İran’da muhafazakar kliklerin müzakere anlaşmazlığı
ABD İran’dan gelen anlaşma tekliflerini reddederken, İran yönetiminde ‘Radikal’ muhafazakarlar ve ‘Müzakereci’ muhafazakarlar hem mecliste hem de gazeteler aracılığıyla tartışma yürütüyor.
Fotoğraf: AA
Ela Ava
[email protected]
ABD’nin İran’a karşı başlattığı savaş belirsiz bir ateşkes sürecindeyken Hürmüz’de tekrar harlandı. Dünkü gerilim öncesi İran’ın gündeminde ise ABD ile müzakere sürecinde İran yönetimindeki klikler arası oluşan ihtilaflar vardı. 28 Şubat saldırılarıyla başlayan savaşın ilk dönemlerinde daha bütünlüklü bir görüntü sergileyen İran rejiminin çeşitli kanatları, son haftalarda ise aralarındaki tartışmaları çok daha açıktan sürdürüyor.
Hamaney ‘saf dışı bırakıldı’ iddiası
Donald Trump’ın İran hükümet yetkilileri arasındaki bölünme iddiasına dair defalarca yaptığı açıklamalara tepki olarak 23 Nisan’da İran’da üç erkin (yasama, yürütme, yargı) başkanları ile siyasi ve askeri yetkili ortak bir mesaj yayımlamışlar ve “İran’da radikal veya ılımlı diye bir şey yoktur. Hepimiz ‘İranlı ve devrimciyiz’. Tek bir tanrı, tek bir lider, tek bir millet ve tek bir yol var; o da aziz İran’ın zafer yoludur” demişlerdi.
Ancak Mecliste “İstikrar Cephesi”ne yakın bir milletvekili olan Emir Hüseyin Sabeti gibi isimler, İslamabad’daki son nükleer müzakerelerde Yeni Dini Lider Mücteba Hamaney’in “saf dışı” bırakıldığı ve onun çekinceleri ile şartlarının göz ardı edildiğini belirterek bu durumdan duydukları endişeyi dile getirdiler ve her türlü “sahte birliğe” karşı çıktıklarını belirttiler.
Bir parantez açıp İstikrar Cephesi kimlerden oluşuyor bakalım: İstikrar Cephesi, İran Meclisinde 50’den fazla sandalyeye sahip ve çoğunlukta olmamasına rağmen, sesi diğer akımlardan daha fazla duyuluyor. Nedeni de askeri ve mali nüfuzu. 2009’da İstikrar Cephesi’nin ilk çekirdeği; bazıları Ahmedinejad hükümetine ve bazıları ise Ali Laricani’ye yakın olan ve daha uzaklaşan isimlerin birleşiminden oluştu. Bunlar arasında Kamran Bageri Lankarani, Gulamhüseyin İlham ve Sadık Mahsuli gibi isimler mevcut. Ayrıca, 8. meclisteki İslam Devrimi Fraksiyonu’nun bazı üyeleri ve Ammar Karargahı üyeleri, aralarında Hamid Resai, Murtaza Ağa Tahrani, Mehdi Küçükzade, İsmail Kevseri ve Ruhullah Hüseyniyan’ın da bulunduğu biliniyor.
‘Nükleer mesele ile ilgili görüşme’ rahatsızlığı
Bu arada Meclis Ulusal Güvenlik Komisyonu Başkan Yardımcısı olan, Nükleer Anlaşma (JCPOA) karşıtı olarak bilinen ve İslamabad’daki müzakerelerde de bulunan Mahmud Nebavian ise şöyle bir açıklama yaptı: “Maalesef müzakere heyeti stratejik bir hata yaptı ve devrim liderinin açık kırmızı çizgisinin aksine nükleer mesele hakkında Amerika ile görüştü.”
ABD ile müzakereyi destekleyenler ve karşı çıkanlar arasındaki görüş ayrılığı, sokaklara ve hükümet destekçilerinin gece toplanmalarına kadar sıçramış görünüyor. Bu mitinglerin çoğunda konuşmacılar, Amerika ile müzakereye karşı çıkan ve “radikal” olarak bilinen isimlerden oluşuyor.
‘Radikal slogan’ uyarısı ve Kalibaf tartışması
Milletvekillerinin ABD ile müzakerelere devam edilmesine ve ateşkesin uzatılmasına karşı çıkmaktaki sertlikleri, Dini liderliğe bağlı Keyhan gazetesinin bile gece gösterilerindeki “radikal sloganları” eleştirmesine neden oldu. Gazete, hükümet destekçilerinden “Birleştirici sloganlar atılmasını” istedi.
Bu günlerde daha çok göze çarpan şey, Ulusal Güvenlik Komisyonu Üyesi Ali Hızriyan da dahil olmak üzere bazı radikal usulcü (Muhafazakar) milletvekilleri, kendilerini Mücteba Hamaney’in “niyetlerinin sözcüsü” olarak tanıtmaları ve İslamabad’da Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve heyetin, Hamaney tarafından belirlenen “kırmızı çizgiler”i aştığını sürekli olarak tekrar ediyor olmaları. Buna karşılık 27 Nisan’da İran haber ajansları ve medyası, 261 milletvekilinin bir bildiriyle meclis başkanını ve müzakere heyeti üyelerini desteklediğini bildirdi.
Bu bildiri, bazıları tarafından “radikal” akımın baskısını etkisiz hale getirme girişimi olarak yorumlandı. Bildiride, “Biz halkın temsilcileri olarak, müzakere heyetine, özellikle de bu heyetin başkanı olarak düşmanla yeni bir mücadele alanına adım atan Meclis Başkanına (Kalibaf) güveniyoruz ve onları destekliyoruz” vurgusu yapıldı.
Meclis cephelerinin tartışmaları sosyal medyaya yansıdı
Bildiriyle eş zamanlı olarak, Meclisteki “Paydari Cephesi” temsilcilerinin bildiriyi imzalamadığı açıklandı. İki gün sonra Milletvekili Hüseyin Samsami, imza sayısını sorgulayarak mektubu “sadece” 116 kişinin imzaladığı açıklaması yaptı.
İstikrar Cephesi Genel Sekreteri Sadık Mahsuli ise “Sınıfta kalanlar” başlıklı bir yazı yayımladı. Mahsuli, X hesabından, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ve Amerika’nın bölgedeki üslerinin sökülmesi de dahil olmak üzere Mücteba Hamaney’in Amerika ile müzakere şartlarına atıfta bulunarak şöyle yazdı: “İçerideki siyasette sınıfta kalan bazıları son zamanlarda safça konuları gündeme getirdiler. Açıktır ki, yüce devrim liderinin mesajının stratejik noktalarına aykırı herhangi bir söz söyleyen kişi, eğer bunu ihanetten yapmıyorsa, kesinlikle aptallıktan yapıyordur.”
Son haftalarda çoğu hükümet töreni ve toplanmalarında İstikrar Cephesi üyelerinin yoğun katılımı, bu grubun adının medyanın dikkatini bir kez daha çekmesine neden oldu. Birçok siyasi figürün hükümet gösterilerinde bulunmadığı bir ortamda, İstikrar Cephesi’ne yakın isimlerin bu mitinglerin organize edilmesinde ve yapılan konuşmalarda önemli bir rol oynadığı görülüyor. Bu akım sosyal ağlarda da aktif ve devlet televizyonu yöneticileriyle yakın bağları var. Bu da İran’da internet kesintilerinin olduğu bir dönemde bu cephenin sözünün de daha görünür olmasına neden oluyor.
Usulcüler arasında görünür çatlak
Son zamanlarda İran’da dört muhafazakar medya organı da karşı karşıya geldi. Bir yanda Tesnim Haber Ajansı ve Mashregh News, diğer yanda ise Raja News ve Fars Haber Ajansı. Ancak asıl tartışma ve görüş ayrılığı, Devrim Muhafızlarına yakın olan Tasnim Haber Ajansı ile İstikrar Cephesi ve muhafazakar cenahtan Said Celili’ye yakın bir site olan Raja News arasında.
Olay, Mashregh News’te yayımlanan ve Tesnim’de yeniden paylaşılan bir makale ile başladı; İran ile ABD arasındaki müzakerelere “kötümser” bir bakış açısıyla yaklaşan bu yazı, süreci “aldatıcı bir sahne” ve bir tür “zaman kaybı” olarak nitelendirdi ve yaptırımların tamamen kaldırılması veya kalıcı barış gibi büyük kazanımlar için her türlü beklentiyi “hayalperestlik” ve “sihirli fasulye hikayesi” gibi nitelendirdi. Bu yazı çokça eleştiriye neden oldu. Tartışma sertleşerek sürdü.
Sonunda her iki medya organı ateşkes ilan etti ancak bu kavga, akımlar arasındaki derin çatlağı gösterdi.
Özetle bugünlerde Tahran’daki güç odalarından tek bir ses duyulmuyor. Geçmiş on yılların aksine, her zaman bir kanat ara buluculuk ve barış için öne çıkarken, Ulusal Güvenlik Şefi Ali Laricani ve Dış İlişkiler Konseyi Başkanı Kemal Harrazi gibi sembolik diplomasi figürlerinin suikast sonucu ölmesi, güç dengesinde gözle görülür bir değişikliğe neden olmuş görünüyor.
Evrensel'i Takip Et