Şiir yazamadık, ama iyi konum aldık
“Un Poeta” şiiri anlatan bir film değil. Bir şair izliyoruz. Film, çok incelikli ama sert bir yerden vuruyor: Şiirin politikleşmesi değil mesele. Şiirin, politikanın temsil rejimine teslim olması.
Ayşegül Tözeren
Geçen gün izleyip takılıp kaldığım “Un Poeta” şiiri anlatan bir film değil. Daha doğrusu, şiiri anlatmayı reddeden bir film. Çünkü anlatmaya kalktığınız anda onu kutsallaştırmak zorunda kalırsınız. Oysa bu filmde kutsal yok. Şair yok. Deha yok. İlham yok. Sadece dağılmış bir hayat var.
Bir şair izliyoruz. Ama o bize belletildiği türden değil. Ne büyük bir sesi var ne de arkasında duran bir “dünya”. Yazmış, evet. Hatta ödüller de almış. Ama sonra o başarıyı sürdürememiş. Daha doğrusu, sürdürememekle kalmamış, o başarıya hiç ait olamamış. Alkolle boğuşuyor, ilişkileri dağılıyor, akademide kalabilecekken orayı da bırakıyor. Hayatın kıyısında, kendini şiirle değil, şiirin hayaletiyle ayakta tutmaya çalışan bir figür.
Onun trajedisi yazamaması değil. Yazdığı şiirin hiçbir yere ait olamaması.
Bu yüzden “kaybeden” gibi görünüyor. Oysa belki de mesele şu: Kazananların kurduğu oyuna katılmayı reddettiği için kaybeden ilan ediliyor.
Film boyunca bu şairin bir “şiir evi”yle ilişkisini izliyoruz. Söyleşiler, okumalar, küçük edebiyat toplantıları… İlk bakışta tanıdık bir sahne: Kendi seslerini birbirlerine onaylatan kapalı bir çember.
Ama o çemberin görünmeyen bir merkezi var: Fon.
Şiir evi bir yerden fon alıyor. Ve fon, yalnızca parayı değil, şiirin yönünü de belirliyor.
Genç bir lise öğrencisi giriyor bu dünyanın içine. Filmin başkarakteri olan şairin desteğiyle. Olağanüstü bir şiir yeteneği var. Ama yazdığı şeyler “yanlış”. Çünkü fazla kişisel. Fazla sahici. Fazla kendisi.
Ondan beklenen başka bir şey: Siyah olmasını yazması. Yoksulluğunu yazması. Kısacası, temsil edilebilir ve “kullanışlı” bir hikayeye dönüşmesi.
Şiir artık yazılan bir şey değil; beklenen bir şey.
Tam burada film, çok incelikli ama sert bir yerden vuruyor: Şiirin politikleşmesi değil mesele. Şiirin, politikanın temsil rejimine teslim olması.
Şiir evindeki tartışmalara baktığınızda derinlik değil, pozisyon görüyorsunuz. Birbirlerine söyledikleri sözler şiirin içinden değil, konumlarının içinden geliyor.
Bir noktadan sonra şunu fark ediyorsunuz: Şiir konuşulmuyor. Kim konuşacak, o konuşuluyor.
Bu sahneleri izlerken ister istemez Türkçe şiir çevrelerinde son dönemde dönen tartışmaları hatırlıyorum. Şiirin ne söylediğinden çok, kimin neyi söylemeye hakkı olduğu üzerine kurulu o bitmek bilmeyen polemikleri. Büyük teorik çerçeveler, ağır kavramlar, keskin cümleler…
Ama hayat? Hayat o tartışmaların içinde yok.
Ödüller iptal edilirken, kültür etkinlikleri bir bir susarken… şiirin dünyasında hâlâ aynı steril tartışmalar dönüyor. Sanki şiir, yaşadığı ülkeyle bağını çoktan koparmış gibi.
Şiirin ontolojisi tartışılırken, şiirin yaşadığı dünya gözaltına alınıyor.
Filmdeki şiir evi neyse, bizim edebiyat ortamımız da çoğu zaman o: Kendi içine kapanmış, kendi diline hayran, ama hayatla teması giderek zayıflayan bir alan.
Ve o şair… Genç lise öğrencisi festival gecesinde dağılırken sadece izliyor. Çünkü zaten kendisi tutunamamış biri. Başkasını tutacak hali yok.
Sonra suçlanıyor. Yanlış anlaşılmalar, söylentiler, dışlanmalar…
Ama asıl çöküş orada değil.
Asıl çöküş, onun zaten çoktan düşmüş olması.
Filmde beni en çok sarsan şey ise başka bir yerde: Annesi. Ne kadar dağılırsa dağılsın, nereden kovulursa kovulsun… Annesi hep orada. Büyük laflar etmiyor. Sadece soruyor:
“Bir sıcak çikolata yapayım mı?”
Şiirin kurtaramadığı bir hayatı, bu basit cümle ayakta tutuyor.
Belki de şiirin kaybettiği şey tam olarak bu: Sahicilik.
Bugün şiir büyük meseleleri tartışıyor olabilir. Kimlikleri, temsilleri, politik pozisyonları… Ama bütün bunların ortasında çok temel bir şeyi unutuyor: İnsanı.
Şiirin krizi estetik bir kriz değil.
Şiir artık yazılmıyor; konum atıyor.
(Kültür Servisi)Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et