Hüseyin ve Deniz Gezmiş'in idam edilmelerinin yıldönümünde gerçekleştirecekleri anmaya çağrı afişi astıkları gerekçesiyle gözaltına alındı. Polis işlemin gözaltı olmadığını söylese de öğrencilerin üstü arandı.

2 Emek Gençliği üyesi gözaltına alındı

Fotoğraf: Evrensel

05.05.2026 15:06

Foto muhabirin vizöründen dans: Ali Öz’ün 'Fotoğrafın Dansı, Dansın Fotoğrafı' sergisi başladı

Fotoğraf sanatçısı Ali Öz’ün dans temalı yeni sergisi Ankara’da açıldı. Sanatçı, 45 yıllık meslek hayatında biriktirdiği arşiv ve tanıklıklarını anlattı.

Foto muhabirin vizöründen dans: Ali Öz’ün “Fotoğrafın Dansı, Dansın Fotoğrafı” sergisi başladı

Fotoğraf: Zeynep Algedik/Evrensel

05.05.2026 16:06

Özel İtalyan Lisesi grevinde yargı kararı: Patronun grev kırıcı eylemleri tescillendi

İstanbul’daki Özel İtalyan Lisesi’nde öğretmenlerin grevi sürerken, yerlerine Milli Eğitim Bakanlığı aracılığıyla öğretmen görevlendirilmesiyle ilgili açılan davada mahkeme, işverenin grev kırıcı eylemlerde bulunduğuna hükmetti.

Özel İtalyan Lisesi grevinde yargı kararı: Patronun grev kırıcı eylemleri tescillendi

Fotoğraf: Eylem Nazlıer/Evrensel

İçerik yükleniyor...

(İşçi Sendika Servisi)

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!