Cehennemde huzuru bozanların hikayesi: Made in Dagenham’dan made in Temel Conta’ya…
Made in Dagenham’dan ‘Made in Temel Conta’ya’ bir gerçeklik var: Bu cehennemde hâlâ soluyabilecek bir hava bulabiliyor olmamızın, o nefes aralıklarının kendiliğinden değil, birilerinin “huzuru” bozma pahasına açtığı yollardan geldiğini bilmek.
Made in Dagenham filminden bir sahne
Hilal Çelebi
Uruguaylı Gazeteci Eduardo Galeano cehennemi şöyle anlatıyordu, “Cehennem: 960 yılı civarında Hıristiyan misyonerler İskandinavya’yı istila edip Vikingleri tehdit ettiler: Eğer pagan adetlerini sürdürürseniz sonsuz ateşin yandığı cehenneme gidersiniz. Vikingler bu güzel haber için teşekkür ettiler. Zira onlar soğuktan titriyorlardı, korkudan değil.”
İşte bu kadar basitti. Bir toplumu etkilemek için kullanılan korku unsuru, o toplumun koşullarına ve değerlerine göre anlam kazanır ve o korku/tehdit her zaman insanların üzerinde aynı etkiyi yaratmayabilir. Hele ki insanın yaşadığı yer zaten bir cehennemse…
Ve eğer hâlâ bu cehennemde soluyacak bir nefes bulabiliyorsak, bu korkudan titrediğimiz için değil; tam tersine, mücadeleyle açtığımız gedikler sayesinde. Birilerinin “cennet” dediği yerdeki “huzuru” bozarak kazanılmış o dar, inatçı nefes aralıkları…
Temel Conta işçileri, bundan birkaç gün önce, direnişlerinin 496’ncı gününün şafağında evlerine yapılan baskınlarla gözaltına alındı. Gerekçe tanıdık: “Huzuru ve sükuneti bozmak.”
Aylardır süren direnişleri boyunca maruz kaldıkları baskılar yetmemişti. Korkudan titremediler. Ama işte mesele tam da bu. Zaten cehennemde yaşayanlara cehennemle gözdağı verilebilir mi?
Tam da böyle bir günde, bu gerçeği hatırlatan bir filme denk geldim.
1960’ların sonunda Ford Motor Company’nin Dagenham Fabrikasında, kentteki, evdeki, ülkedeki “huzuru ve sükuneti” bozarak yırtıp atan kadınların hikayesini anlatan Made in Dagenham…
Ford Fabrikasında dikiş işçiliği yapan kadınların karşısına çıkanlar, aslında hiç yabancı değil.
Patron tehdidi, sendikal bürokrasi, grev sürecindeki geçim sıkıntısı, işsizlik korkusu, devletin türlü engelleme çabaları… Filmin gücü, bu hikayenin gerçekten yaşanmış ve hâlâ yaşanıyor olmasından geliyor.
Made in Dagenham eşit işe eşit ücret talep eden 187 kadının mücadelesini merkeze alsa da; sadece bunu anlatmakla kalmıyor. Aynı zamanda kapitalist düzenin, kârını maksimize etmek için işçi sınıfı içinde -bu örnekte kadın ve erkek işçiler arasında- nasıl ayrımlar yarattığını ve ortak mücadeleyi nasıl bölmeye çalıştığını da açık biçimde gösteriyor.
Ve elbette şunu da hatırlatıyor:
Israrın, inadın ve mücadelenin; mutlaka bir değişim ateşini fitilleyeceğini…
Bugün hâlâ tam anlamıyla sağlanmamış olsa da eşit ücret hakkının yasalaşmasında, ücret uçurumunun daralmasında mücadeleci işçi kadınların bu ısrarının payı var. Bugün pek çok kazanılmış hakkın; tarih boyunca işçi sınıfının kendisine reva görülenle “yetinmek” yerine kıyasıya mücadele ısrarından kaynaklanıyor olması gibi.
Made in Dagenham’dan ‘Made in Temel Conta’ya’ bir gerçeklik var: Bu cehennemde hâlâ soluyabilecek bir hava bulabiliyor olmamızın, o nefes aralıklarının kendiliğinden değil, birilerinin “huzuru” bozma pahasına açtığı yollardan geldiğini bilmek. Ve bunu ancak; birbirimize sahip çıkarak, omuz vererek, birlikte yürüyerek inşa edebileceğimiz gerçeği…
Bu yüzden bu hikayenin sinemada yeniden kurulması, hatırlatılması oldukça önemli. Üstelik bunu keskin bir dil ve yer yer alaycı bir mizahla yapması, filmin yalnızca öğretici değil, aynı zamanda diri ve etkileyici olmasını da sağlıyor.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et